Ahmet Genç

Ağrı'nın sorunlarını kim konuşmalı?

Ahmet Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Türkiye’nin en önemli sorunlarına ve en büyük beklentilerine sahip şehirlerinden biri Ağrı…

Yıllardır konuşulan, seçim dönemlerinde yeniden hatırlanan, ardından çoğu zaman gündemin gerisine itilen sayısız meselemiz var.

Sağlık, bunların başında geliyor.

Yeni hastaneler yapılıyor, yatırımlar açıklanıyor. Elbette bunlar son derece önemli. Ancak vatandaşın zihnindeki sorular hâlâ cevap bekliyor: Hastane binası tamamlandığında yeterli sayıda doktor gelecek mi? 

Uzman hekim açığı kapanacak mı? 

Gerekli tıbbi cihazlar bulunacak mı? 

İnsanlar muayene ve tedavi olabilmek için başka şehirlere gitmek zorunda kalmayacak mı?

Son dönemde yeniden gündeme gelen demir yolu meselesi var.

Ağrı’nın yıllardır beklediği bu ulaşım yatırımının şehre kazandırılması isteniyor. Demir yolunun yalnızca yolcu taşımacılığı açısından değil; ticaret, sanayi, tarım ve bölgesel kalkınma bakımından da önemli olduğu biliniyor. Ancak bu beklentinin ne zaman somut bir projeye dönüşeceği hâlâ belirsizliğini koruyor.

İşsizlik ise Ağrı’nın artık kronikleşen sorunu…

İşsizliğin beraberinde getirdiği göç, şehrin en büyük kayıplarından biri olmaya devam ediyor. Gençler eğitimlerini tamamladıktan sonra kendi memleketlerinde gelecek kuramadıkları için başka şehirlere gidiyor. Her giden gençle birlikte Ağrı yalnızca nüfusunu değil; emeğini, enerjisini ve geleceğe dair umudunu da kaybediyor.

Ekonomik sıkıntılar, esnafın giderek ağırlaşan yükü, çiftçinin üretim maliyetleri, sosyal yaşam alanlarının yetersizliği ve vatandaşların günlük hayatta karşılaştığı daha nice sorun…

Bir de bunların arasına karışan şahsi beklentiler var.

Herkes kendi yaşadığı sıkıntıyı doğal olarak şehrin en önemli meselesi olarak görüyor. Peki, bu kadar farklı alanda sorun yaşanırken bunların tamamını kimden çözmesini ve gündeme taşımasını beklemeliyiz?

Burada en zayıf halka olarak yine basın gösteriliyor.

“Gazeteciysen yazacaksın” deniliyor.

Bu yaklaşım kısmen doğrudur. Gazeteci, şehrin sorunlarını araştırmalı, yazmalı ve kamuoyunun gündemine taşımalıdır. Zaten mesleğinin gereği de budur. Ancak aynı kişiye, “Gel, yaşadığın sorunu açıkça anlat; açıklamanı yayımlayalım” dediğimizde çoğu zaman şu cevabı alıyoruz:

“Beni karıştırma, sen yaz.”

Peki, neden?

Sorun varsa anlatmak, çözüm istemek ve gerektiğinde sorumlulara soru sormak yalnızca gazetecinin görevi midir?

Esnafsanız sizi temsil eden oda konuşmalı. 

Çiftçiyseniz üyesi olduğunuz ziraat odası sesinizi duyurmalı. 

Bir meslek grubuna mensupsanız sendikanız, odanız veya derneğiniz sorununuzu gündeme taşımalı.

 Hiçbirine üye değilseniz oy verdiğiniz siyasi partinin temsilcisine giderek hesap sormalısınız.

Ne yazık ki vatandaş, en kolay ulaşabildiği gazeteciyi günah keçisi ilan ediyor.

Oysa bazı siyasi parti yöneticileri ve milletvekilleri, yıllardır bu şehirde görev yapan gazetecileri dahi tanımıyor. Memlekette DEM Parti’nin üç milletvekiline bu şehirde çalışan üç gazeteciyi gösterip “Bunlar kim?” diye sorun; büyük ihtimalle tanımazlar.

Mesele gazeteciyi şahsen tanımaları da değil aslında.

Asıl mesele, kimin ne için siyaset yaptığı, kimin hangi sorunu gündeme taşıdığı ve bu şehir adına ne söylediğidir. Yıllardır bu şehirde kalem oynatan, sokakta vatandaşın derdini dinleyen, kimi zaman tehdit ve baskılara rağmen sorunları gündeme getiren insanlarla bir kez bile tanışmak neden bu kadar zor geliyor?

Ağrı artık yalnızca slogan duymak istemiyor.

Bu şehir “jin, jiyan, azadî” sloganlarını da diğer bütün siyasi söylemleri de aşmış durumda. İnsanlar artık iş, aş ve ekmek istiyor. Huzur, istikrar ve barış istiyor. Çocuğuna kendi memleketinde bir gelecek kurabilmek, hastalandığında başka şehirlere gitmeden tedavi olabilmek ve emeğinin karşılığını almak istiyor.

O hâlde siyasetçiler de sivil toplum kuruluşları da bu yeni dili anlamalıdır.

Ağrı’nın sorunlarını dile getirmek bir siyasi partiye, bir kuruma ya da yalnızca gazetecilere bırakılmamalıdır. Bu şehirde iktidar partisinin yanı sıra onlarca muhalefet partisi bulunuyor. 

Peki, vatandaş bunların kaçını tanıyor? 

Kaçının il başkanının adını biliyor? 

Kaçı Ağrı’nın temel sorunlarıyla ilgili düzenli olarak açıklama yapıyor?

Ağrı için konuşmayan bir siyasi parti temsilcisi olabilir mi?

Siyasi partilerin kapıları yalnızca seçim dönemlerinde mi açılmalı? 

Milletvekilleri yalnızca düğünlerde, taziyelerde ve protokol programlarında mı görünmeli? 

Esnafın, çiftçinin, işsizin, öğrencinin ve sağlık hizmetine ulaşamayan vatandaşın derdini kim Meclis’e taşıyacak?

Sorun olduğunda suçlu gazeteci…

Peki, siz oyunuzu kime verdiniz?

Oyunuzun karşılığını nasıl aldınız?

Size verilen sözlerin kaçının yerine getirildiğini sorguladınız mı? 

Seçtiğiniz milletvekilinin, belediye başkanının veya parti yöneticisinin kapısını çalıp “Ağrı için ne yaptınız?” diye sordunuz mu?

Bir Galatasaray taraftarını kolay kolay Fenerbahçe taraftarı yapamazsınız. Ancak Ağrı’da bir seçimde DEM Parti’ye oy veren bir vatandaşın başka bir seçimde AK Parti’ye, AK Parti’ye oy veren bir vatandaşın da CHP’ye yöneldiğini görebiliyorsunuz.

Bu değişimin nedenleri mutlaka incelenmelidir.

Bu şehir bir dönem beş milletvekilinin tamamını AK Parti’den çıkardı. Başka bir dönemde ise dört milletvekilinin tamamı dönemin Demokratik Bölgeler Partisi’nden seçildi. Bu, üzerinde durulması gereken önemli bir sosyolojik gerçekliktir.

Seçmenin sağdan sola, soldan sağa bu kadar hızlı yönelmesinin nedenleri nelerdir? 

Vatandaş gerçekten siyasi düşüncesini mi değiştiriyor, yoksa kendisine en yakın gördüğü adaya ve o günün şartlarına göre mi karar veriyor? 

Tepki oyu mu kullanıyor, hizmet beklentisiyle mi hareket ediyor?

Kanaatimce Ağrı’daki bu siyasi hareketliliği parti genel merkezleri bile tam anlamıyla çözebilmiş değil.

Ancak kesin olan bir şey var: Vatandaşın tercihi ne olursa olsun kullandığı oyun kıymetini bilmesi gerekir. Oy vermek yalnızca sandığa gidip bir mührü basmak değildir. Oy vermek, seçtiğiniz kişiyi takip etmek, verdiği sözleri hatırlatmak ve gerektiğinde hesap sormaktır.

Gazeteci sorunları yazar, gündeme getirir ve kamu adına soru sorar. Fakat gazeteci milletvekilinin, belediye başkanının, siyasi parti yöneticisinin, oda başkanının veya sivil toplum kuruluşunun yerine geçemez.

Ağrı’nın sorunlarını herkes konuşmalıdır.

Vatandaş derdini anlatmalı, meslek kuruluşları üyelerinin hakkını savunmalı, sivil toplum kuruluşları sorumluluk üstlenmeli, siyasi partiler çözüm üretmeli, seçilmişler hesap vermeli, gazeteciler de bütün bunları kamuoyuna aktarmalıdır.

Sorunlarımızı yalnızca gazeteciyi suçlayarak çözemeyiz.

Önce kendi sorumluluğumuzu yerine getirip getirmediğimize bakmalıyız. Sonra oy verdiklerimize, bizi temsil edenlere ve yetki sahibi olanlara dönüp şu soruyu sormalıyız:

“Ağrı için bugüne kadar ne yaptınız, bundan sonra ne yapacaksınız?”

Çünkü susan bir şehir, sorunlarıyla baş başa kalır.

Konuşan, sorgulayan ve hakkını arayan bir şehir ise geleceğini değiştirebilir.

Yazarın Diğer Yazıları