KİM 'AHBAP' KİM AHMAK
Veysel Çağlar
Dünya Maraş depremini görürken, Maraş deprem bölgesi ise dünyanın gördüğü en büyük zelzeleyi yaşadı. Acının, gözyaşının, korkunun, çaresizliğin ve ölümün tarifi yoktu. En sıcak bölgenin en soğuk gecesi deprem olunca; hayat acılaştı, acı ise ölüme dönüştü. Her şeye rağmen zaman akmaya devam ediyordu.
Devlet bir yanda bu muazzam zelzelenin psikolojisini atlatmaya çalışırken, diğer yanda enkaza çığlık olan vatandaşlarına nefes olmaya gayret ediyordu. Cumhurbaşkanı’nın, “Adıyaman’a geç kaldık, helallik istiyoruz” şeklindeki itirafı, yaşananların bir özeti niteliğindeydi. Her ne kadar bu itiraf gelse de işin özünde korkunç bir gerçek vardı; devletin çok sayıda çalışanı, teçhizatı, kurum ve kuruluşu, depremin o yıkıcı gerçeğine esir düşmüştü. Allah bir daha yaşatmasın.
Tarifi mümkün olmayan bu acı tablonun getirdikleri de vardı. Neredeyse dünyanın her yerinden insanlar akın akın yardıma koşuyordu. Ülkeler prosedürleri gereği belli sayıda ekip ve ekipman gönderdi. Ülke içinde ise hemen hemen her şehirden insanlar, hem akrabalarına ve sevdiklerine ulaşmak hem de insani görevlerini yerine getirmek için kapanan yollara revan oldu.
Dünyada eşi benzeri olmayan bir dayanışma örneği sergileniyordu. Sivil toplum kuruluşları (STK) akıl almaz bir irade ortaya koydu; hem ihtiyaç duyulan ne varsa tedarik ediyor hem de ölümü göze alan gönüllüleriyle sahaya koşuyorlardı. Bölge sürekli sallanmaya devam etse de tereddütsüz bir şekilde, ölümüne bir kardeşlik iradesi sergilediler.
Çok acıdır ki bu eşsiz felaketin yaşandığı günlerde bile rant devşirmek isteyen zavallılar türedi. Birçok hususta acımasızca, insanların hassasiyetlerini yok sayarak, algılarla deprem bölgesinin ve dahi bütün ülkenin gündemini yalanlarla yönettiler. Hatta o kadar ileri gittiler ki, koca koca yalan ve iftiralarla Türkiye’nin içindeki hakikati, kendi yalanlarının menfezlerinden dünyaya servis ettiler.
Devlet, millet ve sivil inisiyatif hiç geri adım atmadan mücadelelerine devam etti. Fakat bu dayanışmayı erozyona uğratmak isteyen gruplar ve şebekeleri rahat durmadı. Önce devleti hedef tahtasına koydular. Halkın, böylesi bir zelzele karşısında zaman zaman yetersiz kalmanın ve sağlıklı kararlar alamamanın ne kadar zor olduğunu idrak ettiğini görünce, bu sefer işin can damarına bastılar. Nasıl mı?
Deprem bölgesinin her yerinde vatandaşın yardımlarını ulaştırmaya çalışan, depremzedelerin hem acılarını paylaşan hem de temel ihtiyaçlarını karşılayan STK’ları itibarsızlaştırma politikalarına başladılar. Günlerce yalan yanlış algılarla yardımsever halkın kafasını bulandırmaya çalıştılar. Ancak bu necip millet geri adım atmadı. Bu milletin kalbi öyle bir merhametle donatılmış ki, ne yapsalar boştur. Bunu çok geç olmadan anladılar ve strateji değiştirdiler.
Bir yanda STK’lara karşı itibarsızlaştırma politikası devam ederken, diğer yanda yeni algı yolları keşfettiler. Nihayetinde bir alternatif buldular. STK’ların halkta oluşturduğu güveni gören ve ahlaklı vatandaşı ahmaklıkla suçlayan sözde “ahlaklılar” yeni bir buluşa gittiler: Alternatif, güvenilir, şeffaf, dost; yani bir “Ahbap”a ihtiyaç duyuldu. Yalandan bir strateji, iftiradan bir statik ve haramdan bir spesifik algıyla deprem gündemini yeniden dizayn etmeye çalıştılar.
Bu yeni gündeme ayak uydurmayan herkes “ahmak” oldu. “Ahbap” olmayan kim varsa güvenli liman olmaktan çıktı. Önce Kızılay’ın yakasına yapıştılar ve bu kanal üzerinden devleti küçük düşürdüler. Sivil toplum kuruluşları “hırsız” ilan edildi. Herkes “ahmak”, kendileri ise “Ahbap” oldular. “Merhabalar” diye diye milleti baypas ettiler.
Yıllarca dünyanın muhtelif yerlerinde hizmet götüren STK’lar, “Ahbap”ın dostları sayesinde ahmak ilan edildi. Güven sorunu yaşandı; “çadır satıldı” diye diye depremzedeler unutuldu. Kimse de çıkıp, “Bu işin hesabını depremden sonraya bırakalım” demedi. Gelen vurdu, giden vurdu. Acı gerçekler unutuldu; ahbapçılık yapanlar ve herkesi ahmaklıkla suçlayan türediler bir anda kahraman oldu. Oysaki herkesin dimağı unutur ama önce Allah, sonra devlet unutmaz.
İnsan kaynağını ve bütün imkânlarını seferber eden sivil toplum kuruluşları, kendi gönüllüleri haricinde kimseden yardım alamaz duruma gelirken, neredeyse herkes “ahbapçı” oldu. Bir zat-ı muhterem kahraman ilan edildi, devletten üstün tutuldu. Ona itibar etmeyen ve diğer STK’lara infakta bulunan herkes, “Ahbap”çı dostların ahlaklıları tarafından ahmak ilan edildi. Sonuç ne mi oldu?
Sonucun ne olduğuna elbette devlet karar verecektir. Bir süredir “Ahbap Derneği ve Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Levent” hakkında çok ciddi iddialar konuşuluyor. 990 milyon TL’nin 360 milyonunun bahis şirketlerine heba edildiği ve önemli bir miktarının şahıslara aktarıldığı iddiaları gündemde. Bu iş devletin işidir, buna müdahil olmamak en doğrusudur.
Biz en nihayetinde şunu konuşalım: Ey Ahbap’ın milleti ahmak olmakla suçlayan para ve güven bekçileri; siz neyinize güvenerek onca sivil toplum kuruluşunu ve hatta devleti bu kadar kötü bir zan altında bıraktınız? Yoksa bu algıları oluşturmak isteyenler tarafından finanse mi edildiniz?
Ülkenin birçok şehrinde vatandaşımız deprem ile imtihan olurken, sırf kendi seküler hevalarınız için mide bulandıran bir niyetle o kırık gönüllüleri yıktınız. Onca acının üstüne, halka gelen desteğe köstek oldunuz. Bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız? Gerçi sizin böyle bir derdiniz yok. Siz, depremden daha ağır bir yara bıraktınız. Dileyeceğiniz hiçbir özür yerini bulamayacaktır.
İnsanların duygularıyla oynamak, bir tas çorbaya göz dikmek, bebeklerin mamalarına çullanmak, süt bekleyen o masum bedenlerin rızkını çalmanın bedeli çok ağır olmalı. Yaşlıların gözlerine yaş, hamile kadınlara dert, engelli vatandaşa keder oldunuz. İnsanlar soğuktan, acıdan, korkudan titrerken; sizler medyada örgütlenip herkesi ahmak yerine koydunuz.
Bunun kısası olmaz; ancak ahirete kalır. Barajları patlattınız, örgütleri sahaya davet ettiniz, hırsızlara kucak açtınız. En acı olanı ise ölü ve ölüm senaryolarıyla kaotik bir ortam hazırlamanız oldu. Tefrika ile ayrılıklar doğurdunuz.
Bu ve buna benzer bütün sorulara cevap vermek zorundasınız. Bu süreç yaşanırken gündemi algılarla yönetmeye çalışanlar, bugün hemen hesaplarını temizlemeye başladılar.
Kim ne kadar güvenliyse ve ne boyutta yanlış yaptıysa; elbette hesabını hem devlete, hem millete, hem de mahşerde Allah’a verecektir. Ama bizler mutlak surette özür bekliyoruz. Nasıl ki işin hakikatini öğrenmeden algılarla STK’ları itibarsızlaştırmaya çalıştıysanız, şimdi de hiç beklemeden özür dilemeye başlamalısınız. Bu sadece kırık gönüller ve kırılan güvenin sembolüdür. Hesabını ise çok ama çok ağır ödeyeceksiniz.
Mesela Kızılay’dan başlayın. Sonra çadırı bahane edip dine kin kustuğunuz, inançlarıyla dalga geçtiğiniz, toplum nezdinde itibarsızlaştırmaya çalıştığınız bütün STK’lardan özür dileyin. Gerçi sizin özrünüz bile sivil inisiyatife kirdir.
Şimdi sizlere soruyorum ey Ahbap’ın ahlak bekçileri; sizler milleti ahmak olmakla suçladınız, şimdi cevap verin bakalım; siz nesiniz? Ahlaklı olan kim? Ahmak olan kim? Bu zihniyet yıllardır ülkemizde muhtelif platformlarda batıl karargahını kurmuştur. Artık tek tek dezenfekte edilmelidir. Yoksa her mevzuda algılarla ülkeyi yönetmeye devam edeceklerdir.
Son bir not düşelim: Kim kimin “Ahbap”ı bilemem ama doğru ve samimi olanın dostu, tabiri-i caiz ise ahbapı Allah’dır.
Bu vesileyle; bir kez daha depremde hayatlarını kaybedenlere rahmet diliyorum. Geride kalanlara Rabbim sabırlar versin.