Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Bu Savaş Neyi Değiştirmek İçin?

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Ortadoğu bir kez daha tarihin ağır yükünü omuzlarında taşıyor ve bu kez yaşananlar sıradan bir bölgesel gerilimden çok daha fazlasını ifade ediyor çünkü İran ABD ve İsrail arasında 28 Şubat sonrası hızla tırmanan çatışma yalnızca üç aktörün hesaplaşması değil aynı zamanda küresel sistemin kırılganlığını ortaya koyan çok katmanlı bir güç mücadelesi haline gelmiş durumda bugün bu savaşı anlamaya çalışırken en büyük hatayı onu klasik bir “kazanan kaybeden” denklemi içinde değerlendirmek olur çünkü modern savaşlar artık sadece tankların ilerlediği cephelerde değil enerji hatlarında finansal piyasalarda diplomatik masalarda ve hatta toplumların psikolojisinde yürütülüyor bu yüzden bu çatışmanın gerçek etkisi haritalarda çizilen sınırların çok ötesine taşarak dünyanın en ücra köşesindeki insanın cebine mutfağına ve geleceğe dair umutlarına kadar dokunuyor.

Bu savaşın başlangıç dinamiklerine baktığımızda aslında yıllardır biriken gerilimlerin kaçınılmaz bir patlama noktasına ulaştığını görüyoruz İran’ın bölgedeki vekil güçler üzerinden kurduğu etki alanı İsrail’in güvenlik kaygıları ve ABD’nin küresel hegemonya refleksi uzun süredir aynı denklem içinde sıkışmıştı 28 Şubat sonrası yaşananlar bu sıkışmanın kontrollü bir şekilde boşaltılması değil aksine zincirin en zayıf halkasından kopması gibi bir etki yarattı ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yalnızca askeri hedefleri değil aynı zamanda stratejik bir mesajı içeriyordu bu mesaj nettir bölgedeki güç dengesi yeniden yazılıyor ancak İran’ın verdiği karşılık da en az bu kadar nettir geri adım yok bu noktada ortaya çıkan tablo klasik bir blitzkrieg yani hızlı zafer savaşı değil aksine uzun soluklu bir yıpratma mücadelesidir taraflar birbirlerini tamamen yok etmekten çok birbirlerini sürdürülemez maliyetlerin içine çekmeye çalışıyor.

Tam da bu noktada kamuoyunda en çok sorulan sorulardan biri gündeme geliyor bu savaş üçüncü dünya savaşına dönüşür mü bu soruya verilecek en dürüst cevap ne kesin bir evet ne de rahatlatıcı bir hayırdır gerçeklik bu iki uç arasında gidip gelen kırılgan bir dengedir çünkü bugünün dünyasında büyük güçler doğrudan çatışmanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor nükleer caydırıcılık hala insanlığın en karanlık ama en etkili sigortası olarak işlev görüyor bu yüzden Çin ve Rusya gibi aktörlerin doğrudan savaşa dahil olmaması çatışmanın küresel bir felakete dönüşmesini şimdilik engelliyor ancak bu durum riskin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor aksine savaşın doğası gereği her an kontrolden çıkabilecek bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor bir füzenin yanlış hedefi vurması bir üs saldırısında beklenenden fazla kayıp verilmesi ya da bir müttefikin paniğe kapılarak ölçüsüz bir hamle yapması domino etkisi yaratabilir ve işte o zaman kimsenin kontrol edemeyeceği bir sürece girilebilir.

Bugün yaşananlar aslında modern çağın en tehlikeli oyununu gözler önüne seriyor kontrollü gerilim taraflar birbirine zarar veriyor ama aynı zamanda geri dönülemez bir eşiği geçmemeye de özen gösteriyor bu ince çizgi üzerinde yürümek ise her geçen gün daha zor hale geliyor çünkü savaş uzadıkça hata yapma ihtimali artar stres yükselir ve karar alma mekanizmaları daha kırılgan hale gelir işte bu nedenle bu savaşın kaderini belirleyecek olan şey askeri güçten çok stratejik sabır ve kriz yönetimi becerisi olacaktır.

Peki bu savaş nasıl biter burada romantik bir barış senaryosu çizmek gerçekçi olmaz çünkü tarafların talepleri son derece sert ve uzlaşmaz bir zeminde duruyor ABD ve İsrail İran’ın askeri ve özellikle nükleer kapasitesini ciddi şekilde zayıflatmadan bu süreci sonlandırmak istemezken İran ise rejim güvenliğini tehlikeye atacak hiçbir anlaşmayı kabul etmeyecektir bu da hızlı bir barış ihtimalini zayıflatıyor ancak savaşın doğası gereği her çatışma bir noktada maliyet hesabına dönüşür ve işte o noktada silahların yerini diplomasi alır bu diplomasi çoğu zaman kameralar önünde değil kapalı kapılar ardında yürütülür ve sonuçta ortaya çıkan şey tam anlamıyla bir barış değil kırılgan bir ateşkes olur yani savaş biter ama gerilim yaşamaya devam eder bu durum aslında günümüz dünyasının yeni normali haline gelmiştir artık kesin çözümler yoktur sadece ertelenmiş krizler vardır.

Ekonomik boyut ise bu savaşın belki de en hızlı ve en sert hissedilen etkisini oluşturuyor enerji fiyatlarındaki dalgalanma bunun en açık göstergesi petrol ve doğalgaz akışının risk altına girmesi yalnızca enerji sektörünü değil tüm üretim zincirini etkiler çünkü modern ekonomi enerjinin üzerine inşa edilmiştir enerji maliyetleri arttığında üretim maliyetleri yükselir bu da doğrudan enflasyona yansır ve enflasyon sadece rakamlardan ibaret değildir insanların hayat standardını doğrudan etkileyen bir gerçekliktir özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler için bu durum çok daha ağır sonuçlar doğurur Türkiye gibi ülkeler bu süreçte çift yönlü baskı altında kalır hem enerji maliyetleri artar hem de döviz kuru üzerindeki baskı yükselir bu da üreticiden tüketiciye kadar tüm zincirde hissedilen bir daralma yaratır.

Bununla birlikte küresel ticaret yollarının tehdit altında olması ayrı bir kriz başlığıdır Hürmüz Boğazı ve benzeri stratejik geçiş noktalarının risk altına girmesi dünya ticaretinin akışını doğrudan etkiler bu durum sadece fiyat artışına değil aynı zamanda tedarik sorunlarına da yol açar yani mesele yalnızca ürünlerin pahalılaşması değil aynı zamanda bulunamaması haline dönüşebilir bu da özellikle uzun süren savaş senaryosunda ciddi sosyal ve ekonomik sorunları beraberinde getirir.

Finansal piyasalarda ise belirsizlik her zaman en büyük düşmandır yatırımcılar riskten kaçınma eğilimine girer sermaye güvenli limanlara yönelir bu da gelişmekte olan ülkelerden para çıkışı anlamına gelir borsalar düşer yerel para birimleri değer kaybeder ve ekonomik kırılganlıklar daha da derinleşir bu süreçte kazananlar genellikle sınırlıdır kaybedenler ise çok daha geniş bir kesimi kapsar bu da küresel eşitsizliği daha da artıran bir etki yaratır.

Savaşın süresi burada belirleyici bir faktördür kısa süreli bir çatışma sistem üzerinde sarsıcı ama onarılabilir bir etki yaratırken uzun süreli bir savaş zincirleme krizlere yol açabilir üç ayı aşan bir çatışma küresel ekonomide ciddi bir yavaşlamaya neden olabilir altı ay ve üzeri senaryolarda ise resesyon kaçınılmaz hale gelir bir yıl ve sonrasında ise artık yalnızca ekonomik değil sosyal ve politik çalkantılar da gündeme gelir tarih bize uzun süren savaşların sadece cephelerde değil toplumların iç yapısında da derin yaralar açtığını defalarca göstermiştir.

Tüm bu verileri bir araya getirdiğimizde ortaya çıkan tablo şudur bu savaş büyük ihtimalle tamamen kontrolden çıkmayacak ancak kolay da bitmeyecek taraflar bir süre daha birbirlerini yıpratacak ardından dolaylı müzakereler devreye girecek ve kırılgan bir denge oluşacaktır bu süreçte net bir kazanan olmayacak ancak herkes kaybını minimize etmeye çalışacaktır bu da bize modern çağın en çarpıcı gerçeğini bir kez daha hatırlatır savaşlar artık kazanılmak için değil yönetilmek için yapılıyor.

Ve belki de en önemli gerçek şudur bu tür savaşlar sadece haritaları değil insanları değiştirir bir çocuğun korkusunu bir annenin endişesini bir gencin geleceğe dair umudunu etkiler bu yüzden bu süreci yalnızca jeopolitik bir analiz olarak görmek eksik kalır bu aynı zamanda insanlığın vicdanıyla verdiği bir sınavdır ve tarih her zaman olduğu gibi bu sınavın sonucunu sadece kazananlara göre değil geride bırakılan izlere göre yazacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları