Veysel Çağlar

Aile: Bir Toplumun Son Kalesi

Veysel Çağlar

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Hepimizin birinci önceliği ailedir. Aile; bizim yaşam kaynağımız, en özelimiz, en güzide değerimiz, en ince hassasiyetimiz ve en vazgeçilmez önceliğimizdir.

Toplumumuzda, medeniyetimizde ve inancımızda ailenin yeri daima azami derecede önemli olmuştur. Çünkü aile yoksa toplum da yoktur. Ailesini kaybetmiş bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.

Tarih boyunca bu bilinçle hareket ettik; aileyi anlamaya, korumaya ve yaşatmaya çalıştık. Ancak bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki ailenin değerinin yerle bir edildiği bir dönemin içindeyiz.

Artık aile, birçok farklı yönden ciddi tehditler altındadır.

Televizyon programları, diziler ve filmler… Bu içeriklerin aile yapısına verdiği zararın haddi hesabı yok. Alkolün, uyuşturucunun, yalanın ve yanlışın adeta normalleştirildiği; yanlış rol modellerin gençlerin zihinlerine sinsice yerleştirildiği bir medya düzeniyle karşı karşıyayız.

Sosyal medya ise başlı başına ayrı bir mesele. Özellikle gençler ve çocuklar üzerinden tüm aile yapısını etkisi altına alan bu mecra, kontrolsüz bir özgürlük anlayışını dayatmaktadır. “Özgürlük” adı altında aile değerleri adeta darbe almaktadır. Oysa özgürlüğün de bir sınırı, bir ölçüsü, bir hududu vardır. Bu gerçek ise bilinçli şekilde unutturulmaktadır.

Merhamet, medeniyet ve mahremiyet… Ailenin üç temel direği. Bu üç kavramın zayıflatılması, aslında ailenin temelden sarsılması demektir. Ne yazık ki bugün bu değerlerin sistemli bir şekilde geri plana itildiğini görüyoruz.

Turizm ve küresel etkileşim de dikkatle ele alınması gereken bir başka başlıktır. Elbette ekonomik katkılar önemlidir; ancak toplumun temel taşı olan aile, maddi kazanç uğruna ikinci plana itilirse, sonunda hem değerler hem de kazanç kaybedilir.

Bir diğer önemli mesele ise kırsaldan kente göçtür. Kırsalda var olan geniş aile yapısı, dayanışma, akrabalık ve sıcak ilişkiler; büyük şehirlerde yerini yalnızlığa ve kopukluğa bırakmaktadır. Çekirdek aile küçülmekte, bağlar zayıflamaktadır.

Tüketim çılgınlığı ise ayrı bir felakettir. Her şeye sahip olma arzusu, insanı şükürden, sabırdan ve kanaatten uzaklaştırmaktadır. Oysa bizler israfı sevmeyen, tasarrufu önemseyen bir medeniyetin çocuklarıyız. Bu bilinç kaybolursa, aile de bu savrulmadan nasibini alır.

Ekonomik sıkıntılar, savaşlar ve krizler de ailenin omuzlarına ağır yükler bindirmektedir. Geçim derdi arttıkça huzur azalmakta, çatışmalar çoğalmaktadır.

Sevgi ve saygı… Belki de her şeyin özü. Bugün bu iki temel değerin ciddi şekilde zayıfladığını görmek zorundayız. Oysa sevginin ve saygının olmadığı hiçbir yapı sağlıklı şekilde ayakta kalamaz.

Sorumluluk bilincinin kaybolması da aileyi içten içe çürüten bir diğer etkendir. İnsan, niçin yaşadığını, ne için mücadele ettiğini, nereye gittiğini bilmeli; bu idrakle hareket etmelidir.

Meslek edinme meselesi de göz ardı edilmemelidir. Ailenin geçim kaynağı, bireyin mesleğidir. Mesleği olmayan bir bireyin ayakta kalması zordur. Bu nedenle üretim, emek ve meslek bilinci yeniden güçlendirilmelidir.

Öte yandan, uyuşturucu ve alkol gibi zararlı alışkanlıklar artık toplumun en büyük tehditlerinden biri hâline gelmiştir. Neredeyse her eve dokunan bu sorun, aileyi temelden sarsmaktadır.

Spor dahi zaman zaman amacından sapabilmektedir. Özellikle futbol üzerinden gelişen şiddet, küfür, bahis ve benzeri olumsuzluklar; ailelerin sosyal alanlarını daraltmaktadır.

Belki de en tehlikelisi ise güven kaybıdır. İnsanların birbirine güvenemediği bir toplumda, ailelerin sağlıklı kalması mümkün değildir. Güvenin bittiği yerde, her şey bitmeye başlar.

Ahlaki değerlerin zayıflaması da bu tablonun en ağır sonuçlarından biridir. Değerlerin aşındığı bir ortamda aileyi korumak her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

Bütün bu tabloya rağmen yapılması gereken açıktır:
Önce kendimizi, sonra ailemizi düzeltmek ve güçlendirmek.

Sevgi, saygı, güven, sorumluluk ve değerler üzerine yeniden bir hayat inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde, aile kavramını yalnızca geçmişin tozlu sayfalarında okuyan bir nesil ile karşı karşıya kalabiliriz.

Allah muhafaza.

Yazarın Diğer Yazıları