HEYHAT!
Raif Medetoğlu
Suya nakışlar çizeceğiz vaadiyle gelen siyaset erbabının boş lakırdılarına kulak verdik.
Her seçim döneminde önümüze konulan ışıltılı gelecek tasavvurlarına göz kırptık; söze kandık, görüntüye aldandık, vaadi icraat sandık.
Sonra zaman geçti…
Tabela değişti, slogan değişti, aktörler değişti ama bizim hikâyemiz değişmedi.
Filhakika geldiğimiz nokta ortada:
Zenginlik sıralamasında Türkiye’nin en geriden gelen vilayetlerinden biri olarak hâlâ aynı yerde duruyoruz.
Belki de mesele yalnızca bizi yönetenlerde değildi.
Çünkü biz de her defasında aynı sözlere inanmayı, aynı beklentiye tutunmayı ve aynı sonuç karşısında yine aynı mazeretleri üretmeyi tercih ettik.
Bize gökyüzünü gösterdiler, biz yerdeki çukurları görmedik.
Bize büyük projelerin resimlerini gösterdiler, biz fabrikaların bacasına bakmadık.
Bize gelecekten bahsettiler, biz bugünün hesabını sormadık.
Ve galiba en büyük yanılgımız şuydu:
Biz kalkınmayı bir sonuç değil, bir vaat zannettik.
Oysa şehirler nutuklarla değil; üretimle, yatırımla, eğitimle, istihdamla, ihracatla ve hesap soran bir toplumsal iradeyle kalkınır.
Artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
Bizi yıllardır geride bırakan sadece şartlar mıydı, yoksa şartları değiştirmek için yeterince ısrar etmememiz mi?
Çünkü bir şehrin kaderi, yalnızca Ankara’da yazılmaz.
Bir şehrin kaderi; kendi insanının talebinde, cesaretinde, örgütlenmesinde ve hesap sorma kültüründe de yazılır.
Belki de artık bize suya nakış çizecek siyasetçiler değil,
taşa temel atacak, toprağa tohum ekecek, fabrikaya üretim yaptıracak insanlar gerekiyor.
Ve belki de en acı gerçekle yüzleşmeliyiz:
Galiba biz “yerinde say” komutunu, yıllardır “kaderimiz” diye okumayı çok sevdik.
Oysa kader dediğimiz şeyin bir kısmı,
cesaret edemediğimiz tercihlerimizin sonucudur.
Ziyadesiyle !
Artık alkışlayacak vaat değil, ölçülebilir sonuç aramalıyız.
Çünkü şehirlerin geleceği, güzel sözlerle değil; geride bırakılan somut eserlerle yazılır.