Boşuna beklemişiz;
Bilmem kaç asırdır ufak adamlardan ufuk adımlar atmalarını...
Boşuna hayal etmişiz;
Elindeki teraziyle dağı tartacak, çantasındaki cetvelle zirve ölçecek, sinesindeki yürekle zafer sunacak yüce insanları…
Zamanla anladık:
Teraziyle dağ tartılmaz, cetvelle zirve ölçülmez, korkaklarla zafer gelmezmiş.
Dağı tartanlar, zirveleri ölçenler, zaferleri sunanlar; zamanla olgunlaşanlar değil, zamanı olgunlaştıran insanlarmış.
Ahmed-i Xani’nin diyarında ne acıdır ki, zamanı olgunlaştıracak dediklerimiz, zamanın olgunlaştırdıklarıymış.
Zamanla anladık:
Gücünü yüreğinden almayanlar, kendi düşüncesinin merkezinde bulunmayanlar; topluma güç vermez, memleketin geleceğine umut olamazlarmış.
Cehaletten gelen cesaret kanır,
Cehaletten gelen feraset sağır,
Cehaletten gelen basiret kahırmış.
Ve ufak adamlardan ufuk adımlar beklemek cehaletmiş.
Zamanla anladık:
Sevdası memleketi olan, tek başına bir memleketmiş.
Cehennem tasasını, cennet sevdasını taşıyanlar, elde baston, ayakta çarık eskitse; topluma ufuk olmaz, gelecek çizmezlermiş.
Küçük insanlar, büyük gurur taşırmış.
Ve zamanla öğrendik:
Yeni bir düşünceyle karşılaştığında,
“Zayıflar korkar, aptallar karşı gelir, akıllılar ise karar verir.”miş.
Yeni bir düşünceye karşı hep korkularımız varmış…
Bizim de zaten orijinal bir düşüncemiz yokmuş.