Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Tarihin En Büyük Salgını: Hazır Düşünceler

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Eskiden salgınlar bedenleri hasta ederdi, bugün ise zihinler aynı hastalığı taşıyor. Üstelik bu hastalığın ateşi yok, öksürüğü yok, tahlili yok. İnsan sabah uyanıyor, başkasının fikriyle güne başlıyor. Telefonunu eline alıyor, neye güleceğine, neye öfkeleneceğine, kimi seveceğine, kimi suçlayacağına birkaç saniye içinde karar verilmiş oluyor. 
Sonra dönüp "Ben böyle düşünüyorum." diyor. İşin tuhaf tarafı da tam burada başlıyor. Gerçekten sen mi düşünüyorsun, yoksa sana düşünmen gereken şey mi ezberletildi?

Hazır düşünceler, insanın fark etmeden içine yerleşen en sessiz misafirlerdir. Kapıyı çalmazlar. İzin istemezler. Çocuklukta aileden gelirler, okulda öğretmenden, sokakta çevreden, büyüyünce televizyondan, şimdi ise sosyal medyadan... Günün sonunda herkes konuşur ama aynı cümlelerle. Aynı kelimeler, aynı öfke, aynı alkış... Sanki görünmeyen biri herkese aynı senaryoyu dağıtmış da herkes ezberini kusuyor.

Düşünmek yorucu bir iştir. İnsan beyni kestirme yolları sever. Bu yüzden hazır fikirler çok caziptir. Çünkü sorgulamak emek ister, araştırmak zaman ister, "Acaba yanılıyor olabilir miyim?" diyebilmek ise cesaret ister. Oysa hazır düşünceler bunların hiçbirini istemez. Sana sadece bir taraf seçtirir. Sonra da ömrün boyunca o tarafı savunmanı bekler. Ne kadar az düşünürsen, o kadar sadık bir taraftar olursun.

İnsanların çoğu gerçeği aramıyor. Kulağına en hoş gelen cümleyi arıyor. Kendi inancını doğrulayan bir haber görünce paylaşmak için saniyeler yetiyor. Ama aynı haberin yanlış olduğu ortaya çıkınca sessizlik başlıyor. Çünkü mesele doğru olmak değil, haklı görünmek olmuş durumda. Haklı görünmenin bu kadar değerli olduğu bir çağda, doğruyu bulmanın kıymeti giderek azalıyor.

Bir zamanlar bilgiye ulaşmak zordu. Bugün bilgi her yerde. Ama garip olan şu ki bilgi arttıkça bilgelik azaldı. Çünkü artık kimse bilgi toplamıyor, kendi fikrine destek arıyor. İnternete soru sormuyoruz. Kararımızı verip kanıt arıyoruz. Aradığımız şey gerçek değil, onay. Böyle olunca da düşünce değil, taraftarlık büyüyor.

En tehlikeli cümlelerden biri "Herkes böyle diyor." cümlesidir. Tarih boyunca en büyük yanlışların çoğu zaten "herkes" tarafından kabul edilmişti. Bir dönem dünyanın düz olduğuna da herkes inanıyordu. Bir dönem kölelik normaldi. Bir dönem kadınların oy kullanması bile saçma bulunuyordu. Demek ki kalabalık olmak, doğru olmak anlamına gelmiyor. Kalabalık bazen sadece daha büyük bir yanılgıdır.

Sosyal medya bize fikir verdiğini söylüyor ama çoğu zaman sadece refleks kazandırıyor. Başlığı okuyoruz, haberi okumadan yorum yapıyoruz. Bir videonun ilk on saniyesiyle hüküm veriyoruz. Sonra da kendimizi çok bilgili sanıyoruz. Oysa bilgi sabır ister. Sabır ise artık en kıt kaynaklardan biri. Beş saniyede sıkılan insanın, beş yüz yıllık meseleler hakkında kesin hükümler vermesi biraz trajikomik değil mi?

İnsan artık düşüncesini değil, kimliğini savunuyor. Bu yüzden fikir değiştirmek ihanet gibi görülüyor. Oysa dün farklı düşünüp bugün farklı düşünebilmek, zayıflık değil gelişimin işaretidir. Aynı fikirde kalmak bazen istikrar değil, inattır. Ne yazık ki bunu söylemek bile bazı insanları rahatsız ediyor. Çünkü değişmekten çok, değişmediğini ispatlamaya çalışıyoruz.

Bir çocuk neden sürekli soru sorar biliyor musunuz? Çünkü henüz hazır düşüncelerle tanışmamıştır. Merak eder. Kurcalar. Anlamaya çalışır. Sonra büyür. Ona soru sormak yerine ezber yapmak öğretilir. Zamanla sorular azalır, cevaplar çoğalır. Oysa tam tersi olmalıydı. İnsan yaş aldıkça daha çok soru sormalıydı. Çünkü hayatın karmaşıklığı, çocukluk sandığımızdan çok daha fazladır.

Bazen düşünüyorum da... Belki de en büyük korkumuz yanılmak değil. Yanıldığımızın görülmesi. Çünkü toplum, hatasını kabul edeni değil, sesini yükselteni alkışlıyor. O yüzden insanlar özür dilemek yerine bağırmayı tercih ediyor. Ne kadar yüksek ses, o kadar haklılık zannediliyor. Mikrofonun büyüdü diye fikrin büyümüyor ama bunu anlatmak pek kolay değil.

İlginçtir, herkes özgür düşündüğünü söylüyor. Fakat farklı düşünen biriyle karşılaşınca ilk yaptığı şey onu susturmaya çalışmak oluyor. Demek ki birçok insan ifade özgürlüğünü değil, kendi fikrinin özgürlüğünü seviyor. Başkası konuştuğu sürece özgürlük rahatsız edici olabiliyor. İşte bu yüzden gerçek hoşgörü, aynı düşünenlere değil, farklı düşünenlere gösterilendir.

Hazır düşünceler sadece siyasette ya da sosyal medyada karşımıza çıkmıyor. Günlük hayatın içinde de bizi yönetiyor. Bir meslek seçerken, bir insanı tanırken, hatta bir kitabı elimize alırken bile çoğu zaman kendi kararımızı verdiğimizi sanıyoruz. Oysa çoğu kararın içinde başkalarının sesi yankılanıyor. Kendi sesimizi bulmak sandığımızdan daha zor.

Belki de bu yüzden sessizlikten korkuyoruz. Çünkü sessizlikte algoritmalar konuşmaz, kalabalık alkışlamaz, ekran bildirim göndermez. Sessizlikte sadece insan kendi zihniyle baş başa kalır. İşte en zor karşılaşma da budur. Kendinle aynı odada oturabilmek... Pek çok kişi bunu başaramadığı için sürekli bir gürültünün içinde yaşamayı tercih ediyor.

Bir insana verilecek en büyük hediye, cevap değildir. İyi bir sorudur. Çünkü doğru soru, insanı yıllarca düşündürebilir. Ama hazır cevaplar düşünmeyi bitirir. Belki de bu yüzden bazı sorular rahatsız eder. Rahatsız ettiği için de değerlidir. Zihni yerinden oynatmayan bir soru, zaten sadece kelimelerden ibarettir.

Şunu kabul edelim. Hepimiz zaman zaman hazır düşüncelere teslim oluyoruz. Ben de oluyorum, sen de oluyorsun. Kimse bu hastalığa tamamen bağışık değil. Asıl mesele, bunu fark ettiğimiz anda durabilmek. Bir adım geri çekilip "Bu gerçekten benim fikrim mi?" diye sorabilmek. İşte düşünce tam o anda başlıyor.

Belki de çağımızın en büyük cesareti, yüksek sesle konuşmak değildir. Bir gün herkes aynı şeyi söylerken, "Emin değilim." diyebilmektir. Çünkü emin olmadığını söylemek, çoğu zaman eminmiş gibi davranmaktan daha büyük bir olgunluk ister. Bunu başarabilen insan, kalabalığın içinde yalnız kalmayı da göze almış demektir.

Tarih bize savaşları, devrimleri, icatları anlatıyor. Ama belki de gelecekte bugünün tarihi yazılırken bambaşka bir cümle kurulacak. "İnsanlar bilgiye hiç olmadığı kadar yakındı ama düşünmeye hiç olmadığı kadar uzaktı." İşte asıl ironi bu olurdu. Kütüphaneler cebimize sığdı ama aklımız çoğu zaman başkasının cebinde kaldı.

Son olarak kendimize dürüst bir soru soralım. Eğer bugün kullandığımız bütün sloganlar, bütün etiketler, bütün ezber cümleler elimizden alınsaydı geriye bize ait kaç fikir kalırdı? İşte bu sorunun cevabı, kim olduğumuzu da belirlerdi. Çünkü insanı insan yapan, başkalarının söylediklerini tekrar etmesi değil; gerektiğinde tek başına düşünmeyi göze alabilmesidir.

Belki tarihin en büyük salgını gerçekten de hazır düşüncelerdir. Çünkü hiçbir virüs insanın sadece bedenini değil, iradesini de ele geçiremez. Ama hazır düşünceler bunu sessizce başarır. Ne siren çalar, ne alarm verir. İnsan yürür, konuşur, çalışır, güler, tartışır... Fakat bütün bunları kendi zihniyle yaptığını sanırken aslında başkasının cümlelerini yaşamaya başlar. İşte bu yüzden en güçlü aşı hâlâ aynı yerde duruyor: Merak etmek, sorgulamak ve gerektiğinde kendi fikrini yeniden kurabilecek kadar cesur olabilmek.

Yazarın Diğer Yazıları