Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

Ahlaki ve manevi değerler ne zamana kadar geçerli?

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Tarih, insanın güçle imtihanının trajik sahneleriyle doludur. İnanç ve ahlak, bireyin mahrumiyet anlarında sığındığı bir liman iken; güç, servet ve makamın parıltısı altında bu limanın duvarları çatlamaya başlar. İnsanoğlu için en büyük yanılgı, manevi değerlerin belirli bir mertebeye ulaşana kadar taşınması gereken "geçici bir yük" olduğu zannıdır. Bu zihniyetin kökleri, hem tarihsel figürlerin sapmalarında hem de batınî ekollerin dejenerasyona uğramış kollarında açıkça görülmektedir.

1. Maneviyatın İstismarı: "İbadetin Sakıt Olması" Yanılgısı

Tarihsel süreçte "İlahi hakikate ulaştım" iddiasıyla şer’i sınırları (helal ve haramı) reddeden bazı marjinal yapılar ortaya çıkmıştır. Özellikle tasavvufun özünden kopan, "İbahiyye" olarak adlandırılan sapkın anlayışlara mensup sofiler, seyr-i süluk süreçlerinde bir noktaya ulaştıktan sonra kendilerini "velayet" makamında görerek dini mükellefiyetlerin üzerlerinden kalktığını iddia etmişlerdir.

Bu anlayışa göre kişi "yakîn"e (kesin bilgi/iman) ulaştığında, artık namaz, oruç veya haramdan sakınma gibi hükümler onun için geçerliliğini yitirir. Oysa bu durum, maneviyatın özünü tahrip eden en büyük kibir ve sapıklıktır. Dini, sadece bir "yolculuk bileti" olarak gören ve hedefe vardığını sandığı an bileti yırtıp atan bu zihniyet, günümüzdeki modern "güç ve statü" sarhoşluğunun teolojik bir prototipidir.

2. Velid bin Yezid Örneği: İktidarın Kutsalı Parçalaması

Emevi halifesi II. Velid’in hikayesi, gücün ahlaki pusulayı nasıl tamamen bozabileceğine dair dehşet verici bir örnektir. Mushaf’ı açıp kendi zulmünü yüzüne vuran ayetleri gördüğünde Kur’an’ı bir hedef tahtasına dönüştüren Velid, aslında sadece bir kitaba değil, kendisini sınırlayan her türlü kutsal otoriteye ok atmıştır.

Velid’in "Kıyamet günü Rabbine ulaştığında de ki: 'Velid beni parçaladı'" meydan okuması, bireyin elindeki dünyevi güçle kendisini tanrılaştırmasının zirvesidir. Bu olay, gücün insanın değerlerini yok etmediğini, ancak onları kendi nefsine göre yeniden tanımladığını gösterir. Günümüzde de makam ve servet sahibi olan bazı dindar figürlerin, geçmişte savundukları değerleri "parçalaması" tam olarak bu ruh halinin modern tezahürüdür.

3. Modern Dönem: Bürokrasi, Aristokrasi ve "Normalleşen" Haramlar

Günümüz dünyasında dindar kimlikleriyle bürokrasi, diplomasi ve yüksek aristokrasi çevrelerine dahil olan bireylerde gözlemlenen değişim, Velid’in oklarından daha sessiz ama daha derindir. Bu süreç genellikle üç aşamalı bir erozyonla gerçekleşir:

a. İlkesel Netlikten Kurumsal Uyuma:

Başlangıçta helal-haram sınırlarında keskin olan birey, girdiği seçkin çevrelerde "sistem içi uyum" baskısıyla karşılaşır. Daha önce haram diyerek tenkit ettiği yaşam tarzları, artık "protokol gereği", "diplomatik nezaket" veya "stratejik gereklilik" adı altında meşrulaştırılır.

b. Değerlerin Araçsallaşması: Din, bir yaşam biçimi olmaktan çıkıp bir "kimlik aksesuarı" veya "meşruiyet dili" haline gelir. Kişi, dini kavramları davranışlarını düzeltmek için değil, hatalarını örtmek ve statüsünü korumak için kullanmaya başlar.

c. Normalleşen Eleştiri Konuları: Geçmişte başkalarını yargıladığı lüks, israf ve kayırmacılık gibi davranışlar, kişi zenginleşip güçlendikçe "başarının doğal bir sonucu" olarak görülmeye başlanır.

4. Değerlerin Sınırı Nerede Biter?

Manevi değerler, sadece bir makama gelene kadar giyilen bir "başarı hırkası" değildir. Eğer ahlak, güçle karşılaştığında esniyorsa; eğer helal-haram çizgisi banka hesabındaki rakamlar arttıkça bulanıklaşıyorsa, ortada gerçek bir değerden değil, sadece bir "yoksunluk ahlakından" bahsedilebilir.

Eskinin sapık sofileri nasıl "yakîne erdik, ibadet bitti" diyerek yoldan çıktıysa; bugünün bazı güç sahipleri de "kazandık, kurallar değişti" yanılgısıyla aynı uçuruma sürüklenmektedir. Hakiki erdem, insanın hiçbir denetime tabi olmadığı, en güçlü ve en zengin olduğu anda dahi, kendisini o en baştaki mütevazı ve ilkeli çizgide tutabilmesidir. Aksi takdirde tarih, kutsalı okla vuranların değil, kutsalı kendi hırslarına kurban edenlerin hüsranıyla yazılmaya devam edecektir.

Yazarın Diğer Yazıları