Halil Yılmaz

Kâbus Nöbeti

Halil Yılmaz

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Bayram günüydü.

Arkadaşımla birlikte yaşlıları ziyaret ediyor, ellerini öpüp hayır dualarını alıyorduk. Son durağımız onun evi oldu.

Baktım, baş köşeye bir adam oturmuş, el öptürüyor. Ben ise arkadaşımın babasını görmek için etrafa bakındım.

“Senin hacı baba görünmüyor?” diye sordum.

Arkadaşım eğilip kulağıma fısıldadı:

“Hacı babamı boş ver. Önce bu muhterem zatın elini öp.” dedi.

“Anlamadım, ne dedin? Neden?” dedim.

“Çünkü bu zat büyük âlimdir. Ellerini öpmek daha faziletlidir.” dedi.

“Kim olursa olsun; toprağımıza, bağımıza değmemiş; sabanımızı, dirgenimizi tutmamış; başımızı, yaramızı okşamamış; rızkımızı çıkarmak için karanlıkla, güneşle boğuşmamış eller, babamızın ellerinden nasıl daha faziletli olur?” diye sitem ettim.

“Daha faziletlidir; çünkü bu zat ilim irfan sahibidir.” dedi.

“Ayazımızı, yazımızı; oğlumuzu, kızımızı; dağımızı, düzümüzü; yokumuzu, varımızı; yükümüzü, kahrımızı; atamızı, bebemizi; imtihanımızı, hâlimizi; dilimizi, örfümüzü bilmeyen biri, bizim için hangi ilmin sahibi olabilir ki?” dedim.

“Amannn, sen de!” dedi. “Sayın vali ve sayın rektör kadar mı bileceksin?”

“Şüphesiz onlar kadar bilmiyorum ama şunu da iyi biliyorum: Onlar, dünyalarını cennete çeviren makamlarda kalmak için öptükleri elleri, ahiretleri cennet olsun diye halka öptürüyorlar.” dedim.

“Yani onları bile saymıyorsun...?” diye kibirle suçladı beni.

“Benim herkese saygım vardır.” dedim. “Ama beni doyuran, koruyup kollayan, okuyabileyim diye tarlasını satan, dünyamı ve ahiretimi cennete çevirmek için dünyasını cehenneme çeviren; elleri nasırlı, yüzünde güneş yanığı, kalbinde evlat muhabbeti taşıyan babama daha çok saygı duyuyorum.”

O sırada kaymakam olan oğlum girdi içeriye. Ben göğsümü kabarttım. Bir evladın babasına saygısı nasıl olur, arkadaşıma göstersin istedim.

Vali olma hayali kuran oğlum düğme ilikledi; fakat benimle göz göze bile gelmeden, baş köşeye oturmuş güce, yani o adama doğru hürmetle gitmeye başlamaz mı?

Tavan sallandı, duvarlar dağıldı. Ben bağırmak istedim, sesim çıkmadı.

Sonra nefesim kesildi. O sırada büyük bir gürültü koptu, yer yarıldı ve yerin dibine doğru yuvarlanmaya başladım.

Kan ter içinde yataktan fırladım. Yüreğim, göğsümü parçalayacak gibi atıyordu. Bu aralar sık sık geçirdiğim kâbus nöbetlerinden biriymiş...

Sonra derin bir nefes aldım.

“Çok şükür...” dedim. “Gerçek değilmiş, kâbusmuş.”

Pencereden dışarı baktım. Sabah ezanı yeni okunuyordu.

Yazarın Diğer Yazıları