Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

Bir Çocuğu Katile Nasıl Dönüştürdük

Yk Genetik Müh. Rıdvan Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Bir çocuk dünyaya geldiğinde masumdur. İçinde ne nefret vardır ne de şiddet. Hiçbir çocuk doğuştan bir gün birine zarar vermek için büyümez. Ama bir noktadan sonra bazı çocuklar, bir başkasının hayatını elinden alabilecek kadar karanlık bir yere sürüklenir. İşte asıl soru burada başlar: Bir çocuk o noktaya nasıl gelir? Bu bir anlık bir kırılma değil, yılların birikimidir. Ve o birikimin en büyük payı, düşündüğümüzden daha yakında durur.

Her şey evde başlar. 

Çocuk ilk olarak ailesinden öğrenir nasıl konuşacağını, nasıl tepki vereceğini, nasıl hissedeceğini… 

Ama biz ne yaptık? 

Çocuk ağladığında onu anlamaya çalışmak yerine susturduk. Sarılmak yerine telefon verdik. “Al sus” dedik. O an sessizlik sağlandı belki ama o çocuk şunu öğrendi: Duygularım önemli değil. Yeter ki sorun çıkarmayayım. İşte o an, görünmeyen ilk kırılma başladı.

Zaman geçti çocuk büyüdü. İçinde bir şeyler anlatma ihtiyacı oluştu. Bir şeyleri paylaşmak istedi. Ama biz çoğu zaman orada da yoktuk. “Şimdi değil” dedik. “Yorgunum” dedik. “Git odanda oyalan” dedik. Ve o çocuk bir şeyi daha öğrendi: Ben konuşsam da dinlenmem. Bu, bir çocuğun iç dünyasını kapatmasına neden olur. Artık dışarıyla bağ kurmaz, kendi içinde yaşamaya başlar. Ve o iç dünya çoğu zaman kontrolsüz büyür.

Sonra biz o boşluğu doldurmak yerine, yerini ekranlarla doldurduk. Çocuğun odasına çekilip saatlerce ne yaptığını bilmedik. Ne izlediğini sormadık. Kiminle konuştuğunu merak etmedik. “Yeter ki sessiz olsun” dedik. Ama ekranlar sadece zaman öldürmez, karakter şekillendirir. Biz çocuğumuzu, neyin etkilediğini bilmediğimiz bir dünyanın içine bıraktık. Ve o dünyada ne öğrendiğini hiç takip etmedik.

Bir yandan da “özgüvenli çocuk yetiştiriyoruz” sandık. Çocuğumuza sürekli haklı olduğunu hissettirdik. “Kendini ezdirme” dedik ama saygıyı öğretmedik. “Hakkını savun” dedik ama başkasının hakkını gözetmeyi göstermedik. “Kimseye boyun eğme” dedik ama sınır nedir anlatmadık. Çocuk zamanla şunu öğrendi: Ben her zaman haklıyım. Ve bir insan kendini sürekli haklı görmeye başladığında, karşısındakini anlamayı bırakır.

Okul hayatı başladığında bu tablo daha da belirginleşti. Çocuk öğretmeniyle bir sorun yaşadığında eve geldi ve anlattı. 

Biz ne yaptık? 

Dinledik ama sorgulamadık. “Benim çocuğum yalan söylemez” dedik. Öğretmeni suçladık. Gerekirse şikâyet ettik. Ve çocuk şunu öğrendi Ne yaparsam yapayım arkamda biri var. Bu bir çocuğa verilebilecek en tehlikeli duygulardan biridir. Çünkü bu noktadan sonra o çocuk için sınır ortadan kalkar.

Oysa bir zamanlar öğretmenle aile aynı taraftaydı. Çocuk hata yaptığında öğretmen de aile de aynı şeyi söylerdi. Bu bir baskı değil, bir dengeydi. Bugün o denge yok. Öğretmen yalnız, aile korumacı, çocuk kontrolsüz. Ve bu üçlüden sağlıklı bir birey çıkmaz.

Zamanla çocuk büyür ama içinde bir şey eksik kalır. Duygularını tanımaz, öfkesini yönetemez, empati kuramaz. Çünkü bunları hiç öğrenmemiştir. Onun için insanlar birer "duygu” değil, birer “engel” haline gelir. Ve engeller ortadan kaldırılması gereken şeylerdir. İşte en tehlikeli dönüşüm burada başlar.

Bir noktadan sonra o çocuk, karşısındaki insanı bir birey olarak görmemeye başlar. Onu hissetmez, anlamaz. Sadece kendine odaklanır. Ve o odak, sağlıksız bir şekilde büyüdüğünde, şiddet artık bir seçenek haline gelir. İşte o an geldiğinde biz şok oluruz. “Nasıl oldu?” deriz. “Bu çocuk bunu nasıl yaptı?” diye sorarız.

Ama o sorunun cevabı bir günde oluşmadı.

Yıllarca görmezden geldiğimiz, ertelediğimiz, kolayına kaçtığımız her şey o noktayı hazırladı. Ve biz hâlâ suçu dışarıda aramaya devam ediyoruz. “Oyunlar etkiledi” diyoruz. “Birileri yönlendirdi” diyoruz. Belki bunların payı vardır ama asıl soruyu sormadan hiçbirinin anlamı yok: O çocuk neden bu kadar savunmasızdı? Neden bu kadar yalnızdı?

Cevap yine aynı yere çıkıyor.

Biz.

Hiçbir çocuk bir anda katil olmaz. Bir çocuk, ilgisizlikle o hale gelir. Sınırsızlıkla o hale gelir. Anlaşılmamışlıkla o hale gelir. Ve biz bu üç şeyi de verdik.

En tehlikelisi ise hâlâ “benim çocuğum yapmaz” dememiz. Bu bir güven değil, bir kaçıştır. Çünkü o noktaya gelen her çocuk, bir zamanlar “asla yapmaz” denilen çocuktu. Biz çocuklarımızı tanımıyoruz. Onların iç dünyasını bilmiyoruz. Ve bilmediğimiz bir şeyi kontrol edemeyiz.

Bugün yaşananlar bir başlangıç değil. Bu, uzun süredir biriken bir sonucun dışa vurumu. Ve eğer hâlâ anlamazsak, bu son olmayacak. Daha ağırlarını göreceğiz. Daha büyük acılar yaşayacağız.

Ama hâlâ bir şans var.

Çocuklarımızla yeniden bağ kurmak. Onları gerçekten dinlemek. Onlara sınır koymak. Onlara sadece özgüven değil sorumluluk da öğretmek. Öğretmeni yeniden değerli kılmak. Eğitimi yeniden ciddiye almak.

Zor mu? Evet çok zor.
Ama başka çare yok.

Çünkü bu böyle devam ederse, kaybedeceğimiz şey sadece bireyler değil bir toplum olacak.

Ve bugün hâlâ bir gerçek var
Düzeltmek zor… ama geç değil.

Yazarın Diğer Yazıları