Tedavi ettiği hastaları, beğeni toplamak uğruna sosyal medya hesabında durmadan paylaşan arkadaş başhekimdi.
Özel gereksinimli oğlumun ayaklarında şişlik oluşmuştu. Acil servis doktoru, "Ortopedi uzmanı görmeli." dedi. Ancak ortopedi bölümüne randevu bulamıyorduk.
Bunun üzerine, çocuğumun yasal öncelik hakkı kapsamında bir çözüm üretilmesi için başhekimin makamına gittim.
Sekreter, "Kim görüşecek?" diye sordu.
Sahip olduğum unvanları bir kenara bırakarak, "Hasta yakını." dedim.
"Başhekim toplantıda." diyerek dışarıda beklememi istedi.
Biraz sonra bölgede nüfuzu olan bir kanaat önderi geldi. Kısa bir sohbetten sonra,
"Ne toplantısı? İçeride, arka odada sigara içiyordur. Gel, birlikte içeri girelim." dedi.
"Hayır, ben toplantının bitmesini bekleyeceğim." diye cevap verdim.
Beni tanıdığı için ısrar etmedi.
Az sonra sekretaryaya pervasız bir şekilde girdi. Sekreter, onu engellemek için ayağa kalkınca, "Otur!" diye azarladı.
Sekreter donup kaldı. Birkaç dakika önce bana, "Dışarıda bekle." diyen yüzündeki kibir, yerini korkuyla karışık bir mahcubiyete bırakmıştı.
Kanaat önderi ise doğruca başhekimin odasına geçti.
Çok geçmeden protokol kapısı açıldı.
Başhekim, kanaat önderinin karşısında süt dökmüş kedi gibi esas duruşta bekliyordu.
Kanaat önderi bana dönüp,
"Bak, dediğim gibi. Toplantı falan yok. Buyurun, başkanım." dedi.
Başhekimle göz göze geldik.
Allah, hiç kimseyi hak etmediği bir makamı koruyabilmek için gücün karşısında eğilmekle terbiye etmesin.
"Teşekkür ederim. Ben yine de toplantının bitmesini bekleyeceğim." dedim.
Kanaat önderi ne demek istediğimi anladı.
"Siz bilirsiniz..." diyerek kapıyı kapattı.
Makam sahibinin itibarı; güçsüzün hakkına gösterdiği saygıyla büyür, güçlünün önünde sergilediği esas duruşla küçülür.
O gün, başhekim olan arkadaşın itibarı gözümde küçülüp kayboldu.
Buna rağmen ben, devletin itibarıyla arama hiçbir zaman paralel bir güç koymadım.
Bu tür durumlarda itibar kazanma peşinde olan; siyasetçiye, gazateciye, nüfuza... yardım dilenmek için gitmedim.
Devletin daha üst makamlarına gittim.