Elli elekten geçirseniz bir gram kişilik çıkmaz. Topluma, adalete, insanlığa ve hizmete o derece kapalıdırlar...
Yine de bulundukları yerde toplumun hep önünde bulunmaya çalışırlar.
Önde bulunmaları, sağlıklı bir kişiliğe sahip olduklarından kaynaklanmıyor. Lider olmadıklarını kendileri de biliyorlar.
Ama makama giden yolun dalkavukluktan geçtiğini de biliyorlar.
Bunun için gün geçtikçe dalkavukluğun dozunu artırıyorlar.
Partisi, pırtısı, kavgası, davası; sağcısı, solcusu fark etmiyor:
Temsil ettiği tarafın derdiyle dertlenmeyen liderlik yapamaz.
Kendisine umut bağlayan halkı hayal kırıklığına uğratan liderlik yapamaz.
İçinde yaşadığı topluma sırtını dönen liderlik yapamaz.
Toplumsal fayda yerine kişisel menfaati tercih edenler liderlik yapamaz.
Çevresinde heyecan uyandırmayan, insanlara motivasyon vermeyen liderlik yapamaz.
Boş başak gibi dikleşen liderlik yapamaz.
Yani dalkavuklar liderlik yapamaz.
Şunu da belirtmekte fayda var:
Yazının girişinde tanımlamaya çalıştığım; topluma, adalete, insanlığa ve hizmete kapalı birisini götürüp sarayda kral da yapsanız, gidip başka bir krala yine dalkavukluk yapacaktır.
Çünkü makam değişir, dalkavuk değişmez.
Kişilik meselesi yani…
Makama liyakatle gelemeyeceğini bilenlerin, liyakat yerine dalkavukluğa bel bağlaması ve bu anlayışın gün geçtikçe yaygınlaşması...
O da ayrı bir dert!