Şarkın Çocukları ve Mukadderatın Yeniden Yazıldığı Gün
Raif Medetoğlu
"Biz şarkın çocukları olarak bugünden ziyade yarının endişesini yaşıyoruz."
Bu cümle, yalnızca bir duygunun ifadesi değildir; yüzyılların yükünü omuzlarında taşıyan bir coğrafyanın sessiz çığlığıdır. Çünkü Şark, tarih boyunca medeniyet kurmuş; ilim, irfan ve hikmet üretmiş bir coğrafya olmasına rağmen, uzun zamandır kendi kaderini tayin etmek yerine başkalarının çizdiği sınırlar ve senaryolar içerisinde yaşamaya zorlanmıştır.
Kur'ân-ı Kerîm, bu hakikati asırlar öncesinden şu ilahî ölçüyle haber vermektedir:
"Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Ra'd Suresi, 11)
İlâhî kanun açıktır: Değişim önce vicdanda başlar; sonra fikirde, ahlakta ve nihayet toplum hayatında karşılığını bulur. Kendi iç muhasebesini yapmayan milletler, zamanla kendi gelecekleri üzerinde söz söyleme haklarını da kaybederler.
Ne acıdır ki bizler, bir dönem kendi mukadderatımızla olan bağımızı zayıflattık. Ortak aklımızı ihmal ettik, istişare kültürünü daralttık, ilmi geri plana attık ve kardeşlik hukukunu çoğu zaman günlük hesaplara feda ettik. Böyle olunca da başkaları bizim geleceğimiz üzerine plan yapmaya başladı.
Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Abbâsîler döneminde dünyanın ilim merkezi olan Bağdat, kendi iç çekişmelerinin bedelini ağır ödedi. Endülüs, sekiz asırlık medeniyetini dış güçlerden önce kendi parçalanmışlığı sebebiyle kaybetti. Osmanlı Devleti de yalnızca dış saldırılarla değil; içeride zayıflayan ilim, adalet ve istişare anlayışıyla güç kaybetti.
Demek ki milletleri yıkan, önce surların yıkılması değil; vicdanların ve fikir dünyasının çatlamasıdır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
“Müminler, birbirini sevmede, birbirine merhamette ve birbirini korumada tek bir beden gibidir. Bedenin bir organı rahatsız olursa diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eder.”
Bugün Şark'ın herhangi bir köşesinde yaşanan acı, aslında bütün milletin ortak acısıdır. Bir çocuğun eğitimden mahrum kalması, bir gencin umutlarını başka şehirlerde araması, bir annenin gözyaşı, yalnızca bireysel bir dram değil; toplumsal bir muhasebe sebebidir.
Ne yazık ki modern çağ, insanı birbirine yaklaştıran teknolojiler üretirken gönülleri birbirinden uzaklaştırdı. Bilgi çoğaldı; fakat hikmet azaldı. İmkânlar arttı; fakat merhamet çoğu zaman eksildi.
Oysa İslam medeniyeti, insanı merkeze alan bir medeniyettir. Gücü değil adaleti, serveti değil emaneti, gösterişi değil ihlası esas alır.
Yunus Emre'nin,
"Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım;
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz."
çağrısı, sadece tasavvufî bir şiir değil; toplumsal barışın da manifestosudur.
Mevlânâ'nın "Aynı dili konuşanlar değil, aynı gönlü paylaşanlar anlaşabilir." sözü de bize, medeniyetlerin önce kalplerde kurulduğunu hatırlatır.
Bugün ihtiyacımız olan şey; sadece ekonomik kalkınma değildir. Fabrikalar kadar fikir ocaklarına, yollar kadar gönül köprülerine, binalar kadar karakter sahibi insanlara yatırım yapmaktır.
Çünkü bir milleti güçlü yapan yalnızca ordusu değildir; yetiştirdiği ahlaklı insan, adaletli yönetici, vicdan sahibi aydın ve sorumluluk duygusu taşıyan gençleridir.
İşte tam bu noktada istişare yeniden hayat bulmalıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in övdüğü müminlerin vasıflarından biri şudur:
"Onların işleri aralarında istişare iledir." (Şûrâ Suresi, 38)
İstişare, yalnızca bir yönetim yöntemi değil; ortak aklın, ortak vicdanın ve ortak sorumluluğun adıdır. Bir şehir, bir ülke ve hatta bir medeniyet ancak bu ruhla yeniden ayağa kalkabilir.
Evet...
Biz şarkın çocuklarıyız.
Acılar gördük.
Göçler yaşadık.
Yoksulluklar yaşadık.
Sessizlikleri de yaşadık.
Ama umudumuzu kaybetmeye hakkımız yok.
Çünkü Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." (Zümer Suresi, 53)
Ve sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bizlere şu ölçüyü bırakmıştır:
"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır."
Öyleyse bize düşen; yakınmak değil üretmek, ayrışmak değil birleşmek, tüketmek değil inşa etmektir.
Şark yeniden ayağa kalkacaktır.
Fakat bu diriliş; öfkeyle değil hikmetle, sloganlarla değil projelerle, hamasetle değil ilimle, ayrışmayla değil kardeşlikle gerçekleşecektir.
Belki de artık şu soruyu kendimize sormanın vakti gelmiştir:
Kendi mukadderatımızı yeniden yazacak iradeye sahip miyiz?
Eğer cevabımız "Evet" ise, ilk adım bugündür.
Çünkü tarih, kaderini başkalarının yazmasını bekleyenleri değil; Allah'a güvenip sorumluluk alanları hatırlar.
Ve inanıyorum ki, Şark'ın çocukları yeniden ayağa kalktığında yalnızca kendi şehirlerini değil; ümmetin ve insanlığın vicdanını da yeniden ayağa kaldıracaklardır.