Parti genel merkezi, dedesinin mezarının yerini bile bilmeyen Gülavi Bey’i memleketine milletvekili adayı olarak göndermişti.
Gülavi Bey, daha havaalanına iner inmez adaylık havasına girdi. Kendisine doğru gelen bir kadına sarılarak:
"Sayın il başkanım, sizi görmek ne büyük şeref..." dedi.
Kadın, Gülavi Bey’i hızla itekledi:
"Aaaa, deli midir nedir? Ne il başkanı ayol, ne şerefi..."
Gülavi Bey, kendisine gülenlere:
"İnsanlar çift yaratılmış diyorlar, ancak bu kadar doğru olur," dedi.
Biraz daha ilerledi.
Bu kez, kendisine doğru düğme ilikleyerek gelen bıyıklı adama temkinli bir şekilde sarıldı.
Adamın gerçekten il başkanı olduğunu anlayınca:
"Kurban olduğum memleketimiz, görmeyeli ne çok gelişmiş," dedi.
İl başkanı gülümsedi.
"Efendim, yanlışlıkla komşu şehre bilet almışsınız ya... Burası bizim memleket değil."
Gülavi Bey, yine de gururlandı.
"Olsun, ya huyundan ya suyundan, büyüklüğünü kesin bizim memleketten almıştır," dedi.
Ertesi gün dedesinin mezarını ziyaret etmek istedi.
Kabristanda bir mezarın başına geçti. Ellerini açtı, uzun uzun dua etti. Basın mensuplarına da bol bol poz verdi.
Tam ayrılacakları sırada yaşlı bir adam yanlarına yaklaştı:
"Evladım, Allah kabul etsin ama bu mezar benim hanımın mezarı," dedi.
Gülavi Bey, üzüntü içerisinde kaldı.
"İş işten geçti artık. Dualar dedeme gideceğine teyzeye gitti ama helali hoş olsun," dedi.
Seçim çalışmaları başlayınca işler daha da ilginçleşti.
Mesela çarşıda gezerken, yanında yürüyen partisinin il yöneticileriyle durmadan tokalaşıyor:
"Kardeşim, oyunuzu bana verin," diyordu.
Sonunda biri dayanamadı:
"Sayın vekilim, biz parti il yönetimindeniz. Halktan oy isteyeceksiniz, bizden değil," demek zorunda kaldı.
Gülavi Bey, manalı manalı baktı.
"Garantiye almak gerekiyor. Rahmetli dedem, 'seçmeni boş bırakırsan rakibe kaçar diyormuş hep," dedi.
(Devam edecek)