Ağrı’da önümüzdeki dönem yalnızca isimlerin değil, şehrin geleceğinin de belirleneceği önemli bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanacak.
Bildiğiniz gibi birçok alanda seçimler var, seçim hazırlıkları var. Sivil toplum kuruluşlarında, meslek örgütlerinde ve şehrin farklı dinamiklerinde yeni dönem için hareketlilik başladı.
Elbette seçim demokrasinin gereğidir.
Ama burada üzerinde durmamız gereken çok önemli bir nokta var:
Bir köyde çoban değişecekse buna koyunlar değil, köylüler karar verir.
Yani bir kurumun başına kimin geleceğine, o kurumla hiçbir ilgisi olmayanların değil, o yapının gerçek mensuplarının özgür iradesi karar vermelidir.
Ağrı’da sivil toplum kuruluşları gerçekten “sivil” kalmalıdır.
Seçimlere dışarıdan yön verilmemeli, insanların iradesine ipotek konulmamalı, kimin seçileceğine kapalı kapılar ardında karar verilmemelidir.
Çünkü tabelasında “sivil toplum” yazıp yönetimini başkalarının belirlediği bir yapı, ne kadar sivil olabilir?
İnsanlar özgürce sandığa gitmeli, istediği adaya oy vermeli ve sonucuna da herkes saygı göstermelidir.
Ancak bugün asıl anlatmak istediğim mesele yalnızca seçimler değil.
Ağrı’nın önünde belki de önümüzdeki 50 yılı belirleyecek çok daha büyük bir mesele var.
Şehrin en değerli alanları birer birer boşalıyor
Ağrı şehir merkezine dikkatlice baktığımızda çok önemli kamu alanlarının önümüzdeki süreçte boşalacağını ya da şimdiden boşalmış olduğunu görüyoruz.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin bulunduğu alan…
Şehrin tam ortasında kalan Orduevi ve hemen karşısındaki askeri lojmanlar…
Atatürk heykelinin bulunduğu bölgedeki askeri lojmanlar…
Karayollarının kullandığı geniş alan…
Yeni hizmet binasına taşınmasıyla birlikte mevcut Ağrı İl Emniyet Müdürlüğü binasının bulunduğu alan…
Yapımına başlanan yeni Ağrı Adliyesi nedeniyle ilerleyen süreçte mevcut yapı ve çevresinde ortaya çıkacak kullanım imkânları…
Yıkımı gerçekleştirilen Halk Eğitim Merkezi ile Kız Meslek Lisesi’nin bulunduğu boş alan…
Önümüzdeki yıl taşınması beklenen Ağrı İl Özel İdaresi’nin şehir merkezindeki geniş arazisi…
Yıllardır atıl vaziyette duran eski Süt Fabrikası…
Eski SGK Hastanesi’nin bulunduğu alan…
Eski Vali Konağı, askeri hastane, eski öğretmenevi ve daha nice aklıma gelmeyen ve yıkılacak yada yıkılan birçok alan..
Bunların her biri bugün sadece birer “arsa” gibi görülebilir.
Ama değiller.
Bunların her biri Ağrı’nın geleceğinden birer parçadır.
Hatta bana sorarsanız Ağrı’nın artık şehrin ihtiyaçlarına cevap verecek, çevresiyle ve mimarisiyle kente değer katacak yeni bir Valilik binasına da ihtiyacı var.
Fakat mesele sadece yeni binalar yapmak değildir.
Asıl mesele, hangi binanın nereye yapılacağı ve boşalan alanların neye dönüştürüleceğidir.
Ağrı belki de tarihinin en büyük şehircilik fırsatlarından biriyle karşı karşıya
Düşünün…
Bir şehirde onlarca yıl boyunca kolay kolay ortaya çıkmayacak büyüklükte kamu alanları aynı dönemde boşalıyor.
Bu aslında büyük bir fırsattır.
Doğru değerlendirilirse Ağrı'nın çehresini değiştirebilir.
Yanlış değerlendirilirse de gelecek nesillerin önüne aşılması çok zor engeller bırakabilir.
Çünkü şehircilikte yapılan yanlışın geri dönüşü kolay değildir.
Bugün yanlış yere dikilen bir bina, yarın yapılması gereken bir meydanın önünü kapatabilir.
Bugün plansız şekilde kullanılan bir kamu arazisi, 20 yıl sonra ihtiyaç duyacağımız ana ulaşım aksını engelleyebilir.
Bugün betonlaştırdığımız bir alan, yarın çocuklarımızın ihtiyaç duyacağı park, kültür merkezi, sosyal yaşam alanı veya kent meydanı olabilirdi.
İşte tam da bu nedenle şu cümlenin altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor:
Bir binayı birkaç yılda yıkabilirsiniz ama yanlış bir şehircilik kararının bedelini bazen üç nesil öder.
Her boş araziye bina yapmak şehircilik değildir
Bizde maalesef şöyle bir anlayış var:
Bir kamu binası boşaldığında hemen “Buraya ne yapalım?” diye düşünüyoruz.
İlk akla gelen de yine bir bina oluyor.
Oysa belki hiçbir şey yapmamak, hatta orayı yeşil alan veya meydan olarak bırakmak çok daha büyük bir hizmettir.
Her boşluğun betonla doldurulması gerekmiyor.
Şehir dediğiniz yalnızca binalardan oluşmaz.
Şehrin nefes alacağı meydanlara ihtiyacı vardır.
Çocukların koşacağı parklara…
Gençlerin vakit geçireceği sosyal alanlara…
İnsanların buluşabileceği kültür ve sanat merkezlerine…
Otoparklara…
Yeni ulaşım akslarına…
Yürüyüş yollarına…
Ve en önemlisi, gelecekte ortaya çıkacak ihtiyaçlar için korunmuş alanlara ihtiyacı vardır.
Bugün Ağrı'nın en büyük eksikliklerinden biri de budur.
Biz hep bugünün ihtiyacına göre bina yaptık, yarının Ağrı’sını yeterince düşünmedik.
Artık bunu değiştirmek zorundayız.
Partisi değil, planı önemli
Bu saatten sonra Ağrı'nın ihtiyacı hangi siyasi partinin belediyeyi yönettiği tartışmasından daha büyüktür.
Bu şehir bize ait.
AK Partilisi de burada yaşayacak, DEM Partilisi de, CHP’lisi de, MHP’lisi de, hiçbir siyasi partiye yakın olmayan vatandaş da…
Dolayısıyla şehir planlamasının partisi olmaz.
Cadde AK Partili değildir.
Park DEM Partili değildir.
Meydan CHP’li değildir.
Yol MHP’li değildir.
Şehir hepimizindir.
O nedenle Ağrı’nın artık günlük siyasi tartışmaların üzerinde, bilimsel temellere dayanan ciddi bir imar planına ve uzun vadeli bir şehir vizyonuna ihtiyacı var.
Bugün karar verip yarın değiştireceğimiz değil, önümüzdeki 30-50 yılı görebilecek bir plan gerekiyor.
Bir “Ağrı Şehir Şurası” neden kurulmasın?
Gerekirse bu konu için geniş katılımlı bir “Ağrı Şehir Şurası” oluşturulsun.
Mimarlarımız gelsin.
Şehir plancılarımız gelsin.
İnşaat ve harita mühendislerimiz gelsin.
Üniversitemizin akademisyenleri gelsin.
Esnaf temsilcileri gelsin.
Sivil toplum kuruluşları gelsin.
Gazeteciler, kanaat önderleri, gençler ve kadınlar gelsin.
Bu şehirde yaşayan ve Ağrı’nın geleceği için söyleyecek sözü bulunan insanlar aynı masanın etrafında toplansın.
Boşalacak kamu alanları tek tek masaya yatırılsın.
“Buraya hangi bina yapılacak?” sorusundan önce, “Ağrı 30 yıl sonra nasıl bir şehir olacak?” sorusu sorulsun.
Hatta mümkünse projeler kamuoyuna sunulsun.
Vatandaş görsün.
Tartışsın.
Fikrini söylesin.
Çünkü bu alanlar herhangi bir kurumun ya da yöneticinin şahsi malı değil.
Bunlar Ağrı’nın ortak geleceğidir.
Bugünün yöneticileri karar verecek, yarının çocukları yaşayacak
Asıl sorumluluğumuz da burada başlıyor.
Bugün makamda bulunanlar birkaç yıl sonra başka bir yerde olabilir.
Belediye başkanları değişir.
Valiler değişir.
İl müdürleri değişir.
Siyasetçiler değişir.
Biz gazeteciler bile değişiriz.
Ama yapılan bina orada kalır.
Açılan veya kapatılan yol orada kalır.
Betona çevrilen meydan orada kalır.
Kaybedilen yeşil alan geri gelmez.
İşte bu nedenle şehircilikte makamların ömrüne göre değil, şehrin ömrüne göre karar vermek gerekir.
Çünkü yöneticiler geçicidir, şehir kalıcıdır.
Belki bizim göremediğimiz güzel Ağrı’yı çocuklarımız görecek
Ben Ağrı’nın bugün sahip olduğu bu fırsatın küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Şehrin merkezindeki bu kadar büyük ve değerli alanın aynı dönem içerisinde yeniden planlanabilecek hale gelmesi her şehre nasip olmaz.
Belki önümüzdeki 50 yıl boyunca bir daha böyle bir imkân bulamayacağız.
Doğru planlarsak geniş meydanları, yeşil alanları, sosyal yaşam merkezleri, düzenli ulaşım aksları ve modern kamu yapılarıyla bambaşka bir Ağrı ortaya çıkabilir.
Ama günü kurtarmak için hareket eder, her boş alana bir bina kondurur ve “Yaptık, oldu” dersek bunun bedelini bizden sonra gelenler öder.
Sonra çocuklarımız bize şu soruyu sorar:
“Elinizde bu kadar imkân varken neden daha güzel bir şehir kurmadınız?”
O gün verecek cevabımız olmayabilir.
Biz belki hayalini kurduğumuz Ağrı’yı göremeyiz.
Ama doğru kararlar verirsek çocuklarımız görebilir.
Yanlış kararlar verirsek, bizim göremediğimiz o güzel Ağrı’yı onların görmesine de yine biz engel olmuş oluruz.
Onun için bugün yapılması gereken çok açık:
Acele etmeyelim.
Konuşalım.
Tartışalım.
Uzmanlara soralım.
Vatandaşı dinleyelim.
Ve Ağrı’nın geleceğini birkaç kişinin masasından çıkarıp şehrin ortak aklına teslim edelim.
Çünkü binalar yapılır, makamlar değişir, insanlar gelir geçer…
Ama şehir kalır.
Her zaman böyle fırsatlar gelmez.
Lütfen bu fırsatı heba etmeyelim.