Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

Bayram ibadetin ruhunun topluma taştığı gün

Prof. Dr. M. Salih GEÇİT

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Ramazan bitti…
Fakat asıl soru şudur: Ramazan bizde bitti mi, yoksa biz Ramazan’dan nasibimizi alarak mı çıktık?

Çünkü Ramazan, sadece aç kalınan bir ay değildir. Ramazan; nefsin terbiye edildiği, kalbin arındığı, insanın yeniden inşa edildiği ilahî bir mekteptir. Bayram ise bu mektebin diplomasıdır.

Yüce Allah şöyle buyurur:

 “Oruç size farz kılındı… Umulur ki takvâya erersiniz.” (Bakara, 2/183)

Demek ki orucun hedefi açlık değil; takvâdır. Takvâ ise sadece bireysel bir dindarlık değil, aynı zamanda toplumsal bir ahlâk inşasıdır. Eğer bir toplumda yalan, haksızlık, zulüm, kul hakkı devam ediyorsa, o toplum Ramazan’ın ruhunu henüz kuşanamamıştır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu hakikati çok net ortaya koyar:

 “Kim yalanı ve yalanla amel etmeyi terk etmezse, Allah’ın onun yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm 8)

Bugün bayramı konuşurken kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz gerçekten bayram edecek bir hâlde miyiz?

Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Yemen'de , İran'da, Suriye'de, İslam dünyasının dört bir yanında Müslüman kanı akarken; biz sadece tatil, gezi ve dünyevî eğlenceler üzerinden bir bayram tasavvuru kurarsak, bu bayram eksik bir bayram olur.

Çünkü bu din, sadece bireysel ibadetlerden ibaret değildir. Bu din; izzet, onur ve adalet dinidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyurur:

 “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât, 49/10)

Kardeşlik, sadece bayram mesajlarıyla olmaz.
Kardeşlik, acıyı paylaşmakla olur.
Kardeşlik, zulme karşı durmakla olur.
Kardeşlik, hakikatin yanında saf tutmakla olur.

Ne yazık ki modern dünyada Müslüman, çoğu zaman iki uç arasında savrulmaktadır:
Ya tamamen edilgen bir dindarlık ya da ilkesiz bir pragmatizm…

Oysa bize düşen; ne zalimin yanında olmak ne de zulme sessiz kalmaktır.

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:

 “Zalime de mazluma da yardım et.”
Ashab-ı kiram sordu: “Mazluma yardım ederiz, peki zalime nasıl yardım edeceğiz?”
Efendimiz buyurdu: “Onu zulmünden alıkoyarak.” (Buhârî, Mezâlim 4)

İşte bayramın ruhu burada gizlidir:
Zulmü durdurma iradesi, adaleti ayakta tutma kararlılığı…

Bayram; sadece yeni elbiseler giymek değil, eski hataları terk etmektir.
Bayram; sadece tatlı yemek değil, kalp kırmamaktır.
Bayram; sadece ziyaret değil, aynı zamanda muhasebedir.

Bugün bizlere düşen görev şudur:
Ramazan’da kazandığımız ahlâkı, yılın geri kalanına taşımak.
Namazı hayatın merkezine almak.
Helal-haram hassasiyetini her alanda korumak.
Ve en önemlisi; hak ve hakikatin yanında dimdik durmak.

Çünkü bu ümmet, tarih boyunca gücünü sadece sayısından değil; imanından, ahlâkından ve istikametinden almıştır.

Son olarak şunu ifade etmek isterim:
Bayramlar, sadece sevincin değil; sorumluluğun da arttığı günlerdir. Eğer bu bayram, bizi daha adil, daha merhametli, daha ilkeli bir insan hâline getirmiyorsa, o zaman üzerinde yeniden düşünmemiz gerekir.

Bu vesileyle, başta aziz milletimiz olmak üzere tüm İslâm âleminin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyor; bayramın, sadece sofralarımıza değil, kalplerimize ve hayatımıza da bereket getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Yazarın Diğer Yazıları