Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

DOĞUBAYAZIT'IN TARİHİ MEZARLIKLARI SAHİPSİZ Mİ?

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

İshak Paşa Sarayı’nın Gölgesinde Yatan Tarih, Sessizce Yok Oluyor!

Bir milletin tarihi yalnızca saraylarında, kalelerinde ve camilerinde değil; mezar taşlarında, kitabelerinde, hatıralarında ve geçmişine gösterdiği vefada da yaşar. Doğubayazıt’ın tarihî mezarlıkları bugün hepimize ciddi bir sorumluluk yükleyen acı bir manzarayla karşı karşıyadır.

Dün, eski bakanlarımızdan birinin refakatinde, bir dernek başkanımız ve meslektaşımızla birlikte Doğubayazıt’ın tarihî mekânlarını ziyaret ettik. Bu ziyaretimizde özellikle İshak Paşa Sarayı’nın çevresindeki tarihî mezarlıkları ve Ahmed-i Hânî Hazretleri’nin bulunduğu bölgedeki kabirleri gezdik. Ancak gördüklerimiz, tarihî mirasımızın korunması konusunda ne kadar ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi.

Yaklaşık on beş yıl önce, Doğubayazıt İlçe Müftüsü olarak görev yaptığım dönemde de bu mezarlıkları ziyaret etmiş, bazı mezar taşlarının fotoğraflarını çekmiş, ulaşabildiğim kimi isimleri tespit etmiş, notlar almış ve kendi imkânlarım ölçüsünde bu tarihî mirasın kayıt altına alınmasına katkıda bulunmaya çalışmıştım.

Ne yazık ki aradan geçen yılların ardından aynı mekânlara yeniden baktığımda, geçmişte gördüğüm ve kayıt altına almaya çalıştığım birçok mezar taşının devrildiğini, parçalandığını, yerlerinden söküldüğünü ve tahrip edildiğini gördüm. Bazı alanların ise kazılarak altüst edildiğine şahit oldum. Bu manzara yalnızca bir tarih meraklısını değil, geçmişine bağlı olan her insanı derinden yaralayacak niteliktedir.

İshak Paşa Sarayı’nın çevresi sıradan bir mezarlık değildir!

İshak Paşa Sarayı, Doğubayazıt’ın ve ülkemizin en önemli tarihî miraslarından biridir. Ancak sarayın çevresindeki mezarlıklar da en az sarayın kendisi kadar dikkatle araştırılmayı, korunmayı ve gelecek nesillere aktarılmayı hak etmektedir.

Bu mezarlıklarda İshak Paşa ailesine mensup şahsiyetlerin; onun torunlarının, aile fertlerinin, gelinlerinin, oğlu Mahmut Paşa’nın ve Mahmut Paşa ailesinin kabirlerinin bulunduğu bilinmektedir. Bunun yanında tarihî Doğubayazıt’ın ileri gelenleri, Osmanlı döneminde görev yapmış idareciler ve zabitler, savaşlarda şehit düşmüş komutanlar ve yüzbaşılar, eski müftüler ve müftüzadeler, Arvâsî seyyidleri, medrese âlimleri, mollalar ve daha nice kıymetli şahsiyet bu tarihî çevrede medfundur.

Dolayısıyla burası yalnızca bir mezarlık değil; Doğubayazıt’ın idarî, ilmî, dinî, askerî ve toplumsal tarihinin taşlara kazınmış hafızasıdır.
Bu taşların üzerinde yer alan kitabeler, hat yazıları, tarihler, isimler ve taş işçiliğindeki motifler, geçmişin sessiz belgeleridir. Her bir kitabe, bir şahsiyetin kimliğini; her bir tarih, bir dönemin izini; her bir motif ise geçmişteki sanat anlayışını ve estetik zevki yansıtır. Bunların bir kısmı, henüz yeterince incelenmemiş tarihî ve ilmî bilgileri bünyesinde barındırıyor olabilir.
Bir mezar taşının kırılması, yalnızca bir taşın parçalanması değildir. Üzerindeki yazı silindiğinde bir isim, bir tarih veya bir aile bağı da tarihten silinebilir. Taş yerinden sökülüp kaybolduğunda, belki de bir daha elde edilemeyecek bir belgeyi kaybetmiş oluruz.
Define arayışı tarihî hafızayı yok etmemelidir!

Ziyaretimiz sırasında karşılaştığımız en üzücü manzaralardan biri, mezarlık alanlarının çeşitli yerlerinde görülen kazı izleri ve tahrip edilmiş mezar taşlarıydı. Görüntüler, define arayışı sırasında yapılmış olabileceği düşünülen müdahalelere ilişkin ciddi kaygılar doğurmaktadır. Bu tahribatın kimler tarafından ve ne zaman gerçekleştirildiği ise yetkili kurumların incelemesiyle ortaya çıkarılmalıdır.
Burada şu soruyu sormak zorundayız:

Bir alan tarihî ve arkeolojik sit kapsamında korunuyorsa, bu alanın korunması için hangi tedbirler uygulanmaktadır?
Tarihî alanlarda koruma mevzuatı gereği izinsiz müdahaleler yasaklanırken, mezarların kazıldığı, taşların devrildiği ve kitabelerin tahrip olduğu bir manzara nasıl ortaya çıkabilmektedir?

Koruma altındaki bir yerde vatandaşın iyi niyetli bir tamir girişimi dahi ilgili izin ve denetim süreçlerine tabi olabilir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Ancak koruma mevzuatının amacı tarihî mirası kendi hâline bırakmak değil, onu bilimsel yöntemlerle korumak, onarmak ve gelecek nesillere ulaştırmaktır.

Koruma, yalnızca müdahaleyi yasaklamak değildir; tahribatı önlemek, mevcut eserleri güvence altına almak ve kaybolmak üzere olan tarihî mirası kurtarmak için sorumluluk üstlenmektir.

Eğer bir mezarlıkta izinsiz kazılar yapılabiliyor, tarihî taşlar devriliyor ve kitabeler yok oluyorsa burada yalnızca tahribatı yapanların değil, koruma tedbirlerinin yeterliliğinin de sorgulanması gerekir. Bu, herhangi bir kurumu peşinen suçlamak için değil; sorunun nedenlerini tespit etmek ve çözüm üretmek için yapılmalıdır.

Peki, yetkililerden beklentimiz nedir?

Bu tarihî mirasın korunması için ilgili kurum ve kuruluşların gecikmeden harekete geçmesi gerekmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, müze müdürlüğü, Ağrı Valiliği, Doğubayazıt Kaymakamlığı, belediye, İlçe Müftülüğü ve ilgili üniversiteler arasında koordinasyon sağlanmalıdır.

Atılması gereken adımlar açıktır:

1. Öncelikle kapsamlı bir tespit ve envanter çalışması yapılmalıdır.
Ayakta kalan, devrilen, kırılan ve yerinden sökülen bütün mezar taşları fotoğraflanmalı; ölçüleri, kitabeleri, motifleri ve bulundukları yerler kayıt altına alınmalıdır. Eski fotoğraflar, arşiv belgeleri ve daha önce tutulmuş kişisel notlar da bu çalışmaya dâhil edilmelidir.
2. Alanın güvenliği sağlanmalıdır.
İzinsiz kazıların ve tarihî eserlere yönelik müdahalelerin önüne geçilmesi için gerekli denetim, güvenlik ve koruma tedbirleri uygulanmalıdır. Tahribatın boyutu ve sorumluları, ilgili mevzuat çerçevesinde araştırılmalıdır.
3. Devrilen ve parçalanan mezar taşları kurtarılmalıdır.
Taşlar gelişigüzel biçimde taşınmamalı, yeniden dikilmemeli veya bir araya getirilmemelidir. Öncelikle uzmanlarca belgelenmeli, parçalar eşleştirilmeli ve gerekli koruma müdahaleleri bilimsel esaslara göre yürütülmelidir.
4. Mezarlar aslına ve tarihî dokusuna uygun biçimde korunmalıdır.
Yeniden ayağa kaldırma, onarım ve çevre düzenlemesi çalışmaları; uzman restoratörler, sanat tarihçileri, epigrafi araştırmacıları ve ilgili koruma kurullarının denetiminde gerçekleştirilmelidir. Eksik bölümler tahminle tamamlanmamalı, özgün malzeme ve tarihî kimlik korunmalıdır.
5. Kitabeler okunmalı ve ilmî olarak yayımlanmalıdır.
Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi başta olmak üzere mezar taşlarında yer alan yazılar uzmanlar tarafından okunmalı; isimler, tarihler, unvanlar ve diğer bilgiler bilimsel bir envantere aktarılmalıdır. Böylece mezarlıklar yalnızca fiziksel olarak değil, tarihî ve ilmî bakımdan da korunmuş olacaktır.
6. Üniversiteler ve araştırmacılar sürece dâhil edilmelidir.
Tarih, sanat tarihi, İslam tarihi, epigrafi, ilahiyat ve restorasyon alanlarında çalışan akademisyenlerin katkısıyla disiplinler arası bir çalışma yürütülmelidir. Doğubayazıt’ın tarihî hafızasını ortaya çıkaracak kapsamlı bir araştırma ve yayın projesi hazırlanmalıdır.
7. Yerel halkın ve sivil toplum kuruluşlarının katkısı değerlendirilmelidir.

Bölgeyi tanıyan ailelerin, yerel tarih araştırmacılarının ve sivil toplum kuruluşlarının elindeki fotoğraflar, belgeler ve sözlü tarih bilgileri toplanmalıdır. Geçmişte çekilmiş fotoğraflar, bugün kaybolmuş veya tahrip edilmiş taşların tespitinde önemli bir kaynak olabilir.

Bu miras yalnızca Doğubayazıt’ın değil, bütün Türkiye’nindir!

Doğubayazıt’ın tarihî mezarlıklarında yatan insanlar, kendi dönemlerinin dinî, ilmî, idarî ve toplumsal hayatında iz bırakmış şahsiyetlerdir. Onların kabirleri, yalnızca yakınlarının hatırasını yaşatan mekânlar değildir; aynı zamanda bölgenin geçmişini aydınlatacak tarihî belgelerdir.

Ahmed-i Hânî gibi büyük bir düşünce ve irfan geleneğinin yaşadığı topraklarda, âlimlerin, seyyidlerin, müftülerin, medrese mensuplarının ve tarihî şahsiyetlerin hatırasını taşıyan mekânların korunması daha da büyük bir anlam kazanmaktadır.
Bu mezarlıkların korunması, geçmişe duyulan saygının yanında gelecek nesillere karşı da bir sorumluluktur. Bugün elimizde kalan taşları koruyamazsak yarın çocuklarımıza gösterecek bir tarihî belge bulamayabiliriz. Bugün okunabilen kitabeleri kayıt altına almazsak yarın o isimlerin kim olduğunu, hangi tarihte yaşadıklarını ve nasıl bir hayat sürdüklerini öğrenme imkânımızı kaybedebiliriz.

Yetkililere açık çağrımızdır!

Buradan ilgili bütün kurum ve kuruluşlara, yerel yöneticilere, kültür varlıklarını korumakla görevli uzmanlara, akademisyenlere ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunuyorum:
İshak Paşa Sarayı’nın çevresindeki tarihî mezarlıklar ve Ahmed-i Hânî Hazretleri’nin bulunduğu bölgedeki tarihî kabirler için vakit kaybetmeden kapsamlı bir koruma ve kurtarma çalışması başlatılmalıdır.

Öncelikle mevcut durum tespit edilmeli, tahribat belgelenmeli, kalan mezar taşları güvence altına alınmalı ve bilimsel yöntemlerle korunmalıdır. Ardından bütün alanı kapsayan, takvimi ve sorumlu kurumları belirlenmiş bir koruma projesi hazırlanmalıdır.
Bu çağrı, herhangi bir kurumu hedef göstermek veya geçmişteki ihmaller hakkında peşinen hüküm vermek amacı taşımamaktadır. Amacımız, sorunun bütün boyutlarıyla ele alınmasını, yetki ve sorumlulukların açıklığa kavuşturulmasını ve artık geri döndürülemeyecek kayıpların önlenmesini sağlamaktır.

Bizim arzumuz yalnızca kırılmış taşların yeniden dikilmesi değildir. Asıl arzumuz, Doğubayazıt’ın tarihî hafızasının kurtarılması, kitabelerinin okunması, mezarlarının bilimsel yöntemlerle korunması ve bu eşsiz mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.
Bir sarayı korumak ne kadar önemliyse, o sarayın tarihini tamamlayan mezarlıkları korumak da o kadar önemlidir. Saraylar geçmişin ihtişamını gösterir; mezar taşları ise o geçmişi meydana getiren insanların kim olduğunu anlatır.
Doğubayazıt’ın tarihine, kültürüne ve manevî mirasına sahip çıkmak hepimizin sorumluluğudur. Bu sorumluluk, yalnızca geçmişi anmakla değil, bugün elimizde kalan değerleri korumakla yerine getirilebilir.

Dilerim bu çağrı karşılıksız kalmaz; ilgili kurumlar bir araya gelir, gerekli çalışmalar başlatılır ve tarihî Doğubayazıt’ın sessiz tanıkları olan bu mezarlıklar yeniden koruma altına alınır.

Çünkü tarih, yalnızca geçmişte yaşananlar değildir. Tarih, bugün koruyabildiğimiz ve yarına aktarabildiğimiz değerlerdir.
Doğubayazıt’ın tarihî mezarlıklarına sahip çıkalım. Taşları koruyalım, kitabeleri okuyalım, isimleri yaşatalım ve tarihî hafızamızı kaybetmeyelim.

Yazarın Diğer Yazıları