Şu soruyu kendinize sorun. İki elma arasında kaldığınızda hangisini seçiyorsunuz?
İlk bakışta sıradan bir soru gibi görünüyor. Sonuçta uzanır, birini alır ve yersiniz. Hayat bunun gibi yüzlerce küçük seçimle dolu. Hatta çoğunu düşünmeden yaparız. Fakat biraz durup meseleyi kurcaladığınızda, basit görünen bu sorunun altında oldukça derin bir problem saklandığını fark edersiniz.
Yüzyıllar önce ortaya atılan bir düşünce deneyi tam da bu noktaya işaret eder. Bir eşek düşünün. Aç. Önünde iki saman yığını var. Her ikisi de aynı büyüklükte, aynı kalitede ve eşeğe aynı uzaklıkta duruyor. Eşeğin önünde tercih yapmasını gerektirecek hiçbir fark yok. Sol taraftaki samanın sağ taraftakinden daha iyi olduğunu söyleyebileceği hiçbir neden bulunmuyor.
Peki eşek ne yapacak?
Mantık bize şunu söyler. Bir seçim yapabilmek için bir gerekçeye ihtiyaç vardır. Eğer iki seçenek arasında hiçbir fark yoksa, birini diğerine tercih etmek için de bir neden yoktur. Neden yoksa tercih nasıl ortaya çıkacaktır?
İşte paradoks burada başlar. Bu düşünce deneyinin amacı hiçbir zaman gerçek eşeklerin davranışını açıklamak olmadı. Gerçek bir eşek muhtemelen birkaç saniye içinde bir tarafa yönelir ve yemeye başlar. Paradoksun amacı eşeği anlamak değil, insan zihnini anlamaktır. Çünkü bazen biz de görünmez saman yığınlarının ortasında kalırız.
Hayatımız boyunca sayısız karar veririz. Çoğu önemsizdir. Hangi gömleği giyeceğimiz, hangi kahveyi içeceğimiz, hangi sokaktan yürüyeceğimiz gibi. Fakat bazı kararlar vardır ki insanın hayatının yönünü değiştirebilir. İş değiştirmek ya da aynı yerde kalmak. Bir ilişkiyi sürdürmek ya da sonlandırmak. Başka bir şehre taşınmak ya da bulunduğu yerde kalmak.
İnsan tam da bu anlarda Buridan'ın eşeğine dönüşür.
Çünkü bazen iki seçenek de birbirine yakın görünür. Bir taraf umut vaat ederken diğer taraf güven sunar. Bir taraf heyecanlıdır ama risklidir. Diğer taraf daha sakindir ama insanın içinde bir eksiklik bırakır. Ne kadar düşünülürse düşünülsün, kesin bir cevap bulunamaz. İşte o noktada zihnimiz bir çıkış yolu aramaya başlar.
Çoğumuz kararlarımızın tamamen mantıksal olduğunu düşünmeyi severiz. Oysa gerçekte durum bundan çok daha karmaşıktır. Bazen bir tercihi belirleyen şey, çocukluğumuzdan kalma bir alışkanlık olabilir. Bazen yıllar önce duyduğumuz bir cümle. Bazen de nedenini açıklayamadığımız bir his.
Karar verdiğimiz anda bütün geçmişimiz bizimle birlikte masaya oturur.
Aldığımız eğitimler, yaşadığımız hayal kırıklıkları, başarılarımız, korkularımız, ailemiz, çevremiz ve deneyimlerimiz görünmez biçimde seçimlerimizin içine karışır. Bu yüzden aynı durum karşısında iki insan tamamen farklı kararlar verebilir.
Belki de hiçbirimiz sandığımız kadar bağımsız karar vermiyoruzdur.
Fakat burada başka bir soru ortaya çıkar. Eğer seçimlerimizi geçmişimiz etkiliyorsa, o zaman özgür irade dediğimiz şey nerede duruyor?
Bu soru insanlığı uzun zamandır meşgul ediyor. Çünkü bir yanda her şeyin nedenlere bağlı olduğu fikri var. Diğer yanda ise insanın kendi kaderine yön verebildiğine dair güçlü inancı. Belki de bizi zorlayan şey, özgürlüğü yanlış yerde arıyor olmamızdır.
Çoğu insan özgür iradeyi, hiçbir etkene bağlı olmadan seçim yapmak olarak hayal eder. Fakat böyle bir özgürlük gerçekten mümkün müdür? Eğer geçmişimiz, karakterimiz, değerlerimiz ve deneyimlerimiz kararlarımızın içinde yer almıyorsa, geriye ne kalır?
Belki de özgürlük, etkilerden tamamen bağımsız olmak değildir. Belki özgürlük, bütün bu etkilerin farkında olarak yine de bir yön seçebilmektir.
Çünkü hayatın ilginç tarafı şudur. Kararsızlık da aslında bir seçimdir. İnsan bazen karar vermemek için bekler. Biraz daha düşünürse doğru cevabı bulacağını sanır. Biraz daha zaman geçerse her şeyin netleşeceğini umut eder.
Ama çoğu zaman netleşmez.
Çünkü hayat matematik problemi değildir. Bütün değişkenleri önümüze dizip kusursuz sonucu bulamayız. Her seçimin içinde belirsizlik vardır. Her kararın içinde küçük bir risk saklıdır.
Bu yüzden bazen insanı ileri götüren şey bilgi değil, cesarettir.
Bir noktadan sonra daha fazla düşünmek yeni cevaplar üretmez. Sadece aynı soruları farklı şekillerde tekrar etmeye başlarız. O an yapılabilecek tek şey, eksik bilgiyle de olsa bir adım atmaktır. Belki de Buridan'ın eşeğinin bize anlattığı en önemli şey budur.
Hayatta bazı anlar vardır ki önümüzdeki seçenekler neredeyse eşit görünür. Her iki yolun da avantajları ve bedelleri vardır. Tam bir kesinlik arayan kişi hareket edemez. Sürekli daha iyi bir neden bekler. Daha sağlam bir işaret arar. Daha büyük bir garanti ister. Fakat hayat garantiler dağıtmaz.
Bu yüzden insanlar çoğu zaman kusursuz seçimi yapmazlar. Sadece bir seçim yaparlar. Sonra o seçimin sonuçlarıyla yaşarlar.
Belki yıllar sonra dönüp baktıklarında farklı bir yolu seçebileceklerini düşünürler. Belki pişman olurlar. Belki de verdikleri kararın hayatlarını kurtardığını fark ederler. Ama bütün bunlar ancak hareket ettikten sonra ortaya çıkar.
Yerinde duran insan hiçbir hata yapmaz. Ama hiçbir yere de gidemez.
Buridan'ın eşeği muhtemelen hiçbir zaman yaşamadı. Belki de böyle bir eşek hiç var olmadı. Fakat onun temsil ettiği sorun hâlâ bizimle yaşıyor. Hepimiz zaman zaman iki saman yığınının ortasında kalıyoruz. Hepimiz bazen hangi yöne gideceğimizi bilmiyoruz.
Yine de sonunda bir seçim yapıyoruz.
Ve belki özgürlük tam olarak burada başlıyor. Bütün belirsizliklere rağmen adım atabildiğimiz yerde.