Ahmet Genç

Şehir olmak istiyorsak bunun da bir bedeli var

Ahmet Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Bir şehrin büyüklüğü yalnızca nüfusuyla ölçülmez. Şehir; kurallarıyla, yaşam kültürüyle, planlamasıyla ve geleceğe hazırlığıyla şehir olur.

Bugün Ağrı'nın en önemli sorunlarından biri de tam olarak budur.

Resmî verilere baktığınızda Ağrı, yıllardır Türkiye'nin en fazla göç veren illeri arasında yer alıyor. Ancak burada dikkat çekici bir ayrıntı var. Şehirden göç edenler ile şehre gelenler aynı yaşam kültürünü taşımıyor.

Şehirde yetişen, eğitim alan, belirli bir yaşam standardına ulaşan insanlar; İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e ya da Avrupa ülkelerine gidiyor.

Onların boşalttığı alanı ise kırsaldan gelen vatandaşlarımız dolduruyor.

İşte tam bu noktada Ağrı'nın kentleşme hikâyesi başlıyor...

 

Köyde yaşamak elbette ayıp değil. Herkes zamanında mutlaka köyde yaşamıştır ve hala yaşamaktadır. 

Hayvancılık yapmak, üretmek, toprağa bağlı yaşamak da son derece kıymetli.

Sorun bunlar değil.

Sorun, köy yaşamını hiçbir değişiklik yapmadan şehrin ortasına taşımak.

Bugün Ağrı'nın birçok mahallesinde hâlâ gecekonduların arasında ahırlar görüyoruz.

Evlerin önünde saman balyaları...

Bahçelerde büyükbaş hayvanlar...

Dar sokaklarda traktörler...

Ve düzensiz yapılaşma...

Oysa şehir hayatının da bir bedeli vardır.

Apartmanda oturursunuz, aidat ödersiniz.

Kaçak elektrik kullanmazsınız.

Suyun parasını ödersiniz.

Çevre vergisini verirsiniz.

Ortak yaşamın kurallarına uyarsınız.

Çünkü şehir dediğiniz yer, herkesin istediğini yaptığı değil; herkesin kurallara uyduğu yerdir.

 

Yıllar önce Ağrı’da dört mahalle kentsel dönüşüm kapsamına alınmıştı.

Dönemin belediye yönetimi aylarca vatandaşlarla toplantılar yaptı.

Ancak gerekli çoğunluk sağlanamadı.

Neden?

Çünkü insanlar evlerini değil, alışkanlıklarını korumayı tercih etti.

Sonuç ne oldu?

Bugün aynı mahallelerde dar sokaklar, düzensiz yapılaşma ve çözülemeyen altyapı sorunları yaşamaya devam ediyoruz.

Bir şehrin geleceğini bazen sadece birkaç imza değiştirebilir.

Biz o fırsatı kaçırdık.

 

Şimdi başka bir sorunla karşı karşıyayız.

Trafik...

Eskiden otomobil lükstü.

Bugün ise ihtiyaç.

Neredeyse her gecekondunun önünde bile bir araç var.

Araç sayısı her yıl artıyor.

Ama yollar aynı kalıyor.

Şehir büyümüyor.

Alternatif güzergâhlar açılmıyor.

Yeni bağlantı yolları yapılmıyor.

Otopark alanları oluşturulmuyor.

Sonuç?

Cezaevi Köprüsü'nden şehir merkezine girişte uzun araç kuyrukları...

Erzurum Caddesi'nde dakikalarca ilerleyemeyen trafik...

Kağızman Caddesi'nde kilitlenen ulaşım...

Sıcakta yükselen korna sesleri...

Sinirler...

Tartışmalar...

Bir de yıllardır tartışılan, milyonlar harcanmasına rağmen beklenen faydayı sağlayamayan alt geçit...

Şehir büyüyor ama ulaşım aynı yerde sayıyor.

 

Evet...

Kuralları bilmeden araç kullanan sürücüler de var.

Köy yollarındaki alışkanlıklarını şehir trafiğine taşıyanlar da...

Ancak bütün suçu vatandaşın üzerine atmak da doğru değil.

Bir şehir sadece cezalarla yönetilmez.

Planlamayla yönetilir.

Yeni yollarla yönetilir.

Alternatif ulaşım projeleriyle yönetilir.

 

Bugün atılacak bir yol yatırımı sadece bugünü değil, belki de önümüzdeki elli yılı kurtaracaktır.

Çünkü şehirler günü kurtararak değil, geleceği planlayarak büyür.

Bugün açılmayan her alternatif yol, yarının trafik çilesidir.

Bugün yapılmayan her otopark, yarının kaosudur.

Bugün gerçekleştirilmeyen her kentsel dönüşüm, yarının daha büyük sorunudur.

 

Ağrı Belediyesi'nin yalnızca asfalt dökmesi artık yeterli değil.

Yeni bulvarlar...

Alternatif ulaşım aksları...

Katlı veya açık otoparklar...

Planlı yerleşim alanları...

Yeni yaşam merkezleri...

Artık bunları konuşmanın zamanı geldi.

Çünkü asfalt yapmak hizmettir.

Ama geleceğin yollarını planlamak vizyondur.

 

Ağrı'nın en büyük ihtiyacı yalnızca yeni yollar değil, yeni bir şehir anlayışıdır.

Şehir olmak; yüksek binalar yapmak değildir.

Şehir olmak; ortak yaşam kültürünü oluşturabilmektir.

Kurallara uymaktır.

Planlı büyümektir.

Geleceği bugünden inşa etmektir.

Eğer gerçekten şehir olmak istiyorsak...

Sadece bugünün değil, 50 yıl sonrasının Ağrı'sını düşünerek hareket etmek zorundayız.

Aksi halde göç veren, trafikte kilitlenen, plansız büyüyen ve her geçen yıl biraz daha nefes almakta zorlanan bir kent olmaya devam ederiz.

Şehir olmak, beton dökmekle değil; şehir kültürünü inşa etmekle başlar.

Yazarın Diğer Yazıları