Bu hafta köşemde gündelik meselelerden, ekonomik verilerden ya da toplumsal tartışmalardan değil; emeğin, dostluğun ve bir hayalin gerçeğe dönüşme hikâyesinden söz etmek istedim. Çünkü bazen anlatılması gereken şeyler büyük olaylar değil, sessizce verilen mücadelelerdir. Yakın zamanda yayımlanan bir kitap vesilesiyle, yıllardır tanıdığım bir dostumun yolculuğuna, tanıklık ettiğim bir emeğe ve bozkırın ortasında filizlenen bir hikâyeye yer vermek istedim.
Bazı kitaplar masa başında yazılır. Notlar alınır, taslaklar hazırlanır, kaynaklar taranır ve ortaya bir eser çıkar. Bazı kitaplar ise yürünerek yazılır. Tozlu yolların, uzun yolculukların, dağların gölgesinde geçen saatlerin ve insanın içine işleyen sessizliklerin içinden doğar. Bozkırda Bir Mevsim benim için ikinci türden bir kitabın hikâyesidir.
"Bozkırda Bir Mevsim" kitabının yazarı benim uzun yıllardır dostum. Mesleği Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik. İnsanların iç dünyalarına dokunmayı meslek edinmiş biri. Ancak onu tanıyanlar bilir ki onun asıl yolculuğu yalnızca insanların ruhuna değil, aynı zamanda Anadolu'nun unutulmuş köşelerine doğru uzanır. Ağrı'nın sert coğrafyasında, rüzgârın insanın yüzünü kestiği yüksek düzlüklerde, bazen bir köy yolunda bazen de bir dağ eteğinde fotoğraf makinesini omzuna alıp saatlerce dolaşan biriydi.
Bu kitabın ortaya çıkış sürecine uzaktan tanıklık etmedim. O yolculukların çoğunda yanındaydım. Çekilen fotoğrafların arkasındaki hikâyeleri, yaşanan zorlukları ve zihninde şekillenen kurguyu adım adım izledim.
Bir fotoğraf karesi yakalamak için kilometrelerce yol gidildiğine şahit oldum. Havanın bir anda değiştiği, geri dönmek zorunda kaldığımız günleri gördüm. Kimi zaman saatlerce konuşmadan yürüdük. Çünkü bazı coğrafyalar insana konuşmaktan çok düşünmeyi öğretir. Özellikle Ağrı'nın bozkırları böyledir. İlk bakışta insana boş görünür. Oysa biraz dikkatle bakıldığında her taşın, her yamacın ve her yalnız ağacın bir hikâyesi olduğunu fark edersiniz.
Sanırım kitabın tohumu da tam olarak bu yolculuklarda atıldı.
Bir gün fotoğraf çekimi için çıktığımız bir gezide, bozkırın ortasında tek başına duran bir ağacı uzun süre izlemişti. Sonra dönüp bana, “İnsan bazen böyle kalıyor galiba; tek başına ama ayakta,” demişti. O an sıradan bir cümle gibi gelmişti. Fakat bugün kitabı okuyunca görüyorum ki o cümle aslında hikâyenin ilk nefeslerinden biriydi.
M. Sena Murat'ın kaleme aldığı "Bozkırda Bir Mevsim" yalnızca bir kurgu değil. İçinde gerçek hayatın izleri var. Yaşanmışlıkların süzülmüş hâli var. Sayfalar ilerledikçe bozkırın sertliğiyle, yalnızlığıyla ve sabrıyla yoğrulmuş bir dünyanın içine giriyorsunuz. Karakterin mücadele ettiği yalnızlık, bekleyiş, direnme isteği ve umuda tutunma çabası; yıllar boyunca gözlemlenen insan hikâyelerinin, Anadolu'nun kadim coğrafyasının ve bozkırın insan ruhunda bıraktığı izlerin bir yansıması gibi duruyor. Bu yüzden kitap yalnızca bir karakterin hikâyesini değil, hayata karşı direnen insanların ortak hikâyesini de anlatıyor.
Yazarın mesleğinin de kitaba önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum. Çünkü bir PDR uzmanı olarak insan davranışlarını, korkularını ve umutlarını gözlemleme konusunda güçlü bir birikime sahip. Bu nedenle kitapta yalnızca doğa anlatılmıyor. Aynı zamanda insanın kendi içindeki kışıyla mücadelesi de anlatılıyor.
Kitabı okurken aklıma sık sık yazım sürecindeki anılar geldi. Bazen bir tepenin üzerinde gün batımını beklediğimiz saatler... Bazen yolda karşılaştığımız insanların anlattığı hikâyeler... Bazen de çetin hava koşullarına rağmen vazgeçilmeyen çekimler...
Çoğu insan bir kitabın yalnızca basılmış hâlini görür. Oysa her kitabın görünmeyen bir tarafı vardır. Uykusuz geceleri vardır. Vazgeçme noktasına gelinen günleri vardır. Defalarca silinip yeniden yazılan sayfaları vardır. Bu kitabın da böyle bir geçmişi olduğunu biliyorum.
Çünkü bazı bölümler yalnızca hayal gücüyle değil, sabırla yazıldı. Bazı satırlar yalnızca kalemle değil, kilometrelerce yol yürünerek kuruldu. Bazı sahneler ise önce fotoğraf karesinde doğdu, sonra kelimelere dönüştü.
Bugün kitabın raflarda yer alması birçok kişi için sıradan bir başarı gibi görünebilir. Ancak perde arkasını bilen biri olarak bunun uzun bir emeğin sonucu olduğunu söyleyebilirim. Bir kitabın yayımlanması yalnızca bir sonuçtur. Asıl hikâye o sonuca kadar geçen yolda saklıdır.
Ben bu kitabın hikâyesini düşününce aklıma yalnızca bir yazar gelmiyor. Ağrı'nın uçsuz bucaksız bozkırları geliyor. Sert geçen kışlar geliyor. Yolculuklar geliyor. Fotoğraf çekmek için çıkılan sabahlar geliyor. Bir fikrin yavaş yavaş büyüyüp kitaba dönüşmesi geliyor.
Belki de bu yüzden Bozkırda Bir Mevsim benim gözümde yalnızca bir roman değil. Aynı zamanda bir emeğin, bir arayışın ve vazgeçmemenin hikâyesi.
Çünkü bazı insanlar kitap yazmak için oturup hikâye kurmaz. Önce yaşar, gözlemler, biriktirir ve sonra yazar.
Bu kitabın en kıymetli tarafı da burada yatıyor.
Onun sayfalarında yalnızca bir karakterin mücadelesi yok, bir yazarın yıllara yayılan emeği, Anadolu'nun sessiz coğrafyasından topladığı izler ve hayata karşı gösterdiği sabır da var.
Bir dost olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Bu kitap bozkırda geçen bir mevsimin hikâyesi olduğu kadar, bir hayalin peşinden gitmenin de hikâyesidir. Ve bazı hikâyeler, onları yazan insanların yolculuğunu bildiğinizde çok daha anlamlı hâle gelir.
Bu da onlardan biri.