Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

Şiî–Sünnî Ayrışması mı, Ümmetin Geleceği mi?

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

İslam dünyası bugün sadece dış tehditlerle değil, kendi içindeki kırılmalarla da yüzleşmektedir. Mezhepsel ayrışmaların derinleştiği, siyasal hesapların dinî kimlikler üzerinden yürütüldüğü bir dönemde, şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Biz gerçekten dışarıdan mı zayıflatılıyoruz, yoksa içeriden mi çözülüyoruz?

“Şiî–Sünnî Diyaloğunda Temel Esaslar” adlı 2016 yılında yayınladığım bilimsel makalemde Dinle Arası Diyalog Projeleri yerine İttihad-i İslam ve Mezhepler Arası Diyalog yaklaşımını vurgulamaya çalışmıştım. Bu yaklaşımla yazılan makalem aslında bu sorunu çözmeye yönelik gayretler sarf ediyor ve "Müslümanlar nasıl birleşecek" sorusuna net bir cevap veriyor. Cevaplardan birisi de şudur: Asıl mesele, farklılıklar değil; bu farklılıkların nasıl yönetildiğidir.

Şiîlik ve Sünnilik, aynı inanç kökünden beslenen iki yorum geleneğidir. Kur’an, Sünnet, tevhid, nübüvvet ve ahiret gibi temel esaslarda birleşen bu iki damar, tarihsel süreçte ayrışmış; fakat hiçbir zaman birbirini yok sayacak noktaya gelmemeliydi. Bugün gelinen noktada ise mezhep farklılıkları, teolojik bir zenginlik olmaktan çıkarılıp siyasi bir çatışma aracına dönüştürülmektedir.

Daha da vahimi, bu çatışma zemini küresel güçler tarafından dikkatle kullanılmaktadır.

ABD ve İsrail’in başta İran olmak üzere İslam ülkelerine yönelik politikaları, sadece askeri veya diplomatik hamleler olarak okunamaz. Bu müdahaleler, aynı zamanda İslam dünyasının iç fay hatlarını harekete geçiren stratejik adımlardır. Mezhepsel gerilim ne kadar artarsa, dış müdahale o kadar kolaylaşmaktadır.

İran meselesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. İran’ın politikaları elbette eleştirilebilir. Ancak bu eleştirinin mezhepsel düşmanlığa dönüşmesi, sadece İran’ı değil, bütün İslam dünyasını zayıflatır. Çünkü mesele artık bir ülke meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan ümmetin geleceği meselesi haline gelmiştir.

Bugün açık bir gerçek vardır:
İçeride birlik olmadan dışarıya karşı direnç mümkün değildir.

Tekfir dili, dışlayıcı söylemler ve tarihsel ihtilafların bugüne taşınması, sadece geçmişi değil geleceği de ipotek altına almaktadır. Oysa ihtiyaç duyulan şey; mezhepçilik değil, ümmet bilincidir.

Ümmet bilinci, farklılıkları yok saymak değil; onları çatışma sebebi olmaktan çıkarmaktır. Bu bilinç yeniden inşa edilmeden, İslam dünyasının ne siyasi ne de stratejik bir güç haline gelmesi mümkündür.

Sonuç olarak mesele nettir:
Ya mezhepler üzerinden bölünmeye devam edilecek,
ya da ortak değerler etrafında birleşerek yeni bir gelecek inşa edilecektir.

Tercih, sadece bugünü değil, yarını da belirleyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları