Pide kuyruğunda kavga
Veysel Çağlar
On bir ayın akabinde beklenen vuslat gerçekleşti. Âlem-i İslâm baharına kavuştu. Muradın en güzeli, sevenin sevdiğine muhabbet beslediği, insanın kendisini inceden inceye terbiye ettiği mübarek ramazan ayı başladı.
Ramazan ayı Ümmet-i Muhammed (s.a.v) için son derece kıymetli bir süreçtir. Medeniyetin mânâ bulduğu hârikulâde bir aydır. İnsanların yardımlaşmak için ısrarla mücadele verdiği, infak şiârının ziyadeleştiği, paylaşmakla sevincin arttığı, açlıkla terbiye edilen nefsin ve bedenin doyduğu muhteşem bir aydır.
Müslümanlar bu süreçte ibadet ettikçe keyif alıyor. Sabretmenin kıymetini telmih ediyor. Aslında vaktin nakit olduğunu idrak ediyor. Açın halinden anlıyor. Tokluğun şükrünü tazeliyor. Sürekli kendini yenileyip; “İki günü birbirine eşit olan zarardadır” hadis-i şerifi deruhte ediyor. Bu durum hakikatten çok özel bir irade istiyor. Yaşayabilene ne mutlu.
Ramazan ayının imtihan açısından belki de en zor kısmı; sabır, tahammül ve saygıdır. Açlık ve susuzluğun verdiği etkiten ötürü, insan ani reaksiyon gösterebiliyor. Fakat doğal olan bu durum ramazan ayında çokta doğal karşılanmaz. Çünkü herkes aynı hissiyat içerisindedir. Onun için yaşanan bütün olaylar karşısında sabırlı olmak, tahammül etmek ve saygılı davranmak elzemdir.
İftar saati yaklaşınca fırınlarda pide kuyruğu bir hayli artıyor. Haliyle herkes biran evvel ekmeğini alıp evine gitmek istiyor. Herkes aynı telaş içinde fevri hareket edince, tasvibi mümkün olmayan sonuçlarda ortaya çıkıyor. Bazen görebiliyoruz; sırada olanlar uzun süre beklediğinde aniden patlayabiliyor. Bağırıp çağırmalar oluyor. Yeni gelen kişi kuyruğa girmeden en öne geçip ekmeği almaya çalışıyor. Hal böyle olunca, uzun süre bekleyenlerin canları sıkılıyor, sinirler geriliyor, sert tepkiler verebiliyor. İş pide kuyruğunda kavgaya kadar gidebiliyor.
Bir pide almak, dahası birazcık erken almak için başkalarının hakkına girmek olacak iş değil. Hele ki Müslüman işi hiç değil. Akşama kadar oruç tutup sevap kazanıp, daha sonra gelip ekmek kuyruğunda kul hakkına girmek, kırıcı olmak üzücü bir durum. Bir pide için o günün orucunu heba etmek yanlıştır, yazıktır. Sabırlı olmak gerekir. Sıraya girip sabırla beklemek, orucun ayrı bir güzelliğidir. Ama birkaç dakika için tahammül etmemek, başkaların gönlünü kırmak olacak iş değildir.
Bu ve buna benzer birçok manzarayla karşılaşıyoruz. On bir ayın sultanına kavuşmuşken, kendimizi check etmemiz gerekir. Sabır, tahammül ve saygı damarlarımızı en safî kanla doldurmamız elzemdir. Tebessüm etmek, ikramda bulunmak, misafir ağırlamak, misafirliğe gitmek, bol bol Kur’an-ı Kerim okumak, her gün teravih namazına gitmek için bu mübarek ay bulunmaz bir nimettir.
Eve iki dakika erken gitmek için arabayı başkalarının önüne sürmek, öfkeyle kornaya basmak, yol vermemek, bağırıp çağırmak Müslüman işi değildir. Hastanede biran evvel işim bitsinde gideyim diye başkalarının sırasını gasp etmek, çalışanları kırmak, hastalarla yüzgöz olmak olacak iş değildir, hele ki Müslüman işi hiç değildir.
Polis memurları halka karşı tahammülü olmalı, cezai işlemler hususunda daha fazla inisiyatif almalı, halkın ekonomiyle imtihanı yeterince ağır, onun için sabır şarttır.
Çalışan memurlar gelen vatandaşlara karşı daha saygılı ve sabırlı olmalı, öğretmenler öğrencilerine, öğrenciler öğretmenlerine karşı daha sorumlu olmalı, esnaf müşterisini nimet bilmeli, müşteri ölçülü olmalı, yöneticiler kul hakkına girmemeye özen göstermeli kısacası herkes ramazan ayında ve dahi hayatı boyunca hep Müslüman gibi davranmalıdır. Ama özellikle belirteyim! Ne olursa olsun, bir pide için orucumuzu heba etmeyelim. Gönül kırmayalım, gönüllere inşirah olalım.
Ramazan hayırlıdır, hayırlı kul olmak dileğiyle; Remezanê pîroz be.