Ahmet Genç

GÜÇ ZEHİRLENMESİ

Ahmet Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Gazetecilikte işe aldığım arkadaşlara yaptığım ilk uyarılardan biridir:

“Güç zehirlenmesine kapılmayın.”

Çünkü insanın eline bir makam, bir unvan, bir yetki ya da küçük de olsa bir güç geçtiğinde, gerçek karakteri de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar.

Yıllarca iş aradıktan sonra bir işe girip kendisini bir anda zirvede zanneden de var; küçük bir yetkiyi eline alınca dünyayı yönettiğini düşünen de…

Dün kapısında beklediği insanı, bugün kapısında bekletenler var.

Dün kendisine yapılınca isyan ettiği davranışı, bugün başkasına reva görenler var.

İşte buna güç zehirlenmesi diyoruz.

Askerlik yapanlar “devrecilik” kavramını iyi bilir. Kendisi çeker, sırası gelince başkasına çektirir. Ne yazık ki bunun farklı bir biçimini bugün çalışma hayatında, kurumlarda ve ast-üst ilişkilerinde de görebiliyoruz.

Müdür, müdür yardımcısına…

Müdür yardımcısı personele…

Personel vatandaşa…

Bazen makam sahibinden çok, makam sahibinin çevresindekiler güç gösterisine girişiyor.

Elbette görevini hakkıyla yapan, insanlara makamının ağırlığıyla değil devletin ciddiyeti ve insanlığın nezaketiyle yaklaşan herkesi tenzih ediyorum.

Ama görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçek de var:

Sonradan zengin olanın parayla, hak etmediği koltuğa oturanın makamla, siyaseten güç kazananın arkasındaki destekle imtihanı başlıyor.

Ve herkes bu imtihanı başarıyla veremiyor.

Kurumlarda liyakat tartışmalarının temelinde de çoğu zaman bu anlayış yatıyor.

“Ben yaptım, oldu.”

“Benim arkam sağlam.”

“Bana kimse bir şey yapamaz.”

“Nasıl olsa beni korurlar.”

İşte devlet yönetiminde en tehlikeli cümleler bunlardır.

Çünkü bir insan kendisini kanundan, ahlaktan, vicdandan ve hesap vermekten üstün görmeye başladığı anda elindeki yetki artık hizmet aracı olmaktan çıkar, başkalarını ezmenin aracına dönüşür.

Siyasette ise güç zehirlenmesinin faturası çok daha ağırdır.

Bir makama kimin getirildiği sadece o kişiyi ilgilendirmez. O kişinin vereceği kararlar yüzlerce, bazen binlerce insanın hayatına dokunur.

Yanlış insanı doğru makama oturtursanız, sadece bir atama hatası yapmış olmazsınız.

O kişinin yapacağı her yanlışın önünü de açmış olursunuz.

Bugün zaman zaman kamu kurumlarında personeline tepeden bakan yöneticilerden, arkasındaki siyasi gücü dokunulmazlık zannedenlerden, vatandaşın derdini dinlemek yerine makamının keyfini sürenlerden şikâyet ediliyor.

Daha vahimi, bazen gücü kullanan kişi makam sahibi bile değil.

Doktorun yanındaki sekreter doktorun gücüyle…

Müdürün yanındaki kişi müdürün makamıyla…

Siyasetçinin etrafındaki bazı isimler siyasetçinin nüfuzuyla insanlara hükmetmeye kalkabiliyor.

Yani güç bazen sahibini değil, gölgesinde duranları bile zehirliyor.

Oysa unutulan çok basit bir gerçek var:

Bugün önünde insanların ayağa kalktığı masa, yarın başka birinin masası olacak.

Bugün çalan telefonlarınıza yarın cevap veren olmayabilir.

Bugün etrafınızdan ayrılmayan insanların bir kısmı, makamınız bittiğinde sizi tanımayabilir.

Çünkü makamın dostu çoktur; insanın dostu azdır.

Nitekim güç zehirlenmesine kapılan birçok insanın görev süresi sona erdiğinde nasıl yalnızlaştığını görüyoruz. Makam gidiyor, telefonlar susuyor, kalabalık dağılıyor.

Geriye yalnızca insanın bıraktığı iz kalıyor.

İyilik yaptıysa dua…

Kötülük yaptıysa ah…

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’na atfedilen çok anlamlı bir söz vardır:

“Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız bir dünya için bu kadar fırıldak olmaya gerek yok.”

Gerçekten de yok.

Üç günlük makam için insan kırmaya gerek yok.

Bir koltuk uğruna kul hakkına girmeye gerek yok.

Birilerinin gözüne girmek için başkasının ekmeğiyle oynamaya gerek yok.

Çünkü makam geçer.

Para geçer.

Siyasi güç geçer.

Kartvizitteki unvan değişir.

Kapının üzerindeki isim sökülür.

Ama insanın yaptığı iyilik de kötülük de arkasından yürür.

Bugün ekonomik sıkıntılarla mücadele eden vatandaşın zaten yeterince derdi var. Geçim sıkıntısı var, işsizlik var, gelecek kaygısı var.

Bir de devletin kapısına gittiğinde makam sarhoşu olmuş insanlarla mücadele etmek zorunda kalmamalı.

Vatandaş devletin kapısına geldiğinde azarlanmak değil, dinlenmek ister.

Çünkü makamlar insanlara hükmetmek için değil, insanlara hizmet etmek için vardır.

Bu nedenle çağrım çok açık:

Ya bulunduğunuz makamın hakkını verin ya da o koltuğu hakkını verecek insanlara bırakın.

Bu kadar vebal yeter.

Bu kadar kul hakkı yeter.

Bu kadar liyakatsizlik yeter.

Ve en önemlisi, atamalara bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Mesele yalnızca diploma değildir.

Mesele yalnızca genç ya da yaşlı olmak da değildir.

Devlet yönetmek başka bir şeydir.

İnsanı tanımak, yokluğu bilmek, sorumluluk taşımak, kriz yönetmek, devlet malının hesabını yapabilmek ve kendisine emanet edilen yetkinin ağırlığını taşıyabilmek gerekir.

Genç olmak elbette kusur değildir. Nice genç vardır ki yılların yöneticisinden daha olgun, daha liyakatli ve daha vicdanlıdır.

Ama sadece genç, dinamik ya da birilerine yakın olduğu için tecrübesiz insanlara büyük sorumluluklar teslim etmek de doğru değildir.

Bize koltuğa aç insanlar değil, bazı şeylere doymuş insanlar lazım.

Makam görünce başı dönmeyecek…

Para görünce karakteri değişmeyecek…

Yetki alınca insanları ezmeyecek…

Kendisine “Sayın Müdür”, “Sayın Başkan”, “Sayın Kaymakam” denildiğinde nereden geldiğini unutmayacak insanlar lazım.

Devletin milyonlarına yön verecek insanın hayatın gerçeklerinden haberdar olması gerekir.

Bir ilçeyi, bir kurumu ya da milyonluk bütçeleri emanet ettiğiniz kişinin yalnızca diplomasına ve bağlantılarına değil; tecrübesine, liyakatine, ahlakına, vicdanına ve yönetme kabiliyetine de bakmak zorundasınız.

Çünkü yanlış atamanın bedelini atamayı yapan ödemez.

Çoğu zaman halk öder.

Son sözümüz de şu olsun:

Güç sizin değildir.

Makam sizin değildir.

Devletin imkânları hiç sizin değildir.

Hepsi emanettir.

Bugün varsınız, yarın yoksunuz.

O yüzden makamınızın yüksekliğine değil, o makamdan indiğiniz gün insanların arkanızdan ne söyleyeceğine bakın.

Çünkü gerçek güç, insanları korkutabilmek değil; güç elinizdeyken bile insan kalabilmektir.

Yazarın Diğer Yazıları