Hani hepimizin bildiği bir hikâye vardır:
Hırsızın biri, gece bir eve girip eşyaları karıştırırken evin delikanlısına yakalanır.
İçeride kopan gürültüyü duyan evin babası seslenir:
“Ne oluyor orada? Nedir bu gürültü?” diye oğluna seslenir.
Delikanlı cevap verir:
“Baba, eve hırsız girmiş... Yakaladım!”
Baba, içeriden korkuyla bağırır:
“Bırak gitsin, oğlum! Allah’tan belasını bulsun!”
Delikanlı hırsızı bırakır.
Fakat az sonra yeniden bağırır:
“Baba, ben hırsızı bıraktım ama o beni bırakmıyor!”
Afrika tam da o durumdadır.
Afrika’yı soyup soğana çeviren, Avrupa’dan inme bürokratlar ve siyasetçiler, kendilerini suçüstü yakalayan Afrikalıya hesap vermek yerine, “Hırsız var!” diye bağırdığı için onu mahkemeye veriyorlar.
Üstelik bunu öyle bir pervasızlıkla yapıyorlar ki, sanki hırsızlık yapanlar değil, hırsızlığı görenler suçluymuş gibi...
Çünkü Afrika’da tuzu bile kokuttuklarını iyi biliyorlar.
Görünen o ki, evinize giren hırsızı bırakmak yetmiyor; hırsızın da sizi bırakması gerekiyor.
Afrika’daki dostları uyarıyorum:
Evinize hırsız mı girdi?
Sesinizi kesin, gözünüzü kapatın ve evinizi hemen terk edin...
Yoksa malınızla birlikte özgürlüğünüzü de kaybedersiniz.