Ağrı’da zor şartlar altında ayakta kalmaya çalışan kırtasiyeciler, okulların açılmasına sayılı günler kala eski hareketli günlerini mumla arıyor. Bir tarafta her geçen gün artan iş yeri kiraları, diğer tarafta şehir dışından getirilen ürünlerin yüksek nakliye maliyetleri…
Şimdi bütün bunlara üç harfli zincir marketlerin kırtasiye sektörüne girmesi de eklendi.
Yıllardır gıdadan temizlik ürünlerine, giyimden elektronik eşyalara kadar birçok farklı alanda satış yapan zincir marketler, bugün okul çantasından deftere, kalemden boya setine kadar kırtasiyecilerin sattığı hemen her ürünü raflarına yerleştiriyor.
Elbette kanunen bunda bir engel olmayabilir. Her işletme, izin verilen ürünleri satabilir. Ancak mesele yalnızca kanun meselesi değildir. Bir de işin ekonomik, toplumsal ve vicdani tarafı vardır.
Çünkü zincir marketin rafına eklediği birkaç ürün, yerel esnafın bütün geçim kaynağıdır.
Geçtiğimiz günlerde Ağrı’da uzun yıllardır kırtasiyecilik yapan bir dostumu ziyaret ettim. Kendisini genellikle güler yüzü ve samimiyetiyle görmeye alışmıştım. Fakat bu kez yüzü asıktı. Sebebini sorduğumda sektör olarak yaşadıkları sıkıntıları anlatmaya başladı.
Onu dinledikçe hem şaşırdım hem de üzüldüm.
Kırtasiyeciler için okul sezonu, yılın en hareketli ve en fazla umut bağlanan dönemidir. Esnaf aylar öncesinden hazırlık yapar, borçlanarak ürün alır ve bütün hesabını okulların açılacağı günlere göre yapar. Ancak öğrenci ve veliler kırtasiyelere uğramadan bütün ihtiyaçlarını zincir marketlerden karşılamaya başladığında, yerel esnafın yaptığı hazırlık da kurduğu hayal de raflarda kalıyor.
Zincir marketler çok sayıda ürün sattıkları için kırtasiye malzemelerinden bekledikleri kazancı elde edemeseler bile faaliyetlerini sürdürebilirler. Fakat kırtasiyecinin başka bir sektörü, başka bir rafı ve kendisini ayakta tutacak farklı bir gelir kapısı yoktur.
Onun işi kalemdir, defterdir, kitaptır.
Kısacası zincir market için ek ürün olan kırtasiye malzemesi, yerel esnaf için ekmek parasıdır.
Bir kırtasiye yalnızca dükkândan ibaret değildir
Yerel kırtasiyeciler yıllardır aynı mahallede hizmet veriyor. Öğrenciyi, veliyi ve öğretmeni tanıyor. Hangi okulun hangi malzemeyi istediğini biliyor. Bazen öğrencinin eksik parasını önemsemiyor, bazen velinin borcunu deftere yazıyor, bazen de ihtiyaç sahibi bir çocuğun eksiğini sessizce tamamlıyor.
Zincir marketin kasasında olmayan şey, yerel esnafın vicdanında bulunuyor.
Bir kırtasiye kapandığında yalnızca bir tabela inmiyor. O işletmeye ürün taşıyan kişi, yanında çalışan genç, muhasebeci, dağıtımcı ve daha birçok insan ekonomik olarak etkileniyor. Yani kepenk kapatan her yerel işletmeyle birlikte şehrin istihdamı biraz daha azalıyor.
Ağrı gibi iş imkânlarının sınırlı olduğu bir şehirde bunun sonuçları çok daha ağır olur. Bugün birkaç kişiye iş veren esnaf, yarın kendi dükkânını kapatarak iş arayan birine dönüşebilir.
Bugün işveren olan insanları yarın iş arar hâle getirirsek, bunun vebalini yalnızca ekonomik şartlara yükleyemeyiz.
Para şehirde kalmalı
Yerel esnaftan yapılan alışverişin büyük bölümü yine Ağrı ekonomisine döner. Esnaf kazandığı parayla kirasını öder, çalışanının maaşını verir, evinin ihtiyaçlarını karşılar ve başka bir yerel işletmeden alışveriş yapar. Böylece para şehir içinde dolaşır ve birçok kişiye dokunur.
Zincir mağazalarda harcanan paranın önemli bölümü ise şehrin dışına çıkar. Biz belki o an birkaç lira daha az ödediğimizi düşünürüz ama uzun vadede kendi mahallemizin, çarşımızın ve kentimizin ekonomik gücünü kaybetmesine neden olabiliriz.
Ucuz sandığımız her alışverişin görünmeyen bir bedeli vardır.
Bugün küçük bir fiyat farkı için yerel esnaftan vazgeçersek, yarın alışveriş yapabileceğimiz yerel bir esnaf bulamayabiliriz. Rekabet ortadan kalktığında tüketicinin seçenekleri de azalır. Bu nedenle mesele yalnızca kırtasiyecilerin değil, hepimizin meselesidir.
Alışveriş yapmadan önce iki kez düşünelim
Kimse vatandaşın bütçesini görmezden gelemez. Veliler de artan okul masrafları karşısında uygun fiyatlı ürün arıyor. Ancak benzer fiyat ve kalite koşullarında tercih yapma imkânımız varsa, yönümüzü yerel esnafa çevirmeliyiz.
Hangi kırtasiyeden alışveriş yaptığımızın önemi yok. Önemli olan, alışverişimizi mümkün olduğu kadar Ağrı’daki yerel işletmelerden yapmak ve bu insanların ayakta kalmasına katkı sunmaktır.
Defteri kırtasiyeciden, ekmeği fırıncıdan, eti kasaptan, sebzeyi manavdan almayı yeniden hatırlamalıyız.
Çünkü şehir dediğimiz şey yalnızca binalardan, yollardan ve caddelerden oluşmaz. Bir şehri yaşatan, sabah kepengini umutla açan esnafıdır.
Bir sektör gözlerimizin önünde yaşam mücadelesi veriyor. Kırtasiyeciler, yılın en fazla iş yapmaları gereken günlerde öğrenci ve velilerin yolunu bekliyor. Onların bu çağrısını duymak, yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda kentimize karşı taşıdığımız sorumluluğun gereğidir.
Gelin, çocuklarımızın kalemini yerel esnafımızdan alalım.
Çünkü o kalem yalnızca çocuğumuzun geleceğini yazmayacak; bir esnafın ayakta kalmasına, bir ailenin evine ekmek götürmesine ve Ağrı’nın ekonomik geleceğinin korunmasına da katkı sağlayacak.
Unutmayalım; bugün sahip çıkmadığımız esnafı, yarın aradığımızda yerinde bulamayabiliriz.
Bir şehrin ışıkları, yalnızca sokak lambalarıyla değil, esnafın açık kalan kepenkleriyle yanar.
Kırtasiyeciler bizden ayrıcalık değil, sadece vefa bekliyor.
Bir sektör yaşam mücadelesi veriyor. Gelin, biz de o sektöre can suyu olalım.