Pençesi yetmeyince rakibini başka bir hayvanın pençesiyle yenmeye çalışan bir hayvan duydunuz mu?
Ben duydum.
Gücü yetmeyince rakibini daha güçlü bir hayvanın gücüyle devirmeye çalışan bir hayvan gördünüz mü?
Ben gördüm.
Kanatları olmayan bir kuşun başka kuşların kanatlarıyla uçtuğuna, dişleri dökülen bir hayvanın başka hayvanların dişleriyle ısırdığına şahit oldunuz mu?
Ben oldum.
Sırtına bastığı fili ezen karıncanın başarısını...
Tavus kuşunun yumurtasını da pirenin tohumladığını anlatsalar;
İnanır mısınız?
Ben inandım.
Bunlarla da sınırlı kalmadı.
Kargada kartal pençesini, eşekte aslan zaferini gördüm.
Deve kuşunun uçtuğuna, serçenin deveyi parçaladığına şahit oldum.
Siz yine de inanmayın.
Ben kandım, siz kanmayın.
Aslana karşı zafer elde eden eşeğin, fili ezen karıncanın, deveyi parçalayan serçenin... başarı hikâyelerini duysanız aklınız kaçar.
Mesela:
Kirli toynaklara, uzun kulaklara, hantal vücuda, aptal bakışlara baksanız “eşek” dersiniz.
Ama aslanı yenmiş.
İnanır mısınız?
Ben inandım.
Yoksa bugün karınca varlığımı ezmeye, karga itibarımı çizmeye, eşek de yazdıklarımı başkalarına taşımaya kalkışmazdı.