Ağrı, yıllardır Türkiye'nin kişi başına düşen gelir sıralamasında en alt basamaklarda yer alan illerden biri. Gençleri iş bulabilmek için büyükşehirlere göç ediyor, kırsalda üretim her geçen gün zorlaşıyor, yatırım bekleyen onlarca sektör ise hâlâ potansiyelini tam anlamıyla hayata geçirebilmiş değil.
Bugün ise önümüzde tarihi bir fırsat var.
Diyadin'de milyar dolarlık altın rezervi üretime geçti.
Bu gelişme yalnızca bir madencilik haberi değildir. Bu, Ağrı'nın kaderini değiştirebilecek büyüklükte ekonomik bir fırsattır.
Fakat burada sorulması gereken çok önemli bir soru var:
Bu altından Ağrı ne kazanacak?
İşte asıl mesele de tam burada başlıyor.
Dünyanın birçok yerinde yer altı zenginliği, o bölgenin refahını artırmadı. Afrika'da bunun sayısız örneği var. Altın, elmas, kobalt ve petrol çıkarılan bölgelerin önemli bir kısmında insanlar hâlâ yoksulluk içinde yaşıyor. Yer altındaki servet milyarlarca dolar ederken, yer üstündeki insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Çünkü kazanan bölge değil, sadece madeni işleten şirketler ve merkezi ekonomiler oluyor.
Ağrı'nın böyle bir kaderi yaşamaya hakkı yok.
Biz Ağrı'nın sadece altının çıkarıldığı bir şehir olmasını istemiyoruz.
Biz, altının bereketinin de bu topraklarda hissedilmesini istiyoruz.
Maden kamyonları yollarımızı kullanacaksa o yollar daha kaliteli yapılmalıdır.
Bu işletme suyumuzu, elektriğimizi, altyapımızı kullanacaksa bunun karşılığında Ağrı daha güçlü bir altyapıya kavuşmalıdır.
Madende çalışan insanların büyük çoğunluğu Ağrılı gençlerden oluşmalıdır.
Meslek liseleri ve üniversite, madencilik alanında yeni bölümler açarak bu sektöre insan yetiştirmelidir.
Madenden elde edilen ekonomik hareketlilik sadece şirket bilançolarına değil; esnafa, çiftçiye, sanayiciye, turizmciye ve tüm şehre yansımalıdır.
Belki de en önemlisi...
Bu gelirlerden belirli bir payın doğrudan bölgenin kalkınmasına ayrılacağı bir model mutlaka tartışılmalıdır.
Dünyada bunun örnekleri var.
Doğal kaynaklardan elde edilen gelirlerin bir kısmı, o kaynağın bulunduğu bölgenin eğitimine, altyapısına, sağlığına ve sosyal kalkınmasına aktarılıyor.
Peki neden Ağrı'da da olmasın?
Bugün Diyadin'den çıkan altın yalnızca kasalarda saklanacak külçeler olarak görülmemeli.
O altın; yeni fabrikalar, organize sanayi bölgeleri, sulama projeleri, turizm yatırımları, üniversite araştırmaları, genç girişimciler ve yeni istihdam alanları olarak geri dönmelidir.
Eğer bunlar olmazsa...
Yıllar sonra geriye sadece boşalan maden sahaları, aşınan yollar ve "Bir zamanlar burada milyarlarca dolarlık altın vardı." cümlesi kalır.
İşte o zaman kaybeden sadece Ağrı olmaz.
Türkiye de kaybeder.
Çünkü gerçek zenginlik, yer altındaki cevheri çıkarmak değil; onu bulunduğu coğrafyanın kalkınmasına dönüştürebilmektir.
Bugün Diyadin'de başlayan üretim, doğru politikalarla Ağrı'nın ekonomik tarihini değiştirebilir.
Ama bunun için bugünden konuşmalı, bugünden plan yapmalı ve bugünden talep etmeliyiz.
Altın Ağrı'nın toprağından çıkıyorsa, o altının bereketi de önce Ağrı'nın hanesine yazılmalıdır.
Çünkü Ağrı, yalnızca maden çıkarılan bir şehir değil; kalkınan, üreten ve zenginleşen bir şehir olmayı hak ediyor.