Ağrı’nın belki de en büyük gücü insanıdır. Ama ne yazık ki en büyük zaafı da yine insanının bir araya gelememesidir.
Son günlerde sosyal medyada birçok Ağrılının dikkatini çeken, benim de üzüntüyle takip ettiğim bir tartışma yaşanıyor.
Dernekler, federasyonlar, konfederasyonlar…
Kimin daha güçlü olduğu, kimin daha fazla üyeye sahip olduğu, kimin daha etkili olduğu konuşuluyor.
Oysa konuşulması gereken bunlar değil.
Bugün İstanbul’da, Ankara’da, Bursa’da, Kocaeli’nde, İzmir’de yaşayan yüz binlerce Ağrılı var. Belki de ilimizin nüfusunun üç dört katı kadar hemşehrimiz ekmeğini gurbette kazanıyor. Memleket hasretini azaltmak, birbirine destek olmak, düğünde cenazede omuz omuza durabilmek için yıllar önce dernekler kurdular.
Bu dernekler gerçekten önemli işler yaptı.
İhtiyaç sahiplerine ulaştılar, öğrencilere burs verdiler, memleket kültürünü yaşattılar, hemşehrilerini yalnız bırakmadılar. Sonra bu dernekler büyüdü, federasyonlar kuruldu. Bu da önemli bir adımdı.
Daha sonra federasyonlar birleşerek konfederasyonlar oluşturdu.
Aslında tam da olması gereken buydu.
Çünkü tek başına sesini duyuramayanlar, birlikte çok daha güçlü olabilirdi.
Ne var ki bugün üzülerek görüyoruz ki birlik için kurulan yapılar, zaman zaman ayrışmanın merkezi hâline geliyor.
“Biz daha büyüğüz.”
“Bizim üyemiz daha fazla.”
“Asıl etkili olan biziz.”
Bu cümlelerin hiçbiri Ağrı’ya bir çivi çakmıyor.
Hiçbiri gençlerimize iş bulmuyor.
Hiçbiri memleketimize yatırım getirmiyor.
Hiçbiri göçü durdurmuyor.
Sadece insanları kamplara ayırıyor.
Bu tablo bana yıllardır Ağrı’da gördüğümüz bir anlayışı hatırlatıyor.
Mahallesinde komşusunun işi iyi gidince onu örnek almak yerine, tam karşısına aynı dükkânı açan anlayış…
Sonunda ne oluyor?
İkisi de kazanamıyor.
İkisi de zarar ediyor.
Kazanan ise başkası oluyor.
Bugün aynı anlayışı gurbette de görmek gerçekten üzücü.
Oysa orada sizin dostunuz da hemşehrinizdir.
Rakibiniz de hemşehriniz değildir; aksine en büyük gücünüz yine hemşehrinizdir.
Birbirinizi yıpratarak değil, birbirinize omuz vererek büyüyebilirsiniz.
Bugün Türkiye’nin güçlü şehir lobilerine baktığımızda ortak bir özellik görüyoruz.
Birlikte hareket ediyorlar.
Farklı görüşlere sahip olsalar bile memleket söz konusu olduğunda aynı masada oturabiliyorlar.
İşte onların başarısının sırrı burada.
Biz ise hâlâ kimin daha büyük olduğunu tartışıyoruz.
Oysa mesele büyük görünmek değil, büyük işler yapabilmektir.
Gurbette yaşayan bir Ağrılı zaten hayat mücadelesi veriyor.
Evini, köyünü, ailesini bırakıp kilometrelerce uzağa gitmiş.
Ekmek derdine düşmüş.
Onun karşısına “Bu derneğe gidiyorsan bizim kapımız sana kapalı.” anlayışıyla çıkmanın ne vicdani ne de ahlaki bir karşılığı vardır.
Dernekler insan ayırmak için değil, insanları bir araya getirmek için vardır.
Federasyonlar güç bölmek için değil, güç birleştirmek için kurulur.
Konfederasyonların amacı ise ortak sesi büyütmektir.
Bugün Ağrı’nın güçlü bir ekonomik, siyasi ve sosyal lobisi yoksa bunun en önemli sebeplerinden biri ortak hareket edemeyişimizdir.
Birbirimizi rakip görmekten vazgeçmediğimiz sürece başkalarının başarılarını izlemekle yetiniriz.
Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Hiç kimse tek başına Ağrı değildir.
Ama hep birlikte olduğumuzda Ağrı’nın gücü olabiliriz.
Bugün yapılması gereken kimin daha güçlü olduğunu ispatlamak değil, Ağrı için birlikte ne yapılabileceğini konuşmaktır.
Bir okul yaptırabiliyor muyuz?
Bir öğrenciye burs verebiliyor muyuz?
Bir yatırımcıyı memlekete getirebiliyor muyuz?
Gençlerimize istihdam oluşturabiliyor muyuz?
Sorulması gereken sorular bunlardır.
Çünkü isimler gelip geçer.
Makamlar değişir.
Dernek yönetimleri değişir.
Ama geriye bırakılan hizmet kalır.
Gelin artık birbirimizi yormayalım.
Ağrı’da başaramadığımız birlikteliği bari gurbette başaralım.
Çünkü bu memleketin birbirini tüketen insanlara değil, birbirine güç veren insanlara ihtiyacı var.
Ve unutmayalım…
Birlikten doğan güç, hiçbir zaman rekabetten doğan kırgınlıktan daha küçük değildir.