Ağrı’da uzun yıllardır bürokrasiyi yakından gözlemleme imkânı buluyorum.
Bu süre içerisinde nice valiler, müdürler, kaymakamlar ve kurum amirleri geldi geçti. Kimileri bu şehirde güzel izler bırakarak ayrıldı, kimileri ise görev süresini tamamladığında geride hatırlanacak tek bir hizmet bile bırakmadı.
Şunu çok açık gördüm:
Ağrı’ya gelen her bürokrat bu şehirde görev yapıyor ama her bürokrat bu şehre hizmet etmiyor.
Arada çok büyük bir fark var.
Bir tarafta göreve geldiği ilk günden itibaren Ağrı’yı tanımaya, sorunlarını öğrenmeye, insanıyla kaynaşmaya çalışan idareciler var.
Diğer tarafta ise atama kararnamesinin mürekkebi kurumadan bir sonraki tayinini düşünmeye başlayanlar...
Birileri Ağrı’ya ne kazandırabileceğinin hesabını yaparken, birileri buradan ne zaman ayrılabileceğinin hesabını yapıyor.
İşte bizim asıl meselemiz de burada başlıyor.
Makamına değil, şehre alışan bürokratlar
Son dönemde Ağrı’da görev yapan bazı kurum müdürlerini özellikle gözlemliyorum.
Ağrı Valisi Dr. Önder Bozkurt öncülüğünde, Ağrı Defterdarı Mustafa Yılmaz Şimşek, Ağrı İl Millî Eğitim Müdürü Abdulhaluk Çakan, Ağrı İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Acu ve Ağrı Şeker Fabrikası Müdürü Kürşat Erdoğan, Ağrı İl Gençlik ve Spor Müdürü Ahmet Çelebi gibi..
Bu isimleri neden özellikle yazıyorum?
Çünkü benim gözlemlediğim kadarıyla bu yöneticiler, görevlerini yalnızca makam odalarında oturarak yerine getirmeye çalışan bir anlayışın dışında hareket ediyor.
Bir taraftan sorumlu oldukları kurumların işleyişiyle ilgilenirken diğer taraftan vatandaşlarla bir araya gelmeye, şehrin sosyal hayatının içerisinde bulunmaya gayret ediyorlar.
Bir taziyeye gidiyoruz, karşımızdalar.
Bir düğüne katılıyoruz, yine oradalar.
Bazen bir okulda, bazen bir hastanede, bazen de vatandaşların arasında görüyoruz kendilerini.
Elbette bir bürokratın başarısı yalnızca düğüne ya da taziyeye katılmasıyla ölçülemez. Asıl ölçü, sorumlu olduğu kurumda ortaya koyduğu hizmet, çözdüğü sorun ve geride bıraktığı eserdir.
Ancak halkın arasında olmak da küçümsenecek bir mesele değildir.
Çünkü bir şehrin sorunlarını yalnızca önünüze gelen dosyalardan öğrenemezsiniz.
Bazen bir okulun eksikliğini öğretmenin gözlerinden, bazen bir hastanenin sorununu hasta yakınının sözlerinden, bazen de bir üreticinin sıkıntısını onunla aynı masaya oturduğunuzda öğrenirsiniz.
İnsanları dinlemeden onların sorunlarını anlayamazsınız.
İşte bu nedenle makam kapısının dışına çıkabilen yöneticileri önemsiyorum.
Daha da önemlisi, bir süre sonra bu insanları dışarıdan gelmiş bir bürokrat olarak değil, memleketin bir evladı gibi görmeye başlıyoruz.
Çünkü gönül bağı kurmak için aynı şehirde doğmuş olmak gerekmiyor.
Bazen bu şehirde doğmayan bir insan, Ağrı’nın derdini bu şehirde doğup büyüyen birinden daha fazla dert edinebiliyor.
Bir de gitmek için gün sayanlar var
Madalyonun diğer yüzü ise ne yazık ki pek iç açıcı değil.
Ağrı’ya atanmış ama Ağrı’ya bir türlü alışamamış yöneticiler de var.
Kurumunun sorunlarına uzak, vatandaşın taleplerine mesafeli, şehrin meselelerine ilgisiz...
Mesai saatleri dolsun, günler geçsin, tayin dönemi gelsin diye bekleyen bir anlayıştan söz ediyorum.
Elbette herkesin ailesi, özel hayatı ve gelecek planları vardır. Bir bürokrat başka bir şehirde görev yapmak isteyebilir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak insanın gitmek istemesi başka, bulunduğu yere hizmet etmekten vazgeçmesi başka bir şeydir.
Siz bu şehirde görev yaptığınız sürece o makamın sorumluluğunu taşımak zorundasınız.
Devlet size o koltuğu yalnızca oturmanız için vermiyor.
O makamın arkasında vatandaşın beklentisi, devletin imkânları ve yerine getirilmesi gereken bir kamu hizmeti var.
Bir okulun eksikliği giderilmeyi bekliyorsa, bir hastanenin ihtiyacı karşılanmayı bekliyorsa, bir kurumda çözüm bekleyen sorunlar birikmişse yöneticinin görevi bunları görmezden gelmek değildir.
Bazen bürokraside şöyle bir anlayışla da karşılaşıyoruz:
“Devleti zarara uğratmayalım.”
Son derece doğru ve önemli bir ilke.
Ancak bu ilke, hiçbir işe girişmemenin bahanesi haline getirilmemeli.
Kamu kaynaklarını korumak elbette her yöneticinin görevidir. Fakat kamu yararına yapılması gereken bir hizmeti sürekli ertelemek de vatandaş açısından ayrı bir kayıp oluşturabilir.
Hiç risk almayan, hiçbir sorumluluğa girmeyen, hiçbir soruna çözüm üretmeyen bir yönetim anlayışını başarı olarak görmek mümkün mü?
Devletin parasını korumak kadar, devletin imkânlarını milletin hizmetine sunmak da sorumluluktur.
Bir yöneticinin başarısı yalnızca harcamadığı parayla değil, kamu kaynaklarını ne kadar doğru ve verimli kullandığıyla da değerlendirilmelidir.
Ağrılı olmak yetiyor mu?
Gelelim yıllardır tartıştığımız bir başka meseleye.
“Ağrı’ya Ağrılı bürokrat atansın.”
Bu talebi sık sık duyuyoruz.
İlk bakışta son derece anlaşılır bir istek. İnsanlar kendi memleketlerini tanıyan, sorunlarını bilen, kültürüne ve insanına yabancı olmayan yöneticilerin görev yapmasını istiyor.
Ancak yıllar içerisinde gördüklerim bana başka bir gerçeği de öğretti.
Bir insanın Ağrılı olması, Ağrı’ya mutlaka iyi hizmet edeceği anlamına gelmiyor.
Aynı şekilde Ağrılı olmaması da bu şehre faydalı olamayacağı anlamına gelmiyor.
Öyle yöneticiler gördük ki bu topraklarda doğmuş, burada büyümüş ama memleketinin sorunlarına karşı beklenen ilgiyi göstermemiş.
Öyle yöneticiler de gördük ki Türkiye’nin başka bir köşesinden gelmiş, kısa sürede bu şehrin insanıyla bütünleşmiş.
O halde kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz Ağrılı bürokrat mı istiyoruz, yoksa Ağrı’ya hizmet eden bürokrat mı?
Bence bu sorunun cevabı üzerinde ciddi biçimde düşünmeliyiz.
Çünkü mesele nüfus cüzdanında hangi ilin yazdığı değil, insanın görev yaptığı şehre karşı ne kadar sorumluluk hissettiğidir.
Ağrılı olmak bir doğum yeri meselesidir. Ağrı’ya sahip çıkmak ise bir vicdan ve sorumluluk meselesidir.
Bir insan bu şehirde doğmuş olabilir ama bu şehre hiçbir değer katmayabilir.
Bir başkası ise Ağrı’ya ilk kez görev nedeniyle gelmiş olabilir ama yıllar sonra geride unutulmayacak hizmetler bırakabilir.
Bizim ihtiyacımız olan da budur.
Bu şehir kendisine hizmet edeni unutmaz
Ağrı zor bir şehir.
Kış şartları ağır, ekonomik imkânları sınırlı, çözüm bekleyen sorunları fazla.
Ancak bütün bu zorlukların yanında insanı da bir o kadar vefalıdır.
Bu şehir kendisine samimiyetle yaklaşanı, derdini dinleyeni, kapısını açanı, zor gününde yanında olanı kolay kolay unutmaz.
Bir bürokrat düşünün...
Göreve geldiği ilk aylarda şehrin sorunlarını öğrenmiş, vatandaşlarla iletişim kurmuş, kurumunda eksiklikleri tespit etmiş ve çözüm için çalışmaya başlamış.
Bir de başka bir bürokrat düşünün...
Yıllarını aynı makamda geçirmiş ama görev süresi sona erdiğinde vatandaşın aklında tek bir hizmeti kalmamış.
İkisinin de adı devlet kayıtlarında görev yapmış yöneticiler olarak yer alacaktır.
Ama halkın hafızasında aynı yerde olmayacaklardır.
Çünkü makamların bir süresi vardır, insanların gönlünde bırakılan izin ise süresi yoktur.
Bugün ismini andığım yöneticilerin halkla kurdukları iletişimi bu nedenle değerli buluyorum.
Elbette bu isimlerin de çalışmalarını, eksikliklerini ve ortaya koydukları sonuçları değerlendirmek gerekir. Hiçbir yönetici yalnızca iyi niyetli olduğu için eleştiriden muaf değildir.
Ancak şehre uyum sağlama, vatandaşla temas kurma ve sorumluluk üstlenme gayretinin de hakkını teslim etmek gerekir.
Bir bürokratın görevi, halkın kendisini sevmesini sağlamak değil, halka hizmet etmektir. Fakat görevini samimiyetle yapan bir yöneticinin halkın gönlünde karşılık bulması da tesadüf değildir.
Son sözüm hem Ağrılı hem de başka şehirlerden gelerek burada görev yapan bütün bürokratlara...
Ağrı sizden olağanüstü şeyler beklemiyor.
Görevinizi hakkıyla yapmanızı, sorunlara duyarlı olmanızı, vatandaşın sesini duymanızı ve imkânlar ölçüsünde bu şehre bir değer katmanızı bekliyor.
Yarın tayininiz çıktığında arkanızdan yalnızca “Burada bir dönem görev yaptı” denilmesin.
“Bu şehre hizmet etti, güzel işler yaptı, insanımıza dokundu” denilebilsin.
Çünkü bir şehre hizmet etmek için o şehirde doğmak şart değildir.
O şehri önemsemek, insanına değer vermek ve görevini hakkıyla yapmak yeterlidir.
Ağrı’nın ihtiyacı Ağrılı ya da Ağrılı olmayan bürokrat tartışması değil, Ağrı’yı gerçekten önemseyen yöneticilerdir.
Ve unutmayalım...
Bazıları makamında geçirdiği günleri sayar, bazıları ise o günlere hizmet sığdırır.
Birileri Ağrı’dan gitmek için gün sayarken, birileri Ağrı’da iz bırakmak için çalışır.
Bu şehir, gün sayanları değil, iz bırakanları hatırlayacaktır.