ABD-İRAN Ateşkesi FİLİSTİN'in Ateşi
Veysel Çağlar
Algı Operasyonlarının Gölgesinde Gazze: Büyük Tasfiyenin Perde Arkası,
Dünya günlerce, adeta bir film senaryosu gibi ilmek ilmek işlenen bir gerilimin içine hapsedildi. Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) vereceği sürenin Türkiye saatiyle gece 03.00’de dolacağı algısı, küresel bir beklenti zemini oluşturdu. Herkes bu "vakit" geldiğinde yer yerinden oynayacak sandı; korku, heyecan ve telaşla karışık duygularla o saate kilitlenildi. Peki, o kritik saat geçtiğinde ne değişti?
Aslında çok şey değişti ama hiçbir şey bir anda olmadı. ABD’nin, 2000 yıllık bir medeniyet birikimine sahip olan İran’ı bir gecede bitireceği, yok edeceği ve o medeniyeti bir daha ayağa kalkamayacak hale getireceği yönündeki söylemi, aslında devasa bir algı frekansıydı. Bu frekans, dünyanın gözünü ve kulağını asıl meseleden uzaklaştırmak için kurgulanmıştı. Bir gecede hiçbir şeyin kökten değişmeyeceği esasen belliydi; ancak bu "kaos planı" tıkır tıkır işledi.
Güç Gösterisinin Gizlediği Sefalet
İran-İsrail-ABD üçgenindeki bu gerilimde, Çin ve Rusya’nın desteğini alan taraflar kendi hazırlıklarını yaparken, dünya bu üç merkezin sesine konsantre edildi. İran "kazandık" naraları atarken, ABD "dünyanın en büyük ordusuna sahibiz, yakar yıkarız" diyerek güç zehirlenmesini sergiledi. İsrail ise her zamanki meydan okuyan tavrıyla sahnedeydi.
Bu üç sesin gürültüsü arasında asıl trajedi, unutturulmak istenen hakikat oldu. İran bahane edilerek başlatılan bu gerilimin gölgesinde Lübnan perişan edildi; büyük bir katliam ve yıkımla coğrafyası yaşanmaz hale getirildi. Milyonlarca insan yersiz yurduz bırakıldı. Güç odakları vitrinde dövüşürken, halkın dramı bu toz duman arasında kaybolup gitti.
Sessiz ve Derin Mezalin: 12 Bin Ölüm Fermanı
İsrail, siyonizmin dünyada en çok tepki çektiği, "rezil kepaze" olduğu bir dönemde, bu gürültüyü stratejik bir kalkan olarak kullandı. ABD’yi sahneye sürerek dikkatleri "Hürmüz Boğazı", "petrol fiyatları", "altın-gümüş-euro" gibi ekonomik kaygılara hapsedenler, arka planda Filistin halkına yönelik en ağır fermanları imzaladılar.
Eğer bugün yapılanlar en başta, sükunet ortamında yapılsaydı küresel bir infial uyanacaktı. Ancak Orta Doğu’yu kana bulayıp algıları başka yöne kanalize ederek, sessiz sedasız ama muazzam derecede yıkıcı bir hamle yaptılar: 4 bini çocuk olmak üzere 12 bin Filistinli için ölüm fermanı niteliğindeki o kararlar, bu gürültüde meclislerden geçti.
Sonuç: Kazanan Kim?
Suriye üzerindeki baskılar, Golan Tepeleri planları ve Irak’ın devreye alınma çabaları derken; dünya petrolü ve borsayı konuşurken, siyonizm Gazze’de ve Batı Şeria’da emellerine ulaşmak adına devasa bir adım attı. İnsanların vicdani tepkisi, suni gündemlerle dindirildi.
Bugün Pakistan gibi ülkelerin son dakika reaksiyonlarını ya da tarafların uzlaşma yollarını tartışabiliriz. Ancak değişmeyen tek bir gerçek var: Büyük devletler ve güç odakları "algı yönetimi" ile dünyayı oyalarken; Filistin coğrafyasının her ferdi, planlanmış bir mezalimin pençesinde ezilmeye devam ediyor. Vampircesine beslenen bu sistem, biz altın ve doların kurunu hesaplarken, Gazze’de insanlığın son kırıntılarını yok etme noktasına geldi.