Şimdi özelde Ağrı'yı, genelde kendimizi kısaca tahlil edelim.
Öncelikle şu soruyu soralım:
Bizler bu şehirde; kendi bedenimize ve ailemize yeterince hizmet edebiliyor muyuz? En temel ihtiyaçlarımız olan yeme, içme, barınma ve yaşam şartları bakımından hangi noktadayız?
Bu sorunun cevabını doğrudan TÜİK'den dinleyelim.
Eğitim:
TÜİK'in eğitim istatistiklerine göre Ağrı, ortalama eğitim süresinde 7,6 yıl ile Türkiye'de son sırada yer almaktadır.
Sağlık:
TÜİK ölüm ve ölüm nedeni istatistikleri'ne göre kanser kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il Ağrı'dır.
Ekonomi:
TÜİK'e göre kişi başına düşen gelir verilerine bakıldığında Ağrı, Türkiye'nin en düşük gelir seviyesine sahip ilidir.
Ticaret:
TÜİK verilerine göre Ağrı, Türkiye ekonomisinden yalnızca binde 2 pay almaktadır.
Türkiye'nin ihracatından ise, bir sınır şehri olmasına rağmen, yalnızca on binde 3 düzeyinde pay alabilmektedir.
Tarım:
Ağrı'daki tarım arazilerinin yaklaşık yarısı sulanabilir özellik taşımasına rağmen, altyapı eksiklikleri nedeniyle bunun çok küçük bir kısmı (% 5'i) filen sulanabilmektedir.
Hayvancılık:
Hayvancılık, sulama altyapısındaki eksiklikler ve sanayi yatırımlarının yetersizliği nedeniyle ekonomik değere dönüşmemektedir.
Yaşam Kalitesi
Asıl dikkat çekici sonuç ise bütün bu göstergelerin ortak tahlilinde yer almaktadır.
TÜİK'in; konut, gelir, eğitim, sağlık, çalışma hayatı, güvenlik, çevre, sosyal yaşam ve altyapı gibi birçok kriteri dikkate alarak hazırladığı yaşam kalitesi sıralamalarında Ağrı, yıllardır son sıralarda yer almaktadır.
Ve bu tablo bize önemli bir gerçeği göstermektedir:
Şehir ve halkı olarak bizler, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılayacak güçte değiliz.
Bediüzzaman Said Nursî'nin "kalp-mide, beden-hane" dairesini henüz aşabilmiş değiliz.
Aynı şekilde, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağı olan yeme, içme, barınma ihtiyaçlarımızı bile tam sağlayabilmiş değiliz.
(Devam edecek)