AHMED-İ HÂNÎ'YE VEFA, İLME VE MEDENİYETE VEFADIR
Prof. Dr. M. Salih GEÇİT
2008'den Günümüze Ahmed-i Hânî'nin Tanıtılması İçin Yapılan Çalışmalar,
Tarihî Tecrübeler ve Geleceğe Yönelik Akademik Beklentiler
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yılki Vefa Ödülü'nün ilim ve fikir öncüsü Şeyh Ahmed-i Hânî'ye verilmesini açıklaması, şahsım adına büyük bir memnuniyet ve anlamlı bir vefa örneğidir. Bu vesileyle Ahmed-i Hânî'nin hatırasına, ilim mirasına ve özellikle geçmişte kendisinin tanıtılması ve ilmî şahsiyetine sahip çıkılması konusunda yaşadığım bazı tecrübeleri kamuoyuyla paylaşmak; aynı zamanda bundan sonra yapılması gereken çalışmalar hakkındaki düşüncelerimi dile getirmek istiyorum.
Ahmed-i Hânî, yalnızca Doğubayazıt'ın, Ağrı'nın veya belli bir etnik kimliğin değil; Türkiye'nin, İslam dünyasının ve insanlığın ortak ilmî ve kültürel mirasının önemli bir temsilcisidir. Dolayısıyla onun tanıtılması, eserlerinin araştırılması ve düşüncelerinin gelecek nesillere aktarılması hepimizin ortak sorumluluğudur.
1. Ahmed-i Hânî'ye Sahip Çıkmanın Zor Olduğu Yıllar
2008 yılından itibaren Doğubayazıt İlçe Müftüsü olarak görev yaptığım dönemde, Ahmed-i Hânî gibi büyük bir ilim ve fikir insanının kendi memleketinde yeterince tanınmadığını, ilmî şahsiyetinin gerektiği ölçüde gündeme taşınmadığını ve hak ettiği ilgiyi görmediğini müşahede ettim. Bu durum karşısında onun ilmî ve fikrî mirasının yeniden gündeme taşınması, türbesinin daha düzenli ve ziyaret edilmeye layık bir hâle getirilmesi, adının eğitim ve kültür kurumlarında yaşatılması amacıyla bir dizi çalışma başlattım.
O yıllarda Ahmed-i Hânî'yi gündeme getirmek ve onun ilmî mirasına sahip çıkmak, bugünkü kadar kolay değildi. Dönemin toplumsal ve siyasî şartları içerisinde, bölgenin tarihî ve kültürel değerleri hakkında konuşmak zaman zaman ideolojik ön yargılarla karşılanabiliyordu. Ahmed-i Hânî hakkında çalışma yapan veya onun adını ön plana çıkaran kişiler de kimi zaman haksız ve ağır nitelendirmelere maruz kalabiliyordu. Bu tür yaklaşımlar, doğal olarak, bölgenin ilmî ve kültürel mirasının yeterince araştırılmasının önünde bazı çekinceler oluşturabiliyordu.
Bütün bu hassasiyetlere rağmen biz, Ahmed-i Hânî'nin herhangi bir etnik, siyasî veya ideolojik grubun tekelinde değerlendirilemeyecek kadar büyük bir ilim ve fikir insanı olduğunu vurguladık. Ahmed-i Hânî, hiçbir grubun özel mülkü veya ideolojik temsilcisi değildir. O, İslam medeniyetinin yetiştirdiği, kendi coğrafyasının ilmî ve kültürel birikimini insanlığın ortak düşünce mirasına taşıyan büyük bir mütefekkirdir.
Dolayısıyla ona sahip çıkmanın, yalnızca bir bölgenin veya topluluğun değil, bütün Türkiye'nin ve İslam dünyasının ortak sorumluluğu olduğunu ifade ettik. Bugün geldiğimiz noktada bu anlayışın daha geniş çevrelerde kabul görmesinden ayrıca memnuniyet duyuyorum.
2. Ahmed-i Hânî Türbesi ve Camisinin Düzenlenmesine Yönelik Çalışmalar
Görev yaptığımız dönemde Ahmed-i Hânî Türbesi'nin düzenlenmesi ve ziyaretçilerin burayı daha nezih, düzenli ve kendisine yakışır bir ortamda ziyaret edebilmeleri için çalışmalar yürüttük. Bu faaliyetlerde bazı hayırsever iş insanlarımızın da önemli katkıları oldu.
Özellikle iş insanı Sayın Şerafettin Eryılmaz'a burada ayrı bir parantez açmak istiyorum. Allah kendisinden razı olsun. Kendisi, Ahmed-i Hânî'ye duyduğu sevgi ve hürmetin bir ifadesi olarak türbede bulunan sandukaları yaptırdı, halıların teminini sağladı; Ahmed-i Hânî Camii'nin kürsü, mihrap ve minberini özel Maraş işi ahşap işçiliğiyle hazırlatarak camiye kazandırdı. Ayrıca türbe ve caminin avizelerini de temin ettirerek buranın daha güzel ve anlamlı bir görünüme kavuşmasına ciddi maddi katkıda bulundu. Bunlar, o günün şartlarında önemli bir ekonomik fedakârlık gerektiren çalışmalardı.
Şerafettin Eryılmaz'ın bu gayretleri, yalnızca bir hayırseverlik faaliyeti olarak değerlendirilmemelidir. Kendisi, Ahmed-i Hânî üzerine yaklaşık on kitap kaleme almış; onu tanımaya, tanıtmaya ve gelecek nesillere aktarmaya çalışan bir aydın, yazar ve iş insanıdır. Bizim o dönemdeki teşvikimiz, iş birliğimiz ve Ahmed-i Hânî'nin ilmî şahsiyetini daha geniş çevrelere tanıtma yönündeki gayretlerimiz de bu çalışmaların gelişmesine katkı sağlamıştır.
3. Kültür Bakanlığına Sunulan Ahmed-i Hânî Projesi
Şerafettin Eryılmaz Bey'in bu kıymetli yardım ve katkılarının ardından, Doç. Dr. Yaşar Eryılmaz'ın da desteğiyle Ahmed-i Hânî Türbesi ve çevresinin daha kapsamlı bir şekilde düzenlenmesi için girişimlerde bulunduk.
Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay'ın Doğubayazıt'ı ziyareti sırasında, önceden hazırladığımız kapsamlı bir proje dosyasını kendisine takdim ettik.
Bu dosyada Ahmed-i Hânî Türbesi'nin ve çevresinin tarihî ve kültürel kimliğine yakışır biçimde yeniden düzenlenmesini, türbenin müştemilatının oluşturulmasını ve ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal ve kültürel alanların yapılmasını teklif ettik.
Proje kapsamında özellikle şu hususlara dikkat çekmiştik:
Türbe ve çevresinin tarihî dokusuna uygun biçimde düzenlenmesi,
Ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak abdesthane ve sosyal alanların yapılması,
Kurban kesim merkezi ve gerekli hizmet birimlerinin oluşturulması,
Bir kütüphane kurulması,
Konferans ve seminer salonunun yapılması,
Ahmed-i Hânî'nin ilmî ve fikrî mirasını tanıtacak kültürel faaliyetlere uygun mekânların oluşturulması.
Sayın Ertuğrul Günay Ankara’ya gittikten sonra gereken kurumlarla irtibata geçerek çevre düzenlemesi konusunda ihale açılmasını sağladı ve çok önemli tadilatlar yapıldı.
Daha sonraki dönemlerde Kaymakam Ulaş Akhan tarafından da çok önemli çevre düzenlemesi, peyzaj çalışması ve abdesthane inşası yapıldı.
4. Ahmed-i Hânî İsminin Diyanet Teşkilatında Yaşatılması
Ahmed-i Hânî'nin isminin yalnızca türbesinde ve camisinde değil, eğitim kurumlarımızda ve Diyanet teşkilatında da yaşatılması gerektiğine inanıyorduk.
Bu amaçla Doğubayazıt Müftülüğü olarak bazı Kur'an kurslarımıza ve eğitim birimlerimize Ahmed-i Hânî isminin verilmesi için girişimlerde bulunduk.
Bu çerçevede, dönemin valisi ve kaymakamının desteğiyle Doğubayazıt'ı ziyaret eden Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı ve ilgili daire başkanına bizzat bilgi verdik. Ahmed-i Hânî'nin kim olduğu, İslam ilim ve düşünce tarihindeki yeri, adının Kur'an eğitim kurumlarında yaşatılmasının neden önemli olduğu hususlarını kendilerine anlattık.
Yaptığımız görüşmeler ve mülki idare amirlerimizin de desteği sonucunda bu teklif kabul gördü ve Doğubayazıt Ahmed-i Hânî Kur'an Kursu adıyla bu büyük mütefekkirin ismi Diyanet teşkilatındaki bir eğitim mekânında yaşatılmaya başlandı.
Bizim için bu, yalnızca bir isim verme işlemi değildi. Ahmed-i Hânî'nin ilmî şahsiyetinin kurumsal düzeyde tanınması, gelecek nesillere tanıtılması ve toplumun ortak hafızasında yer edinmesi bakımından önemli bir adımdı.
Daha sonra Molla Mehmed Celali Kuran Kursu, Halife Yusuf Kur’ân Kursu, Said Nursi Kur’ân Kursu, Yusuf Karaduman Kur’ân Kursu gibi isimlerle Şeyh Ahmed-i Hani çığırını sürdüren alimlerin isimleri bu tür müesseselerde yaşatıldı.
5. Doğubayazıt Âlimlerini Anma Toplantıları ve Bilimsel Faaliyetler
Ahmed-i Hânî'nin mirasına sahip çıkmanın yalnızca türbe düzenlemesi veya isim verme faaliyetleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorduk. Asıl yapılması gereken, bu coğrafyanın yetiştirdiği ilim insanlarını ilmî araştırmaların konusu hâline getirmek, eserlerini incelemek ve akademik dünyada tanınmalarını sağlamaktı.
Bu anlayışla Doğubayazıt Müftülüğü olarak Doğubayazıt Âlimlerini Anma Toplantısı düzenledik. Bu toplantı kapsamında bölgenin yetiştirdiği önemli ilim ve fikir insanlarının hayatları, eserleri ve düşünceleri ele alındı.
Bu etkinliklerde yalnızca yerel imkânlarla yetinmedik. Iğdır Üniversitesi, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi gibi yükseköğretim kurumlarından akademisyenleri davet ederek Ağrı ve Doğu Anadolu coğrafyasının yetiştirdiği âlimler hakkında bilimsel değerlendirmeler yapılmasını sağlamaya çalıştık.
Böylece Doğubayazıt'ın ve çevresinin ilmî birikimini ortaya koymayı, bölgenin medrese geleneğini akademik düzeyde ele almayı ve bu büyük şahsiyetlerin eserlerinin araştırılmasına zemin hazırlamayı hedefledik.
Şeyh Ahmed-i Hânî
Molla Mahmûd-i Beyazîdî
Molla Mehmed-i Celâlî
Halife Yusuf Topçu
Molla Musa Celâlî
6. 2009 Uluslararası Ahmed-i Hânî Sempozyumu ve Sonraki Akademik Faaliyetler
Ahmed-i Hânî'nin ilmî ve fikrî mirasının tanıtılması konusunda atılan önemli adımlardan biri de 2009 yılında gerçekleştirilen Uluslararası Ahmed-i Hânî Sempozyumu olmuştur.
2009 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, Ağrı Valiliği ve Doğubayazıt Kaymakamlığının iş birliğiyle Uluslararası Ahmed-i Hânî Sempozyumu düzenlendi. Dönemin önemli devlet ve siyaset adamlarının katıldığı bu organizasyonda zamanın Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz, dönemin TBMM Başkanı Sayın Köksal Toptan ve çok sayıda önemli davetli Doğubayazıt'ta bir araya geldi.
Sempozyum, yalnızca akademik bir toplantı olarak kalmadı; bölgenin Ahmed-i Hânî'ye duyduğu sevgi ve bağlılığın geniş kitleler tarafından ortaya konulduğu önemli bir kültürel buluşmaya dönüştü. Organizasyon kapsamında yaklaşık 3.000 kişilik yemek ikramı gerçekleştirildi. Ağrı'nın yanı sıra çevre illerden de binlerce vatandaş Doğubayazıt'a gelerek etkinliğe katıldı.
Bu organizasyon, Ahmed-i Hânî'nin yalnızca yerel bir değer olarak değil, ulusal ve uluslararası ölçekte ele alınması gereken büyük bir ilim ve fikir şahsiyeti olduğunun gösterilmesi bakımından önemliydi.
Nitekim 2009 yılında başlayan bu akademik faaliyet geleneği sonraki yıllarda da devam etti. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi tarafından bugüne kadar toplam dokuz adet Uluslararası Ahmed-i Hânî Sempozyumu düzenlendi. Bizim de Ahmed-I Hani Araştırma ve Uygulama Merkezî Müdürlüğü dönemimizde bu çakışmalar sürdürülmüştür.
Üniversitemizin 2009 yılından bugüne dek bu geleneği sürdürmesi, Ahmed-i Hânî'nin adının akademik ve kültürel faaliyetler aracılığıyla yaşatılması bakımından önemli bir kurumsal birikim oluşturmuştur.
Bu vesileyle söz konusu organizasyonlarda emeği geçen üniversite yöneticilerine, akademisyenlere, idari personele, paydaş kurumlara ve katkı sunan herkese teşekkür etmek gerekir. Bir sempozyum geleneğini yıllar boyunca devam ettirmek, kurumsal gayret ve emek isteyen kıymetli bir faaliyettir.
Bu birikimin gelecekte daha da geliştirilmesi ve Ahmed-i Hânî araştırmalarına kalıcı katkılar sunacak bir akademik programa dönüştürülmesi ise önümüzde duran önemli bir imkândır.
7. Ahmed-i Hânî Sempozyumlarının Geleceği ve Akademik Derinlik
Ahmed-i Hânî adına uluslararası sempozyumlar düzenlenmesi son derece kıymetli bir gelişmedir. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinin bu konudaki kurumsal gayreti ve dokuz sempozyuma ulaşan organizasyon tecrübesi, takdir edilmesi gereken önemli bir akademik ve kültürel birikimdir. Kanaatimce bu birikimin bundan sonraki aşamada daha sistematik, derinlikli ve doğrudan Ahmed-i Hânî araştırmalarına odaklanan çalışmalarla zenginleştirilmesi mümkündür.
Şahsî akademik kanaatim, Ahmed-i Hânî'nin hayatı, eserleri, ilmî şahsiyeti, düşünce sistemi, hocaları, talebeleri ve sonraki ilmî gelenek üzerindeki etkilerinin bundan sonraki sempozyumlarda daha belirgin ve kapsamlı biçimde merkeze alınmasının yararlı olacağı yönündedir. Zira Ahmed-i Hânî'nin adını taşıyan bir akademik faaliyetin en önemli hedeflerinden biri, onun doğrudan ilmî ve fikrî mirasını araştırmak, bu mirası farklı disiplinlerin yöntemleriyle incelemek ve ortaya çıkan sonuçları bilim dünyasıyla paylaşmak olmalıdır.
Elbette bugüne kadar gerçekleştirilen sempozyumlarda ele alınan konuların ve sunulan bildirilerin tamamını bir bütün olarak değerlendirmeden geçmiş çalışmalar hakkında kesin hükümler vermek doğru değildir. Bununla birlikte, mevcut akademik birikimin Ahmed-i Hânî'nin şahsiyetini, eserlerini ve düşünce dünyasını merkeze alan daha kapsamlı bir araştırma programıyla desteklenmesinin önemli bir ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.
Burada söz konusu olan, geçmişte gerçekleştirilen organizasyonların değerini azaltmak veya bu çalışmalarda emeği bulunan kişilerin katkılarını göz ardı etmek değildir. Aksine, yıllar içinde oluşan kurumsal birikimin daha kalıcı bilimsel sonuçlar üretmesine katkı sunmaktır. Dokuz sempozyumla oluşan tecrübe, bu alanda daha kapsamlı araştırmaların yürütülmesi için önemli bir imkân sağlamaktadır.
Kanaatimce bundan sonra düzenlenecek Ahmed-i Hânî sempozyumlarında aşağıdaki konuların müstakil oturumlar, tematik toplantılar ve uzun vadeli araştırma projeleri çerçevesinde ele alınması faydalı olacaktır:
Ahmed-i Hânî'nin hayatı, ailesi, doğduğu çevre ve yaşadığı tarihî dönem.
Ahmed-i Hânî'nin hocaları, ilmî kaynakları ve yetiştiği medrese çevresi.
Ahmed-i Hânî'nin eserleri, eserlerinin yazma nüshaları, neşirleri ve tercümeleri.
Ahmed-i Hânî'nin kelâmî, itikadî, felsefî, tasavvufî ve ahlakî görüşleri.
Ahmed-i Hânî'nin sosyolojik, toplumsal ve kültürel düşünceleri.
Ahmed-i Hânî'nin Kürtçe, Arapça ve Farsça ilim ve edebiyat geleneğindeki yeri.
Ahmed-i Hânî'nin bölgedeki medrese müfredatına, ders halkalarına ve eğitim geleneğine etkileri.
Ahmed-i Hânî'nin talebeleri, takipçileri ve düşüncesini devam ettiren âlimler.
Ahmed-i Hânî'nin Doğubayazıt, Ağrı ve çevre bölgelerin ilmî ve kültürel hayatına katkıları.
Ahmed-i Hânî'nin düşüncelerinin sonraki dönemlerdeki ilmî, dinî, edebî ve toplumsal etkileri.
8. Ahmed-i Hânî Sonrası Bölge Âlimleri ve İlmî Mirasın Devamlılığı
Ahmed-i Hânî'yi anlamak, onunla birlikte bölgenin yetiştirdiği diğer büyük âlimleri de tanımayı gerektirir. Zira ilim geleneği, tek bir şahsiyetin hayatıyla sınırlı değildir. Hocalar, talebeler, eserler, medreseler ve ilmî halkalar aracılığıyla nesilden nesile devam eder.
Bu bakımdan Ahmed-i Hânî'nin yaşadığı dönemden önceki ve sonraki ilim çevreleri, onunla aynı coğrafyada yetişen veya kendisinden sonraki ilmî geleneğe katkıda bulunan şahsiyetler birlikte ele alınmalıdır.
Bunların yanı sıra Ağrı ve Doğubayazıt çevresinin yetiştirdiği daha pek çok âlimin hayatı, eserleri, ilmî faaliyetleri ve bölgenin eğitim hayatına katkıları araştırılmalıdır. Burada isimlerini zikrettiğimiz şahsiyetlerin biyografileri ve eserleri, yazılı kaynaklar, arşiv belgeleri, yazma eserler ve sözlü tarih çalışmalarıyla desteklenerek ilmî açıdan incelenmelidir.
Bu araştırmalar yalnızca Doğubayazıt merkezli olmamalıdır. Ağrı'nın Hamur, Patnos, Eleşkirt, Taşlıçay ve Diyadin ilçeleri ile çevre yerleşimlerde yetişmiş ilim insanları da bu çalışmaların kapsamına alınmalıdır.
Özellikle bölgede yüzyıllar boyunca medrese geleneğinin yaşatılmasında önemli rol oynayan Arvâsî Seyyidleri, Şeyh Mustafa Arvâsî, Molla Salih Arvâsî ve diğer seyyid ailelerinin ilmî ve toplumsal katkıları araştırılmalıdır. Osmanlı döneminde Doğubayazıt ve çevresinde etkili olan Berzencî Seyyidleri, Arvâsîler ve diğer seyyid ailelerinin tarihî rolleri de ilmî araştırmalarla ortaya konulmalıdır.
Bu çerçevede yalnızca biyografik bilgilerle yetinilmemeli; söz konusu âlimlerin yazdıkları eserler, medreselerde okuttukları dersler, ilmî silsileleri, hoca-talebe ilişkileri, kullandıkları kaynaklar ve düşünce dünyaları incelenmelidir.
Böylece Ağrı ve çevresinin ilmî tarihi, münferit şahsiyetlerin hayat hikâyelerinden ibaret olmaktan çıkarılarak bütünlüklü bir bölge ilim tarihi hâline getirilebilir.
Murad Xan-ı Beyazîdî
İsmail Beyazîdî
Molla Mahmûd-i Beyazîdî
Molla Muhammed-i Celalî
Halife Yusuf Topçu
Molla Mehmed-i Kasorî
Molla Nadir-i Azîzî
Molla Musa Celâlî
Molla Abdülbari Sayır
Ve daha bir çok alimin ilmi hayatı, eserleri, toplumsal katkıları ve ilmi hizmetleri panel, konferans gibi etkinliklerde ele alındı.
9. Abdülbari Goozal'ın Ahmed-i Hânî Eğitim Kampüsü'ne Katkısı: Kendi İsmini Değil, Ahmed-i Hânî'nin İsmini Yaşatmak
Ahmed-i Hânî'nin adının eğitim kurumlarında yaşatılması konusunda üzerinde özellikle durulması gereken bir başka önemli hizmet de merhum iş insanı Abdülbari Goozal tarafından gerçekleştirilmiştir.
Merhum Abdülbari Goozal, Doğubayazıt'ta Ahmed-i Hânî Eğitim Kampüsü binasını yaptırarak bu büyük ilim ve fikir insanının adının eğitim yoluyla yaşatılmasına önemli bir katkı sunmuştur.
Bu hizmetle ilgili olarak Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinin kurucu rektörü Prof. Dr. İrfan Aslan'dan bizzat dinlediğim ve hiçbir zaman unutmadığım anlamlı bir hatıra vardır.
Kurucu Rektör Prof. Dr. İrfan Aslan'ın anlattığına göre, kendisi Abdülbari Bey'e yaptırdığı eğitim kampüsüne kendi adının verilmesini teklif etmiş. Ancak Abdülbari Bey bu teklife son derece anlamlı bir cevap vermiş:
"Şeyh Ahmed-i Hânî'nin adının geçtiği yerde benim adıma gerek kalmaz."
Bu söz, bir hayırseverin kendi ismini yaşatmak yerine ilim ve irfan geleneğinin büyük bir temsilcisinin ismini yaşatmayı tercih etmesinin son derece güzel bir örneğidir.
Abdülbari Bey'in bir diğer hassasiyeti de Ahmed-i Hânî'nin isminin yazılışıyla ilgiliydi. Kendisinin, Şeyh Ahmed-i Hânî'nin isminin özellikle X harfiyle, yani Ahmed-i Xânî şeklinde yazılmasını istediği aktarılmaktadır. Kurucu Rektör Prof. Dr. İrfan Aslan da kendisine istediği şekilde yazabileceğini ifade etmişti. Ancak sonraki süreçte bu yazım tercihinden vazgeçilerek X harfi kaldırıldı.
Abdülbari Goozal'in üniversite ve eğitim kampüsüyle ilgili bir başka arzusu da daha fazla öğrencinin eğitim imkânına kavuşmasıydı. Onun bu yaklaşımı, yaptığı hayrın yalnızca bir bina inşa etmekten ibaret olmadığını; daha fazla insanın ilim tahsil etmesine vesile olmayı amaçladığını göstermektedir.
Aynı şekilde onun yakın dostu ve iş ortağı Fevzi Aras bey de bu Eğitim Kampüsü için iki adet kız ve erkek Yurdu inşa etmiş, üniversite öğrencilerinin hizmetine sunmuştur.
Merhum Abdülbari Goozal'in bu davranışı, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir ahlak ve vefa örneğidir. Çünkü gerçek hayırseverlik, insanın kendi ismini öne çıkarmasından ziyade, ilme, irfana ve insanlığa hizmet eden değerlerin yaşatılmasına katkıda bulunmasıdır.
Kendisini rahmet ve minnetle anıyorum.
10. Bundan Sonra Yapılması Gerekenler: Ahmed-i Hânî Araştırmalarında Yeni Bir Dönem
Sayın Cumhurbaşkanımızın Ahmed-i Hânî'ye Vefa Ödülü verilmesini sağlaması, kanaatimce yalnızca geçmişte yetişmiş büyük bir âlimin hatırasına gösterilen saygı olarak değerlendirilmemelidir. Bu karar, aynı zamanda Ahmed-i Hânî'nin ve onun temsil ettiği ilmî geleneğin yeniden araştırılması, tanınması ve kurumsal düzeyde desteklenmesi için önemli bir fırsattır.
İnşallah bundan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bu irade ve açtığı yolda, Ahmed-i Hânî ve bölge âlimleri hakkında daha kapsamlı, nitelikli ve bilimsel çalışmalar gerçekleştirilecektir.
Bu çalışmaların öncelikle şu alanlarda yoğunlaştırılması gerektiğine inanıyorum:
Akademik araştırmalar: Ahmed-i Hânî'nin hayatı, eserleri, düşünceleri ve ilmî çevresi hakkında müstakil yüksek lisans ve doktora tezleri hazırlanmalıdır.
Eser neşirleri: Ahmed-i Hânî'nin ve bölge âlimlerinin yazma eserleri tespit edilmeli, ilmî usullerle tahkik ve neşirleri yapılmalıdır.
Uluslararası sempozyumlar: Sempozyumların ana gündemi doğrudan Ahmed-i Hânî'nin şahsiyeti, eserleri ve düşünceleri olmalı; bölge ilim tarihiyle ilgili oturumlar da bu bütünlüğün tamamlayıcı unsurları olarak düzenlenmelidir.
Bölge âlimleri külliyatı: Ağrı ve çevresinde yetişen âlimlerin biyografileri, eserleri, ilmî silsileleri ve düşünceleri bir külliyat hâlinde yayımlanmalıdır.
İlmî araştırma merkezi: Ahmed-i Hânî ve Doğu Anadolu medrese geleneğini araştıracak, yazma eserleri ve arşiv belgelerini bir araya getirecek bir araştırma merkezi kurulmalıdır.
Kütüphane ve yazma eser çalışmaları: Bölgedeki özel kütüphanelerde, aile arşivlerinde ve medreselerde bulunan yazma eserler kayıt altına alınmalıdır.
Eğitim ve kültür faaliyetleri: Ahmed-i Hânî'nin düşünceleri ve bölge âlimlerinin ilmî mirası genç kuşaklara seminerler, paneller, konferanslar ve eğitim programları aracılığıyla aktarılmalıdır.
Uluslararası iş birlikleri: Türkiye'nin yanı sıra Irak, İran, Suriye ve diğer ülkelerdeki ilgili akademik kurumlarla ortak araştırma ve yayın faaliyetleri yürütülmelidir.
Bütün bu faaliyetler gerçekleştirilirken akademik tarafsızlık, kaynak tenkidi, tarihî belgeye bağlılık ve ilmî yöntem esas alınmalıdır. Bölge âlimleri ideolojik yaklaşımların gölgesinde bırakılmamalı; ne ait oldukları mecra ve daireden çıkarılmalı, ne de hak ettikleri ilmî konumdan uzaklaştırılmalıdır. Onlar, öncelikle eserleri, fikirleri ve ilmî katkıları üzerinden değerlendirilmelidir.
Bu çalışmaların üniversitelerimizin öncülüğünde, ilgili kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, araştırmacılar ve hayırseverlerin katkılarıyla yürütülmesi, kalıcı sonuçlar elde edilmesini kolaylaştıracaktır.
11. Vefa Karşılıklı Bir Sorumluluktur
Son olarak özellikle vurgulamak istediğim bir husus vardır.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Ahmed-i Hânî'ye Vefa Ödülü verilmesini sağlayarak bu büyük ilim ve fikir insanının Türkiye'nin ortak medeniyet mirası içerisindeki yerini takdir etmiştir. Bu yaklaşım, geçmişte çeşitli sebeplerle yeterince tanıtılamamış ilmî şahsiyetlerin yeniden gündeme taşınması bakımından önemli bir fırsattır.
Ancak vefa yalnızca ödül vermekle tamamlanmaz. Vefa, verilen değerin gereğini yerine getirmeyi de zorunlu kılar.
Cumhurbaşkanımızın Ahmed-i Hânî'ye gösterdiği bu vefa, başta bölgenin üniversiteleri, akademisyenleri, müftülükleri, kültür kurumları, araştırmacıları ve ilim insanları olmak üzere hepimize önemli sorumluluklar yüklemektedir. Ahmed-i Hânî'nin hayatını, eserlerini, düşüncelerini ve ilmî mirasını araştırmak; onun açtığı ilmî ve fikrî çığırı devam ettiren bölge âlimlerini tanıtmak; bu konuda kitaplar yayımlamak, sempozyumlar düzenlemek ve bilimsel çalışmalar yapmak artık daha fazla önem kazanmıştır.
Bu noktada üniversitelerimize ve özellikle Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesine önemli görevler düşmektedir. Üniversitemizin 2009 yılından bugüne uzanan dokuz (9) adet uluslararası sempozyumla oluşturduğu akademik birikim, bundan sonraki dönemde daha sistematik, daha derinlikli ve doğrudan Ahmed-i Hânî araştırmalarına odaklanan bir bilimsel programa dönüştürülebilir. Böyle bir program, geçmişte ortaya konulan emeği daha ileriye taşıyacak ve üniversitemizin bu alandaki akademik birikimine kalıcı katkılar sağlayacaktır.
Bölgenin ilim tarihi, medrese geleneği ve yetiştirdiği âlimler, akademik özgürlük ve bilimsel sorumluluk çerçevesinde, hiçbir ideolojik ön yargının etkisinde kalmadan araştırılmalıdır. Bu coğrafyanın ilmî mirasının ortaya çıkarılması, yalnızca yerel tarih açısından değil, Türkiye'nin ve İslam dünyasının ilim tarihi bakımından da önem taşımaktadır.
Bu vesileyle Ahmed-i Hânî'ye Vefa Ödülü verilmesine öncülük eden Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ı tebrik ediyor, bu anlamlı kararın yeni bir ilmî ve kültürel araştırma döneminin başlangıcı olmasını temenni ediyorum.
Geçmişte bu uğurda emek veren Şerafettin Eryılmaz'a, Doç. Dr. Yaşar Eryılmaz'a, merhum Abdülbari Goozal'e, Şeyh Ahmed-i Hani'nin bütün eserlerini tercüme ve şerh eden Molla Musa Celali'ye, farklı bilimsel platformlarda onu anlatan, yazan, tanıtan akademisyenlere, kendi görev alanı ve yetkilerini kullanarak katkı sunan mülki idare amirlerine, üniversite yöneticilerine, hayırseverlere ve bütün gönül dostlarına teşekkür ediyor; ahirete irtihal edenleri rahmetle anıyorum.
Son olarak şunu vurgulamak istiyorum: Ahmed-i Hânî'ye vefa, ilme vefadır. İlme vefa, tarihe ve medeniyete vefadır. Cumhurbaşkanımızın gösterdiği bu vefanın gereğini yerine getirmek ise başta bölgenin ilim insanları olmak üzere hepimizin sorumluluğudur.