Bu yazı dizisinin amacı kimseyi suçlamak, kırmak veya karalamak değildir.
Amacımız; içinde yaşadığımız şehre bir ayna tutmak, eksiklerimizi görmek ve çözüm üzerine düşünmektir.
Çünkü bir hastalığın tedavisi, önce onun varlığını kabul etmekle başlar.
Ağrı'nın en büyük problemi ne coğrafyasıdır, ne iklimidir, ne de imkânsızlıklarıdır.
Asıl problem; yıllar içerisinde oluşan alışkanlıklarımız, yanlış önceliklerimiz ve sorunlarımızı kanıksamış olmamızdır.
Yoksulluk bir sonuçtur. İşsizlik bir sonuçtur. Eğitimde geri kalmışlık bir sonuçtur. Düşük yaşam kalitesi bir sonuçtur.
Asıl sebep ise kendi meselelerini ikinci plana atan, çözülebilecek sorunları da çözülmez gibi görmeye başlayan toplumsal düşüncedir.
Bu toplumsal düşüncenin değişmesi gerekiyor. Ve değişim, bireyin sorumluluk üstlenmesiyle başlıyor.
Enerjimizi;
Önce kendimizi değiştirmek ve geliştirmek için harcamalıyız.
Sonra ailemizi güçlendirmek ve kalkındırmak için harcamalıyız.
Daha sonra şehrimizi geliştirmek, hak ettiği hizmetlerden faydalanmasını sağlamak için harcamalıyız.
Ve belki de her şeyden önce;
Sorunları konuşan değil, sorunlarını çözen bir karakter ve kişilik sahibi olmalıyız.
Karar bizimdir.
Ya sorunlarımızdan kaçmaya devam edeceğiz ya da onları çözmeye başlayacağız.
Bediüzzaman Said Nursî ve Maslow ile başladık; makaleyi onların reçeteleriyle bitirelim.
Bediüzzaman Said Nursî'nin toplumsal kalkınma için sunduğu reçete:
"Cehalete karşı bilim ve eğitim, zarurete karşı sanat ve üretim, ihtilafa karşı ise ittifak ve birlik silahıyla mücadele etmek..."
Maslow'un sunduğu reçete:
"Yapabileceğinizden daha azını yapmayı planlıyorsanız, hayatınız boyunca mutsuz olmanız muhtemeldir."
(Son)
Bu dört makaleyi; okuyup yorumlayarak, beğenip paylaşarak, daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayarak destek olan dostlara teşekkür ediyorum.