Türkiye'nin birçok şehrinde bugün teknoloji yatırımları, organize sanayi bölgeleri, yeni ulaşım projeleri, turizm hamleleri ve kalkınma planları konuşuluyor.
Biz ise Ağrı'da her yıl aynı günlerde aynı konuyu konuşuyoruz: Kavak polenleri.
Düşünün...
Cumhuriyet'in ilk yıllarında il statüsü kazanan Ağrı, önümüzdeki yıl kuruluşunun 100. yılını kutlayacak. Tam bir asır geride kalacak. Ancak aradan geçen yüz yıla rağmen şehirde yaşayan insanların yaz aylarında camlarını açamaması, sokakta rahat yürüyememesi ve astım hastalarının nefes almakta zorlanması gibi basit bir sorun hâlâ çözülebilmiş değil.
Her yıl haziran ayı geldiğinde sosyal medya aynı görüntülerle doluyor. Sokaklar beyaza bürünüyor. Vatandaşlar video çekiyor. Fotoğraflar paylaşıyor. Yetkililere çağrıda bulunuyor. Birkaç gün konuşuluyor, ardından konu unutuluyor. Sonraki yıl aynı tarihlerde yeniden gündeme geliyor.
Bu döngü yıllardır değişmiyor.
Aslında ortada çözülemeyecek bir problem de yok.
Sorunun kaynağı belli.
Şehrin birçok noktasında bulunan kavak ağaçları.
Peki çözüm neden bulunamıyor?
Çünkü herkes sorunun çözümünü bir başkasından bekliyor.
Ağacın sahibi olan vatandaş kesmek istemiyor. Belediyeler bu konuda kapsamlı bir çalışma yürütmüyor. İlgili kurumlar ortak bir plan ortaya koymuyor. Sonuçta olan yine vatandaşa oluyor.
Şehrin tamamını etkileyen bir konuda artık bireysel tercihlerle hareket edilmesi ne kadar doğru?
Bir kişinin bahçesindeki kavak ağacı yüzlerce kişinin yaşam kalitesini etkiliyorsa burada ortak akıl devreye girmeli değil mi?
Elbette hiçbir kimse ağaç düşmanı değil.
Kimse şehirdeki tüm ağaçların kesilmesini de istemiyor.
Ancak bilimsel yöntemlerle zarar veren türlerin yerine daha uygun türlerin dikilmesi, risk oluşturan ağaçların kontrollü şekilde kaldırılması ve vatandaşların teşvik edilmesi gerekiyor.
Bugün Türkiye'nin birçok kentinde bu tür uygulamalar yıllar önce yapıldı. Kent estetiği, çevre sağlığı ve şehir planlaması birlikte değerlendirildi.
Biz ise hâlâ her yaz aynı görüntülere bakıyoruz.
Belki de asıl sorun polen değildir.
Asıl sorun, yıllardır konuşulan bir meselenin çözümü için kimsenin sorumluluk almamasıdır.
Önümüzdeki yıl Ağrı'nın il oluşunun 100. yılı kutlanacak.
Kutlamalar yapılacak, afişler hazırlanacak, programlar düzenlenecek.
Ama vatandaş yine camını açamayacaksa, çocuklar yine polenden kaçacaksa, astım hastaları yine evlerine kapanacaksa o zaman şu soruyu sormak gerekir:
Bir şehir yüz yılda polen sorununu çözemiyorsa, hangi sorunu çözebilir?
Ağrı artık bu meseleyi konuşmaktan yoruldu.
Şimdi konuşma değil, çözüm zamanı.