Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

İNANÇ, AHLÂK, İBADET AYRILDIĞINDA

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

İslâm dini diğer dinlerdeki veya diğer ideolojilerdeki anlayışlar gibi din mefhumunu dar bir alana hapsetmez. İslâm anlayışına göre din, sadece ruhani merasimlerden, manevi duygulardan ve derunî inançlardan ibaret değildir.

Bu nedenle İslâm'ın temsil kaynağı olan Kur'an ve Sünnet'e bakıldığında hayatın her alanı ile ilgili hükümler içerdiği görülmektedir. Bir insanın ruhunun en derin yerine hitap ettiği gibi, kişisel hayatındaki en gizli ve sırlı hallerine ilişkin hüküm getirdiği gibi, ferdin aile, toplum, kâinat içindeki farklı hallerine ilişkin hükümler getirdiği gibi beşerî hayatın ihtiyaç duyduğu en önemli sosyal, hukukî, ekonomik, siyasî, idarî, politik ve diplomatik konularla ilgili muazzam ve muntazam ilkeler getirmiştir.

Durum böyle olunca İslâm, hayatı anlamsız ve hükümsüz görüp ruhbanlığı esas alan Hint dinleri, yahut klasik Hristiyan inancı gibi dünyayı, dünyevî çalışmaları dinden ve ibadet hayatından uzaklaştıran bir unsur olarak telakki etmez.

Aynı şekilde Yahudilik gibi tamamen dünyayı temel ve esas alıp ahireti inkâr eden bir din görüntüsü de vermez.

Yine kaynağı vahye dayanmayan ve inkârcı insanlar tarafından icat edilen sahte dinler ve beşerî ideolojiler gibi maddeyi, parayı, dünyayı esas almaz.

Bunları esas almaz, ama anlamsız, hükümsüz, boş ve abes yere de görmez. Tam tersine maneviyata değer verdiği gibi maddeye, ahirete değer verdiği gibi dünyaya ve dünyevî işlere, ibadete değer verdiği gibi çalışma hayatına, inanca değer verdiği gibi ahlâka, ahlâka değer verdiği gibi hak ve hukuka, hukuka değer verdiği gibi iktisadî ve ekonomik faaliyetlere de değer vermektedir.

Nitekim müslümanlar namaz kılarken, yani ibadet şuuru içinde iken “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver!” derler. (el-Bakara 2/201)

Kur'an, müslüman bireylere “Allah'ın sana verdiği şeylerden ahiret yurdunu ara. Ancak dünyadaki nasibini de unutma!” diye nasihat eder. (el-Kasas 28/77)

Hz. Peygamber Efendimiz “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyurmuştur. (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/412, nr. 1320)

Durum böyle olunca İslâm dinini Allah ile vicdan arasına sıkışmış duygulardan ve mümin bireyin kalbindeki tasdik ve inancından ibaret saymak doğru değildir. İslâm, hayatın her alanına hitap eden bir dindir.

Peki biz müslümanlar İslâm'ı bu hakikatine uygun yaşıyor muyuz?

Evet, bu soru birçok açıdan tahlil edilebilir. Soru sebebiyle birçok soruna varılabilir.

Ancak ben bu yazıda yüz yılın ihmaline uğramış iki hususta dikkat çekmek istiyorum.

Birincisi şudur: Biz müslümanlar da ne yazık ki dünyevileştik, laikleştik, maddeci ve kapitalci olduk. İslâm'ı işimize yaradığında kullandık, siyasî, ekonomik, etnik yapımıza dokunduğu an ihmal ettik.

İkincisi: Biz, İslâm'ın inanç, ibadet, ahlâk, siyaset, ekonomi, sosyal ve bireysel hayat yönlerini birbirinden ayırdık, parçaladık, bir bütün olarak yaşamadık. Bu da toplumda birçok çelişki, aksaklık, tutarsızlık, karmaşık ilişkilere sebep oldu.

İşte tefecilik yapan hacı profili, yolsuzluk yapan cemaatçi insan tipi, ihalelere fesat karıştıran dindar ve muhafazakâr siyasetçi heykeli bundan doğdu. Hâlbuki sarıklı ayyaş, başı örtülü fahişe kavramı ne kadar dikkat çekici ve yanlış ise bahsettiğimiz bu durumlar da o kadar yanlıştır. Ama ilkler normalleşmiş, diğeri normalleşme sürecindedir.

Durum böyle devam ederse, yüzde doksan dokuz Müslümanız diye övünürken farkına varmadan eski komünist ve despotist ülkelerin zulüm ve baskıyla intac ettirdiği “besmele ile içki içen dindar müslüman” tipinden daha ilginç tipler bizde de tezahür edecektir.

Sonuç olarak bütün bunlardan çıkarılacak ders şudur: İslâm, hayatın sadece bir bölümünü değil, tamamını kuşatan bir dindir. İman kalpte, ibadet bedende, ahlâk davranışlarda ve adalet toplumda görünmelidir. İnanç ibadetten, ibadet ahlâktan, ahlâk da günlük hayattan koparıldığında dinî kimlik ile gerçek hayat arasında büyük bir çelişki ortaya çıkar. Asıl mesele sadece “Müslümanım” demek değil, imanı ahlâka, ibadeti davranışa ve kulluğu hayatın bütününe yansıtabilmektir.

Yazarın Diğer Yazıları