Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

DİNİ, KUTSALI VE MANEVÎ DEĞERLERİ İSTİSMAR ETMEK

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

İnsanlık tarihi boyunca istismar edilen pek çok değer olmuştur. Güç istismar edilmiş, makam istismar edilmiş, servet istismar edilmiş, ilim istismar edilmiş, hatta sevgi bile istismar edilmiştir. Ancak bunların içinde en ağır sonuçlar doğuran istismar, hiç şüphesiz dinin, kutsalın ve manevî değerlerin istismar edilmesidir. Çünkü din, insanın yalnız dünya hayatını değil, ahiretini de ilgilendiren mukaddes bir emanettir. Bu sebeple din üzerinden yapılan her istismar, sadece bireyleri değil, toplumun güven duygusunu ve din algısını da derinden yaralar.

Ne acıdır ki, tarih boyunca dine en büyük zararların bir kısmı, din adına konuşan veya dindar görünümüyle güven kazanan kişiler tarafından verilmiştir. Bu durum, samimi insanların dinden değil; dini çıkarına alet eden kişilerden uzaklaşmasına yol açmıştır.

Elbette burada önemli bir hususu peşinen ifade etmek gerekir: Bu yazıda zikredilen hususlar hiçbir zaman bütün cemaatleri, tarikatları, siyasi partileri veya devletleri kapsayan genel hükümler değildir. Aksine, her yapının içine sızabilen kötü niyetli, menfaatperest ve makam hırsına kapılmış kimselerin ortaya çıkardığı sapmaları ifade etmektedir. Aynı çatı altında samimiyetle Allah rızası için hizmet eden nice insanlar bulunduğu gibi, aynı yapı içinde dini kendi çıkarı için kullanan kişiler de bulunabilir. Dolayısıyla değerlendirmeler kişiler ve uygulamalar üzerinden yapılmalı; genellemelerden kaçınılmalıdır.

Kur'ân-ı Kerîm, dini dünya menfaatine alet edenleri çok ağır ifadelerle uyarmaktadır:

"Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satmayın."
(Bakara, 2/41)

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

“Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı kendi elleriyle yazıp sonra 'Bu Allah katındandır.' diyerek onu az bir menfaat karşılığında satarlar."
(Bakara, 2/79)

Bu ayetler, dini kişisel kazanç, makam veya nüfuz aracı hâline getirmenin ilahî ölçüler açısından ne kadar büyük bir sapma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Resûlullah (s.a.s.) da aynı tehlikeye dikkat çekmiştir. Ebû Hüreyre"den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: 


“Allah"ın rızası için öğrenil(mesi gerek)en bir ilmi, sırf dünya menfaati elde etmek için öğrenen bir kimse kıyamet günü cennetin kokusunu (dahi) alamayacaktır.”
(D3664 Ebû Dâvûd, İlim, 12; HM8438 İbn Hanbel, II, 338).

Yine Ebû Hüreyre"den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:


 “Her kim, bildiği bir konuda kendisine danışılır da onu gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.”
(T2649 Tirmizî, İlim, 3; D3658 Ebû Dâvûd, İlim, 9).

Hz. Peygamber Efendimiz başka bir hadisinde ise:

“Ümmetim adına en çok korktuğum şey, saptırıcı önderlerdir." (Tirmizî, Fiten)

ifadeleriyle dini kullanarak insanları yanlış yola sevk eden liderlerin oluşturacağı tehlikeyi haber vermiştir.

Kur'an'ın bize anlattığı en çarpıcı örneklerden biri, Hz. Musa dönemindeki Sâmirî'dir. Sâmirî, insanların dini duygularını kullanarak altından bir buzağı yapmış ve "İşte sizin de Musa'nın da ilahı budur." diyerek kitleleri aldatmıştır. (Tâhâ, 20/83-98). Burada istismar edilen şey altın değil; insanların dinî hassasiyetleridir.

Yine Kur'an'da anlatılan Bel'am b. Bâûrâ kıssası da ilmini menfaat uğruna kullanan din adamının sembolü olarak zikredilir. Allah kendisine ilim verdiği hâlde o, dünya menfaatini tercih etmiş ve hakikatten sapmıştır. (A'râf, 7/175-176).

İslam tarihinde ise Haricîler, Kur'an ayetlerini bağlamından kopararak masum Müslümanları tekfir etmiş, dini sloganları şiddetin aracı hâline getirmiştir. Dillerinden Kur'an düşmezken, Peygamber Efendimiz onların Kur'an'ın kalplerine inmeyeceğini haber vermiştir. (Buhârî, Menâkıb).

Orta Çağ Avrupa'sında ise bazı din adamlarının "endüljans" adı altında cenneti para karşılığı satmaya kalkışmaları, dinin ekonomik çıkar uğruna nasıl araçsallaştırılabileceğinin tarihî örneklerinden biridir.

Günümüzde din istismarı farklı isimler ve farklı yapılar üzerinden ortaya çıkabilmektedir.

Bazı cemaatlerde liderlerin masum ve eleştirilemez gösterilmesi, Allah'a itaatin lidere mutlak itaate dönüştürülmesi, bağışların baskı unsuru hâline getirilmesi, ayrılanların Allah'ın gazabına uğrayacağı söylemleri, sadece kendi grubunun kurtulacağını iddia eden anlayışlar ve eleştiriyi fitne sayan yaklaşımlar bunun örnekleridir.

Bazı tarikatlarda ise şeyhi dinî ölçülerin önüne geçirmek, keramet iddialarıyla sorgulamayı engellemek, biati mutlak itaate dönüştürmek, manevî makam vaatleriyle insanları yönlendirmek, hurafeleri din gibi sunmak ve ekonomik faaliyetlerde şeffaflıktan uzaklaşmak aynı tehlikenin farklı yüzleridir.

Siyasi alanda ise dini oy devşirme aracı hâline getirmek, rakipleri din düşmanı ilan etmek, ayet ve hadisleri bağlamından koparmak, dinî sembolleri propaganda malzemesi yapmak ve dindarlığı parti sadakatiyle özdeşleştirmek din istismarının siyasi biçimidir.

Devletler açısından bakıldığında ise dini devletten ayıran bir sistem içinde dini iktidarın meşruiyet aracı yapmak, dinin ve ilmin izzettini savunan Şeyhülislamlik ve halifeligi ilga etmiş iken din adamlarını siyasi otoriteye bağımlı hâle getirmek, resmi kurumlarda ve kamusal alanda dini değerleri yasaklarken hutbeleri propaganda vasıtası olarak kullanmak, dine dayalı idarelerin zulüm ve irtica ürettiğini iddia ederken adalet eksikliklerini dinî söylemlerle örtmeye çalışmak ve bir taraftan dini vecibeleri yasaklarken diğer taraftan yönetime itaati dinî bir zorunluluk gibi sunmak aynı yanlışın farklı tezahürleridir.

Bunların dışında sosyal medya fenomenleri, çıkar grupları veya radikal yapılar da dini kimlik üzerinden kutuplaşma oluşturmakta, komplo teorilerini din adına pazarlamakta, uzmanı olmadıkları dini ilimler üzerinden algı operasyonu yaparak kutsal değerleri ekonomik kazanç aracı hâline getirmekte ve gençleri din adına şiddete yönlendirebilmektedir.

Burada unutulmaması gereken bir şey şudur ki: Dinin ölçüsü Kur'an ve Sünnet'e bağlılık, sahabe ve tabiin nesli ile selef-i salihin tarzu üzerine yaşamak, bireysel ve toplumsal konularda şeffaflık ve hem Allah'a hem de insanlara hesap verebilirliktir.

İslam'da Peygamber dışında hiçbir insan masum değildir. Hiçbir şeyh, hoca, lider veya yönetici Kur'an ve sünnetin üstünde değildir. Onların sahibi olmadığı yetki Hz kimsede yoktur. Hz. Ebû Bekir halife seçildiğinde şöyle demiştir:

“Doğru olduğum sürece bana yardım edin; eğrilirsem beni düzeltin.”

Hz. Ömer ise hutbe sırasında kendisini eleştiren bir sahabeye teşekkür etmiş ve "Yanlış yaptığımda beni kılıçlarınızla doğrultacak insanlar bulunduğu sürece Allah'a hamdolsun." demiştir.

Bu anlayış, İslam'da hesap verebilirliğin ve şûranın temel ilke olduğunu göstermektedir.

Şeyh Ahmed-i Xânî de buna işaret etmek amacıyla şöyle demektedir:

"Şêyxtê û sofîtî û keramet, ilim xwendin hem e'mel: Şeyhlik, sofilik ve keramet, ilim okumak ve ilmiyle amel etmektir!"

Günümüzde ilkesel duruş, ahlaki dürüstlük, dinin öngördüğü muamele tarzı yerine sadece kılık kıyafet, cübbe şalvar, sarık kep üzerinden ilimsiz, amelsiz, ahlaksız, ihlassız şekilde sürdürülen, siyaset-tarikat-cemaat-menfaat üzerinden yürütülen, İslam'ın yüce hedeflerinden sapıp grupsal menfaatler üzerinden yürütülen, ümmetin ve milletin imkanlarını gayr-ı meşru şekilde üyelerinin ihtirasları da aşarken hiç bir İslami ölçüyü hatırlamayan, üstelik yaptıkları usulsüzlük ve yolsuzlukları ibadet şuuru ve iddiası gibi görenler elbette ki en büyük din istismarcısıdırlar.

Bunların yanında bir de vatan, millet, bayrak, devlet istismarcıları da vardır. Her ne zaman bir yolsuzluk yaparlarsa, hemen vatanseverlik, milliyetçilik, ulusalcılık, devletçilik, halkçılık naraları atarlar. Her ne zaman bir fesatlık, hırsızlık, zulüm ve haksızlığa sebep olacak yasa dışı iş ve eylem yaparlarsa üstünü bayrak, sancak, onuncu yıl ve istiklal marşı ile örterler. Bunlar da ikinci sıradaki istismarcıdırlar.

Bunlardan sonra istismarcı hiyerarşisi aşama aşama, dereke dereke alçalmaktadır.

Sonuç

Din; makam kazanmanın, servet biriktirmenin, insanları yönetmenin veya siyasi üstünlük sağlamanın aracı değildir. Din, insanı Allah'a ulaştıran ilahî rehberdir. Onu çıkarlarına alet edenler, sadece insanları değil, aynı zamanda dinin itibarını da zedelemektedir.

Bu sebeple müminin görevi; kişilere değil ilkelere bağlanmak, liderleri değil delilleri esas almak, her sözü Kur'an ve sahih sünnet süzgecinden geçirmek, şeffaflığı, istişareyi, ehliyeti ve liyakati öncelemektir.

Çünkü hak ölçüsü kişiler değildir; kişiler hakka uydukları ölçüde değerlidir. Din ise hiçbir şahsın, hiçbir grubun, hiçbir partinin ve hiçbir devletin tekeline bırakılamayacak kadar yüce bir emanettir.

Bir insanın dinî açıdan ilmî kıymeti; din üzerinden elde ettiği menfaat, makam, şöhret ve itibarla değil; dine, topluma, İslâm'a ve bütün insanlığa sunduğu samimi hizmet ölçüsünde değerlendirilir.

Yazarın Diğer Yazıları