Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Evrimin Bitirmediği Cümle

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Bir aynanın karşısına geçip yüzünüze dikkatlice bakın. Gözlerinize, ellerinize, omuzlarınıza ve yılların bıraktığı izlere odaklanın. Sonra kendinize şu soruyu sorun: Gerçekten tamamlandım mı? Bu soru ilk bakışta biyolojik bir merak gibi görünebilir. Oysa insanlığın geçmişini ve geleceğini aynı anda içinde taşıyan çok daha derin bir sorgudur. Çünkü modern insan, çoğu zaman kendisini doğanın nihai ürünü olarak görme eğilimindedir. Milyarlarca yıllık yaşam yolculuğunun bizimle sona erdiğini düşünürüz. Şehirler kurmuş, atomu parçalamış, okyanusları aşmış ve uzaya ulaşmış bir tür olarak evrimin zirvesinde durduğumuza inanmak hoşumuza gider. Ancak doğanın böyle bir zirve anlayışı yoktur. Doğa madalya dağıtmaz, şampiyon ilan etmez ve hiçbir türü sonsuza kadar yaşayacak şekilde taçlandırmaz. Doğa yalnızca değiştirir.

Yaklaşık dört milyar yıl önce başlayan yaşam hikâyesi boyunca sayısız tür ortaya çıktı ve yok oldu. Bir zamanlar dünyanın tartışmasız hâkimi gibi görünen canlılar bugün yalnızca fosillerde yaşamaktadır. Dinozorlar, dev memeliler ve okyanusların güçlü avcıları da kendi dönemlerinde kalıcı olduklarını düşünüyor olabilirdi. Ancak doğa hiçbir canlıyla özel bir sözleşme yapmaz. Başarı, evrimsel tarihte kalıcılığın garantisi değildir. Bu nedenle insanın bugün sahip olduğu güç ve teknoloji de onun sonsuza kadar var olacağını göstermez.

İnsanlığın en büyük yanılgılarından biri, kendisini doğanın dışında konumlandırmasıdır. Oysa biz doğaya dışarıdan bakan gözlemciler değiliz; doğanın ve evrenin bizzat kendisiyiz. Kemiklerimizi oluşturan elementler, milyarlarca yıl önce yıldızların çekirdeklerinde üretildi. Kanımızda dolaşan demir, bizden çok önce yaşamış yıldızların mirasıdır. Her nefeste içimize çektiğimiz atomlar, evrenin uzun hikâyesinin parçalarını taşır. Bu yüzden insanı doğadan ayrı düşünmek mümkün değildir. Biz, evrenin kendi üzerine düşünmeye başlamış hâliyiz.

Tam da bu nedenle evrimin bizimle sona erdiğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. Üstelik bugün insanlık, evrim tarihinde daha önce görülmemiş bir noktaya ulaşmıştır. İlk kez bir tür, kendi biyolojik geleceğine müdahale edebilecek araçlar geliştirmiştir. Genetik mühendisliği sayesinde kalıtsal hastalıkların ortadan kaldırılması konuşulmakta, insan genomu üzerinde düzenlemeler yapılabilmektedir. Bilim dünyasında artık yalnızca hastalıkları tedavi etmek değil, insan özelliklerini geliştirmek üzerine de ciddi tartışmalar yürütülmektedir. Daha uzun yaşayan, daha dirençli veya belirli özellikleri önceden seçilmiş bireylerin ortaya çıkması artık bilim kurgu olmaktan çıkıp bilimsel ihtimal hâline gelmiştir.

Ancak geleceği değiştirecek olan yalnızca genetik müdahaleler değildir. Teknoloji, insan zihnini de dönüştürmektedir. Bugün telefonlarımız hafızamızın bir bölümünü üstlenmiş durumdadır. Navigasyon sistemleri yön bulma becerilerimizi azaltırken yapay zekâ bilgi üretme ve işleme süreçlerine ortak olmaktadır. İnsan beyninin bazı görevleri giderek dış sistemlere aktarılmaktadır. Belki de geleceğin evrimi kaslarımızda veya kemiklerimizde değil, insan ile makine arasındaki sınırın giderek silikleştiği bölgede gerçekleşecektir. Bir zamanlar ateşi kontrol etmek büyük bir devrimdi. Ardından tarım ve sanayi devrimleri geldi. Şimdi ise zekânın dijitalleştiği yeni bir çağın eşiğindeyiz.

Fakat burada önemli bir noktayı unutmamak gerekir. Evrim, çoğu insanın düşündüğü gibi sürekli ilerleme anlamına gelmez. Yaşamın tarihi yukarı doğru çıkan bir merdiven değildir; daha çok dallanıp budaklanan devasa bir ağaca benzer. Bazı dallar büyür, bazıları kurur ve bazıları hiç beklenmedik yönlere uzanır. Bu nedenle geleceğin insanı bugünkünden daha iyi olmak zorunda değildir. Sadece farklı olabilir. Daha yüksek zekâya sahip olabilir ama daha yalnız yaşayabilir. Daha uzun ömürlü olabilir ama daha kırılgan bir ruh dünyasına sahip olabilir. Teknolojik güç ile insani olgunluk her zaman aynı hızda ilerlemez.

Nitekim tarih bunun örnekleriyle doludur. İnsanlık atomu parçalayacak bilgiye ulaştığında aynı zamanda atom bombasını da üretmiştir. İnternet milyarlarca insanı birbirine bağlamış ancak yalnızlığı ortadan kaldıramamıştır. Bilgiye erişim tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaşmış fakat bilgelik aynı oranda artmamıştır. Bu nedenle geleceği tartışırken yalnızca ne yapabileceğimizi değil, ne yapmamız gerektiğini de konuşmak zorundayız. Belki de insan türünün önündeki en büyük evrimsel sınav biyolojik değil, ahlakidir.

Belki de insanlığın geleceğini belirleyecek olan şey, ne kadar bilgi biriktirdiğimiz değil; o bilgiyi hangi amaçla kullandığımız olacaktır. Tarih boyunca her büyük keşif, insanlığa aynı anda hem bir fırsat hem de bir sınav sunmuştur. Ateş, karanlığı aydınlatabildiği gibi şehirleri de yakabilmiştir. Enerji, medeniyetleri büyütebildiği gibi savaşları da güçlendirmiştir. Bugün yapay zekâdan genetik mühendisliğine kadar uzanan yeni teknolojiler de benzer bir yol ayrımında durmaktadır. Sorun teknolojinin kendisinde değil, onu kullanan zihnin olgunluğunda yatmaktadır. Çünkü bilgi güç verir; ancak o gücün hangi yöne çevrileceğine karakter karar verir. İnsanlık belki de ilk kez, kendi geleceğini şekillendirebilecek kadar güçlü ama aynı zamanda bu gücün sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak kadar sorumlu bir noktaya ulaşmıştır.

Bugün elimizde iklimi değiştirecek, genleri düzenleyecek ve yaşamın temel yapı taşlarına müdahale edecek kadar büyük bir güç bulunmaktadır. Buna rağmen öfkemizi yönetmekte, farklılıklarımızla birlikte yaşamayı öğrenmekte ve ortak bir gelecek inşa etmekte hâlâ zorlanıyoruz. Teknolojimiz geleceğe doğru büyük bir hızla ilerlerken ahlaki gelişimimiz çoğu zaman geride kalmaktadır. Oysa insanlığın gerçek evrimi daha büyük şehirler kurmakta ya da daha hızlı bilgisayarlar üretmekte değil; sahip olduğu gücü yıkım yerine ortak iyilik için kullanabilecek bir olgunluğa ulaşmakta yatıyor olabilir.

Belki geleceğin insanı genetik olarak değişecek, makinelerle bütünleşecek veya başka gezegenlerde yaşayacaktır. Belki bugün hayal bile edemediğimiz yeteneklere sahip olacaktır. Ancak bütün bu ihtimallerin ortasında cevap bekleyen temel bir soru vardır: İnsan, sahip olduğu gücü taşıyabilecek kadar olgunlaşabilecek mi? Çünkü insan türünün kaderi yalnızca biyolojik değişimlerle belirlenmeyecektir. Bundan sonraki hikâyeyi, doğanın kuralları kadar bizim seçimlerimiz de yazacaktır.

Bu yüzden insan türü evrimin son noktası değildir. Belki de yalnızca uzun bir yolculuğun geçici bir durağıdır. Eğer hırsımız türümüzü yok etmese ve milyarlarca yıl sonra geriye dönüp bugüne bakabilecek bir zihin varsa, bizi kusursuz ve tamamlanmış varlıklar olarak görmeyecektir. Büyük ihtimalle bizi, olağanüstü bir güce ulaşmış fakat bu gücün anlamını hâlâ çözmeye çalışan bir tür olarak değerlendirecektir. Çünkü insan, evrimin son sözü değildir; biz henüz tamamlanmamış bir cümlenin içindeyiz. Ve doğa, o cümleyi yazmaya devam etmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları