'Giyinmiş Çıplaklar' tartışması
Prof. Dr. M. Salih GEÇİT
Toplumların ahlâk anlayışı, kıyafet kültürü ve mahremiyet algısı tarih boyunca dinî, kültürel ve sosyal değerlerle şekillenmiştir. Özellikle modern çağda medya, moda ve dijital kültürün etkisiyle “tesettür”, “örtünme”, “mahremiyet” ve “gösteriş” kavramları yeniden tartışılmaya başlanmıştır.
Bugün birçok Müslüman toplumda dikkat çeken meselelerden biri de, İslam’ın ortaya koyduğu tesettür anlayışı ile çağdaş kıyafet tarzları arasındaki uyum problemidir. Özellikle bazı dinî çevrelerde, kadınların başörtülü olmasına rağmen dar, dikkat çekici veya vücut hatlarını belirginleştiren kıyafetler tercih etmeleri ciddi eleştirilere konu olmaktadır.
Bu tartışmalarda en çok gündeme getirilen rivayetlerden biri, Sahih Muslim’de geçen şu hadistir:
“Cehennem ehlinden iki sınıf vardır ki ben onları henüz görmedim… Bir kısmı ellerinde sığır kuyruğu gibi kamçılarla insanlara zulmedenlerdir. Diğer kısmı ise giyinmiş oldukları hâlde çıplak olan, meyleden ve meylettiren kadınlardır. Başları deve hörgücü gibidir…”
Bu hadis, İslam düşüncesinde “kâsiyâtün âriyât” yani “giyinmiş çıplaklar” ifadesiyle meşhur olmuş; klasik dönemden günümüze kadar birçok alim tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır.
“Giyinmiş Çıplak” Ne Demektir?
Hadiste geçen “giyinmiş fakat çıplak” ifadesi, ilk bakışta çelişkili görünmektedir. Ancak İslam alimleri bunu çeşitli biçimlerde açıklamıştır:
İnce ve şeffaf elbise giyerek beden hatlarını belli etmek,
Dar kıyafetlerle vücut şeklini belirgin hâle getirmek,
Dikkat çekmek amacıyla giyinmek,
Tesettürü sadece başörtüsüne indirgemek,
Kıyafeti bir vakar ve haya ölçüsü olmaktan çıkarıp teşhir aracına dönüştürmek.
Bu yorumlara göre İslam’da tesettür, yalnızca başı örtmekten ibaret değildir. Elbisenin;
beden hatlarını belli etmeyecek genişlikte olması,
şeffaf olmaması,
dikkat çekme ve teşhir amacı taşımaması,
vakar ve hayayı koruması gerektiği ifade edilmektedir.
“Deve Hörgücü” Benzetmesi
Hadislerde dikkat çeken ifadelerden biri de “başları deve hörgücü gibidir” benzetmesidir. Birçok şarih bunu, saçların veya başörtüsünün baş üzerinde aşırı kabartılması, topuz yapılması ya da dikkat çekici hâle getirilmesi şeklinde açıklamıştır.
Bugün moda sektöründe ve sosyal medya kültüründe yaygınlaşan bazı başörtüsü stillerinin, bu rivayetlerle ilişkilendirilmesi çeşitli çevrelerde tartışma konusu olmaktadır.
Tesettür: Sadece Kumaş Değil, Bir Ahlâk Meselesi
İslam geleneğinde tesettür sadece fiziksel örtünme olarak görülmemiştir. Aynı zamanda:
bakış,
yürüyüş,
konuşma,
davranış,
tavır,
gösterişten uzak durma gibi unsurları da içine alan bir “haya ahlâkı” olarak değerlendirilmiştir.
Bu sebeple klasik alimler, sadece saçın örtülmesini yeterli görmemiş; dikkat çekici tavır, aşırı süs, şöhret amacı taşıyan kıyafetler ve teşhir kültürünü de eleştirmişlerdir.
Modern Dünyada Yeni Bir Gerilim
Modern çağda ise tesettür anlayışı ciddi bir dönüşüm yaşamaktadır. Moda endüstrisi, reklam kültürü ve sosyal medya; tesettürü kimi zaman bir tüketim nesnesine dönüştürmekte, “tesettür modası” adı altında yeni bir görünürlük alanı oluşturmaktadır.
Bu durum bazı çevreler tarafından:
tesettürün ruhundan uzaklaşma,
mahremiyetin zayıflaması,
dini sembollerin estetik ve ticari unsura dönüşmesi olarak yorumlanmaktadır.
Diğer taraftan bazıları ise, kadınların modern toplumda görünür olmasının doğal olduğunu, tesettürün her çağda farklı biçimlerde uygulanabileceğini savunmaktadır.
Sonuç
Bugün tartışılan mesele sadece bir kıyafet meselesi değildir. Esas mesele; modern hayatın dayattığı görünürlük kültürü ile dinî haya ve mahremiyet anlayışı arasındaki gerilimdir.
İslamî kaynaklarda yer alan hadisler ve klasik yorumlar, Müslüman toplumlara yalnızca “nasıl giyinmeleri gerektiğini” değil; aynı zamanda dikkat çekme, teşhir, kibir ve gösteriş kültürüne karşı nasıl bir ahlâk geliştirmeleri gerektiğini de hatırlatmaktadır.
Bu sebeple tesettür tartışması, sadece bir örtünme tartışması değil; aynı zamanda modern insanın beden, kimlik, mahremiyet ve ahlâk anlayışını sorgulayan daha geniş bir medeniyet meselesidir.