Çok eski devirlerde, göçebe toplumların daha yeni yeni yerleşik hayata geçtiği günlerde, etrafı büyük taşlarla çevrili küçük bir şehir varmış.
Şehir hayatı, zamanla beraberinde yazılı olmayan kurallar getirmiş.
Mesela:
"Güçlü olan yönetici olur."
Bu sözlü kural gereği, en acımasız insan yönetici olmuş.
Zamanla, bir gün bu şehirde bir öküz kaybolmuş.
Kebap kokusunun altında şehirli, günlerce öküzü aramış ama bulamamış.
Kebap kokusunun geldiği evi herkes biliyormuş; ama düşünmek kimsenin aklından geçmiyormuş.
Hayır, hayır!
O çağlarda bile insanlar düşünebiliyormuş ama,
"Yöneticinin hırsız olduğunu düşünmek büyük suçtur." diye yazılı olmayan bir kural varmış.
Aradan epey zaman geçmiş.
Bu sefer şehrin en güzel ama en kimsesiz kızı kaybolmuş.
Bir genç kızın yardım çığlıkları altında şehirli, günlerce genç kızı aramış ama bulamamış.
Genç kızın çığlığının geldiği evi herkes biliyormuş; ama düşünmek kimsenin aklından geçmiyormuş.
Hayır, hayır!
O çağlarda bile insanlar düşünebiliyormuş ama, bu kez yazılı olan yeni bir kural varmış:
"Tüm güzel ve kimsesiz kızlar, yönetici ailesinin malıdır. Bunun aksini iddia eden idamlıktır."
Derken...
Düşünen biri çıkıp bağırmış.
O da zaten düşünmekten dolayı darağacındaymış.
"Öküz kaybolduğunda düşünecektiniz!"
(Orjinal öyküdür, kaynak belirtilmeden alıntı yapılamaz.)