Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

Dindar erkeklerin İslama aykırı çelişkili ve hatalı tavırları

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

İslam, insanın hayatını parçalara ayıran değil; inanç, ibadet, ahlak, muamelat ve sosyal ilişkileri bir bütün olarak düzenleyen ilahî bir nizamdır. Bu sebeple bir Müslümanın bazı dinî sembollere ve ibadetlere önem verirken diğer dinî hükümleri ihmal etmesi, dinin ruhuyla bağdaşmayan bir çelişki ortaya çıkarır.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?" (Bakara, 2/85)

Bir başka ayette ise:

"Ey iman edenler! Barış (yolu olan İslam)'a tam anlamıyla girin ve şeytanın adımlarını takip etmeyin." (Bakara, 2/208)

Hz. Peygamber (sav) de şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ümmetimden müflis olan, kıyamet günü namaz, oruç 
ve zekât sevabıyla gelip de şuna sövüp, buna zina iftirasında 
bulunup, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevaplarının tükenmesi halinde, hak sahiplerinin 
günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan 
kimsedir.”  (Müslim, Birr, 59)

Bu çerçevede günümüzde zaman zaman dindar insanlar arasında görülen bazı çelişkili davranışlar şunlardır:

1. Cumaya gider, beş vakit namazını ihmal eder.

Cuma namazına önem vermek güzeldir; ancak İslam'ın temel farzlarından olan beş vakit namazı terk etmek büyük bir eksikliktir. Haftada bir vakit namaza gösterilen hassasiyetin günlük farzlara da gösterilmesi gerekir. Zira Hz. Peygamber Efendimiz 3 (üç) hafta üst üste Cumaya gitemeyenin kalbinin nifak mührü ile mühürleneceğini söylediği gibi namaz kılmayanlar hakkında da şöyle buyurmuştur:

“Allah kullar üzerine beş vakit namazı farz kılmıştır. Kim o namazları hafife almadan ve kasten hiçbir vakti terk etmeden hakkı ile eda ederse, o kimseyi cennete girdireceğine Allah’ın yanında bir ahdi vardır. Kimde o beş vakit namazı kılmazsa, onun için Allah’ın yanında bir ahdi yoktur! Allah dilerse ona azab eder, dilerse onu cennete girdirir.”

Ebu Davud 1420, Nesei 460, Malik Muvatta 1/123/14, Darimi 1/370, İbni Mace 1401, İbni Teymiye Feteva 22/48, 49, İbni Hibban, Tergib ve Terhib 1/361.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Kuşkusuz ki, kıyamet gününde kulun amelinden ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Eğer namazı salih/eksiksiz olursa, diğer amelleri de salih olur; eğer namazı fasid/bozuk olursa, diğer amelleri de fasid olur!”

Tirmizi 409, İbni Mace 1425).

2. Sakal bırakır, haram ve şüpheli ilişkilerden sakınmaz.

Sakal sünnettir; ancak sünnete uymanın ruhu, Allah'ın bütün emirlerine saygı göstermektir. Dış görünüşe verilen önem, mahremiyet ve edep kurallarına da verilmelidir.

Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselam buyurmaktadır: 

"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539).

3. Başörtülü bir eş ister, fakat iş hayatında veya sosyal çevresinde tesettürsüzlüğü normalleştirir.

Mümin, dinî hassasiyetleri sadece kendi ailesi için değil, bütün toplum için değerli görmelidir. Kendi eşi için istediği iffeti ve saygınlığı başkalarının kadınları için de istemelidir.

Yüce Allah (CC.) şöyle buyurmuştur: 
 

"Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarına ve inananların kadınlarına söyle; dışarı çıkacakları vakit dışarıya mahsus elbiselerini giysinler; bu, onların tanınıp incinmemelerini daha iyi sağlar ve Allah, suçları örter, rahimdir." (Ahzab Süresi, 59. Ayet).

4. Oruç tutar, zekât ve sadaka konusunda cimrilik eder.

Aç kalmanın hikmeti, kulun Allah'a karşı sorumluluğunu ve fakirin halini anlamasıdır. Oruç ile cimrilik bir arada bulunmamalıdır. Câbir İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Zulüm yapmaktan sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde zâlime zifirî karanlık olacaktır. Cimrilikten de sakının. Zira cimrilik sizden önce yaşayan insanları, birbirini boğazlamaya ve dokunulmaz haklarını çiğnemeye götürmek suretiyle perişan etmiştir.” (Müslim, Birr 56).

5. Kurban keser, faizli işlemlerden uzak durmaz.

Kurban Allah'a teslimiyetin sembolüdür. Aynı teslimiyet, Kur'an'ın kesin şekilde yasakladığı faiz konusunda da gösterilmelidir.

Yüce Allah CC şöyle buyurmaktadır:  

 "Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin." (Bakara Suresi, 188. Ayet).

6. Kur'an'ı yeterince okumaz ve anlamaya çalışmaz; fakat din hakkında kesin hükümler verir.

İlim olmadan konuşmak, İslam'ın hoş görmediği davranışlardandır. Kur'an ve sünneti öğrenmeden fetva vermek veya müctehid tavrı sergilemek ciddi bir hatadır.

Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: 

"Allah Teâlâ, ilmi kullardan soymak suretiyle çekip almaz. Ancak ilmi, âlimleri almak suretiyle ortadan kaldırır. Allah hiçbir âlim bırakmayınca da insanlar birtakım cahil başlar edinirler ve onlara sorular sorarlar, onlar da ilimsiz fetva verirler. Bu yüzden de hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar." (Buhari, İlim, 34; Müslim, İlim, 13, 14; Müsned, 2/162).

7. Dinî eğitim almamış olduğu halde asırların ilmî birikimini küçümser.

Allah Teâlâ:

"Bilmiyorsanız ilim ehline sorunuz." (Nahl, 16/43)

buyurmaktadır. İslam'da cehalet övülmez; ehil âlimlere müracaat etmek teşvik edilir. Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 "Dinin felaketine yol açan üç sebeb vardır: Günahkâr fıkıh alimi, zalim devlet başkanı ve cahil müctehiddir." (Feyzü’l-kadir, 1/52).

8. İbadetlerine dikkat eder, fakat kul hakkına dikkat etmez.

Namaz, oruç ve hac ne kadar önemliyse; insanların malına, canına, haysiyetine ve hukukuna riayet etmek de o kadar önemlidir. Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: 

"Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz." (Fecr Süresi, 17. Ayet).

9. Tesbih çeker, gıybet etmeyi terk etmez.

Dil ile yapılan zikir ancak dilin günahlardan korunmasıyla kemale erer. Gıybet, Kur'an'da ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir.

Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: 

Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul edendir, engin merhamet sahibidir." (Hucurat Suresi, 12.ayet).

10. Camiyi doldurur, ailesini ihmal eder.

En hayırlı insan, ailesine karşı en hayırlı olandır. Dindarlık önce evde ve aile içinde görülmelidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 

"De ki: Asıl ziyan edenler, asıl hüsrana uğrayanlar hem kendilerini hem de ailelerini kıyamet günü hüsrana uğratanlardır. Uyanık olun! İşte bu apaçık hüsranın ta kendisidir.” (Zümer Suresi, 15) .

Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekat, 4 5).

11. Başkalarının günahlarını sayar, kendi kusurlarını görmez.

Gerçek takva, insanın önce kendi nefsini sorgulamasıdır. Mümin, insanların ayıplarını araştırmak yerine kendi eksiklerini gidermeye çalışır.

Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

 "Ey mü'minler! Bir topluluk, diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kadınlar da, kadınlarla alay etmesin!.. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmandan sonra fâsıklık ne kötü isimdir! Kim de tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerdir." (Hucurat Suresi, 11. Ayet).

12. Dini savunduğunu söyler, ahlakı ihmal eder.

Doğruluk, emanete riayet, adalet, merhamet ve dürüstlük olmadan dinî söylemler eksik kalır. Çünkü Hz. Peygamber'in (sav) en belirgin vasıflarından biri üstün ahlaktı.

Allahu Teala şöyle buyurmuştur: 

“Allah’dan korkan kimseler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.” (Âl-i İmrân sûresi, 134)

Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kıyamet gününde mü’min kulun terazisinde güzel ahlâktan daha ağır bir şey bulunmaz. Allah Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimseden nefret eder.” (Tirmizî, Birr 61).

13. İslam'ı tebliğ eder, fakat adalet konusunda tarafgir davranır.

Yakınlarına ayrı, sevmediklerine ayrı ölçü uygulamak İslam'ın adalet anlayışıyla bağdaşmaz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 

"Şüphesiz Allah’ın âyetlerini inkâr eden, peygamberleri haksız yere öldüren ve kendilerine adâletli davranmayı öğütleyenleri de öldürenler yok mu, onları pek elem verici bir azap ile müjdele." (Al-i İmran suresi, 21).

14. Dış görünüşüne önem verir, kalbini ve niyetini ihmal eder.

Takva sadece elbisede, sakalda veya görünüşte değil; kalpte, niyette ve davranışlarda da tezahür etmelidir.

Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

“…Bilin ki! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (doğru ve düzgün) olursa bütün vücut iyi (doğru ve düzgün) olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.” (Buhârî, Îmân, 39)

15. Sosyal medyada dinî paylaşımlar yapar, günlük hayatında aynı hassasiyeti göstermez.

Müminin sözleri ile fiilleri arasında uyum bulunmalıdır. İnsanları etkileyen şey yalnızca konuşulanlar değil, yaşananlardır.

Peygamber Efendimiz: "Bir kimse din kardeşini bir günahı dolayısıyla ayıplarsa, ölmeden evvel mutlaka o günahı işler. Yani kardeşini bir ayıpla kınayan, o ayıp işi işlemeden ölmez!" (Câmiu's-Sagîr, c. II, s. 161) buyurmuşlardır.

Sonuç

İslam, sadece şekil ve sembollerden ibaret değildir. Aynı şekilde yalnızca kalpte kalan bir inanç da yeterli değildir. Hakiki dindarlık; iman, ibadet, ahlak, ilim, adalet ve ihlasın birlikte yaşanmasıdır.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

"Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34)

Bu sebeple Müslüman, dinin bir kısmını değil tamamını yaşamaya gayret etmeli; görünüş ile öz, söz ile davranış ve ibadet ile ahlak arasında denge kurmalıdır. Müslüman İslami emirleri siyasi statü, ekonomik menfaat, akademik ünvan, sosyal çevre için değil Allah rızası için uygulamalıdır. Aksi takdirde bu dünyada riya, gösteriş, menfaat, şan, şöhret için sarfettiği emekler ibadetle geçmiş olsa bile heba olacaktır. Nitekim Yüce Allah (CC.) şöyle buyurmuştur:

"Onlara dünya hayatına dair şu örneği de ver: O gökten indirdiğimiz su gibidir; o su sayesinde yerdeki bitkiler gelişip birbirine karışır, sonra da bu bitkiler rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelir. Allah her şeye muktedirdir. Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; kalıcı olan iyi davranışlar ise rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır." (Kehf Suresi, 45-46).

Yazarın Diğer Yazıları