Çocuk Terbiyesi ve Ebeveynlerin Sorumlulukları
Veysel Çağlar
Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”
Bu hadis-i şerif, insanın iyiliğinin ve kemalinin en önce ailesinde tecelli etmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Zira insan, her şeyden evvel kendi nefsine, ardından anne ve babasına, eşine, çocuklarına ve akrabalarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, sıradan bir görev değil; ilahi bir emanetin gereğidir.
Peygamber Efendimiz’in hayatına baktığımızda, aileye verilen değerin ne kadar büyük olduğunu görürüz. O, merhametin zirvesini ailesinde yaşamış ve ümmetine de bunu öğretmiştir. Rabbimiz de bizlere, bu sorumlulukları yerine getirmemizi emretmektedir. O hâlde bize düşen, ilahi rahmetin bir yansıması olan güzel ahlakı kuşanmak; merhametli bir kalp ve sağlam bir irade ile ailemize yönelmektir.
Özellikle anne ve baba olarak çocuklarımıza karşı görevlerimizi ciddiyetle ele almalıyız. Çünkü çocuk, ilgi gördüğünü hissettiği ölçüde gelişir; sevildiğini anladığı kadar kök salar. Bu nedenle ebeveynlik, yalnızca biyolojik bir bağ değil; sürekli bir bilinç ve sorumluluk hâlidir.
Peki, bu sorumluluğu nasıl yerine getireceğiz?
Her şeyden önce çocuk terbiyesinde bazı temel ölçüler vardır. Bu ölçüler, sadece sözle değil; bizzat yaşayarak aktarılmalıdır. Çocuk, en çok gördüğünü öğrenir. Bu yüzden ahlakımız, onların en büyük öğretmenidir.
Çocuğa güzel bir isim vermekle başlayan bu yolculuk, helal lokma ile devam eder. Zira insanın yediği, içtiği; kalbine ve karakterine doğrudan tesir eder. Helal ve temiz gıdayla beslenen bir neslin, daha sağlam bir karaktere sahip olacağı açıktır.
Bunun yanında çocukların davranışları yakından takip edilmeli, ancak bu takip baskıya dönüşmemelidir. Onların iradesine saygı duyulmalı; fakat tamamen kendi hâline de bırakılmamalıdır. Ebeveyn, burada denge unsurudur. Yanlış yaptıklarında çocuklar nazikçe uyarılmalı; doğru yaptıklarında ise takdir edilmelidir. Sürekli ceza vermek ise çocuğun ruh dünyasına zarar verir, onu sertleştirir ve hassasiyetlerini köreltir.
Ahlak eğitimi, bu sürecin merkezindedir. Çocuğa; anne-babaya saygıyı, çevreye duyarlılığı, topluma karşı sorumluluğu ve insanlığa hizmet bilincini öğretmek gerekir. Ancak bu, kuru bir nasihatle değil; yaşanarak verilmelidir.
Çocuklarımıza şükretmeyi, sabretmeyi ve sahip olduklarının kıymetini bilmeyi öğretmeliyiz. Varlıkta da yoklukta da Rabbine yönelen bir kalp, hayata karşı daha dirençli ve dengeli olur. Bu denge, insanın karakterini inşa eden en önemli unsurlardan biridir.
Aynı şekilde ibadet bilinci de çocuk terbiyesinde vazgeçilmezdir. Namaz, bu bilincin temelidir. Nitekim dinimizde “dinin direği” olarak ifade edilen namaz, insana önce kendisiyle barışık olmayı öğretir. Kendine saygı duyan bir insan ise çevresine de saygı duyar, sevgiyle yaklaşır.
Çocukların hayat yolculuğunda bir diğer önemli husus da onları doğru zamanda hayata hazırlamaktır. Evlilik, bu hazırlığın önemli bir parçasıdır. Zamanında kurulan bir yuva, hem bireyin hem de toplumun dengesini korur.
Özellikle kız çocukları, yarının anneleri olarak büyük bir hassasiyetle yetiştirilmelidir. Onlara sevgi, saygı ve değer verilmelidir. Aynı şekilde erkek evlatlara da sorumluluk bilinci kazandırılmalı; onların da toplum için ne kadar kıymetli olduğu hissettirilmelidir.
Bütün bu süreçte unutulmaması gereken en önemli hakikat şudur:
Çocuklar, söylenenden çok yapılanı örnek alır.
Eğer bizler iyi bir nesil yetiştirmek istiyorsak, önce kendimizi yetiştirmek zorundayız. Kusursuz evlatlar arzuluyorsak, kusura karşı hassas anne-babalar olmalıyız. Her gün kendimizi muhasebe etmeli; nerede eksik kaldığımızı samimiyetle sorgulamalıyız.
Zira çocuklara verilebilecek en büyük terbiye, anne ve babanın bizzat yaşadığı hayattır. Sözler unutulur; fakat yaşananlar iz bırakır.
Sonuç olarak, iyi bir aile kurmak ve hayırlı evlatlar yetiştirmek, sadece bireysel bir başarı değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirenler, hem dünyada huzuru bulur hem de ahirette mükâfatını alır.