Ahmet Genç

Ağrılı yazın düğüne, kışın kömüre çalışıyor!

Ahmet Genç

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Ağrı'da hayatın değişmeyen iki büyük masrafı var.

Biri düğün, diğeri kış...

Yaz gelince düğün salonlarının yolu tutuluyor, kış yaklaşınca kömürcülerin.

Birinde altın yakıyor cebi, diğerinde kömür.

Ve ne yazık ki Ağrılı vatandaşın cebinden çıkan para mevsim değişse de azalmıyor.

Ağrı'da özellikle yaz aylarında neredeyse her hafta birkaç düğün davetiyesi gelir. Doğu'nun gelenekleri güçlüdür. Akrabalık ilişkileri, aşiret bağları, köylülük ve hemşehrilik kültürü hâlâ önemlidir.

Düğüne davet edildiysen gitmemek kolay değildir.

Gittin mi eli boş gitmek zaten olmaz.

Çünkü bizde düğünde takılan altın yalnızca hediye değildir.

Aynı zamanda bir nevi borçtur.

Bugün biri senin çocuğunun düğününde çeyrek altın taktıysa, yarın onun çocuğunun düğününde aynı karşılığı vermen beklenir.

Hatta çoğu aile bunu yıllarca unutmaz.

Kim ne taktı?

Çeyrek mi?

Yarım mı?

Gram mı?

Para mı?

Bazı evlerde bunların defteri bile tutulur.

Çünkü Doğu'da düğün altını sadece gelin ile damada verilen bir hediye değil, yıllara yayılan toplumsal bir dayanışma ve karşılıklılık sistemidir.

Ama eskiden taşınabilen bu yük, bugün altın fiyatlarının geldiği seviyelerle birlikte dar gelirlinin omuzlarında çok daha ağır hale geldi.

Altın yükseldikçe düğün davetiyesi korkutuyor

Bir zamanlar insanlar düğün davetiyesi aldığında sevinirdi.

Şimdi bazı aileler davetiyeye bakıp önce takvimine, sonra cüzdanına bakıyor.

Çünkü mesele bir düğün de değil.

Bugün bir düğün...

Haftaya bir başkası...

Sonra yeğen, kuzen, komşu, köylü, akraba...

Aşiret ve geniş aile yapısının güçlü olduğu bölgelerde düğünlerin yüzlerce, hatta kimi zaman binlerce kişinin katılımıyla yapılmasının ekonomik karşılığı da ağır oluyor.

Üstelik altının fiyatı arttıkça yıllar önce alınmış bir takının karşılığını bugün verme yükümlülüğü aile bütçesinde çok daha büyük bir yer tutuyor.

İnsanların önünde iki seçenek kalıyor:

Ya geleneğin dışına çıkıp "Benim gücüm buna yetmiyor" diyecek...

Ya da borçlanıp o altını takacak.

Çoğu insan ikincisini tercih ediyor.

Çünkü ekonomik hesapların üzerinde bir de "El âlem ne der?" baskısı var.

İşte bizi asıl yoran da bazen bu dört kelime.

Düğün sezonu bitiyor, kömür sezonu başlıyor

Ağrı'da yaz kısa.

Düğünler biter bitmez bu defa kapıyı kış çalıyor.

Türkiye'nin birçok şehrinde vatandaş kış gelince doğalgaz faturasını düşünürken, Ağrı'nın özellikle kırsal kesimlerinde ve sobayla ısınan mahallelerinde yaşayan vatandaş tonlarca kömürün hesabını yapmak zorunda.

Kömürün tonu bugün 11 ile 14 bin lira arasında konuşuluyor.

Üç ton aldığınızda yalnızca kömürün maliyeti 33 bin liradan başlayıp 42 bin liraya kadar çıkıyor.

Daha odunu var.

Sobası var.

Nakliyesi var.

Kışlık gıdası var.

Çocukların okul masrafı var.

Elektriği, suyu, kirası var.

Yani Ağrılı vatandaş yaz boyunca düğünlerde altına yetişmeye çalışıyor, düğün sezonu bittiğinde ise cebinde kalanla kömür almaya uğraşıyor.

Tam anlamıyla:

Yazın düğüne, kışın kömüre çalışıyoruz.

Gelenek yaşasın ama insanı ezmesin

Yanlış anlaşılmasın.

Ben geleneklerimize karşı değilim.

Düğünler bizim birlikteliğimizdir.

Taziyelerimiz dayanışmamızdır.

Akrabalık bağlarımız gücümüzdür.

Doğu insanının en güzel özelliklerinden biri iyi günde de kötü günde de birbirinin yanında olmasıdır.

Bunları kaybetmemeliyiz.

Ama bir geleneği yaşatmak başka, o geleneğin altında ekonomik olarak ezilmek başka.

Bir insan çocuğuna ekmek götürmek ile düğünde altın takmak arasında tercih yapmak zorunda kalıyorsa burada oturup düşünmemiz gerekir.

Bir baba "Ayıp olmasın" diye kredi kartından altın alıyorsa düşünmeliyiz.

Bir aile yaz boyunca düğünlere yetişmek için borçlanıyor, sonbaharda kömür alacak para bulamıyorsa bazı alışkanlıklarımızı yeniden değerlendirmeliyiz.

Çünkü hiçbir gelenek insanın huzurundan daha değerli değildir.

Düğün zenginlik yarışı değildir

Son yıllarda düğünlerimizin başka bir sorunu daha var.

Gösteriş...

Daha büyük salon.

Daha kalabalık düğün.

Daha fazla altın.

Daha pahalı araç konvoyu.

Daha görkemli organizasyon...

Bir noktadan sonra mutluluğu kutlamaktan çıkıp ekonomik güç gösterisine dönüşen düğünler görüyoruz.

Oysa evlilik hayatın başlangıcıdır.

İki genci daha hayatlarının ilk gününde borçla, ailelerini de ağır masraflarla baş başa bırakmanın kime faydası var?

Bir gecede gösteriş uğruna harcanan paranın yükü bazen aylarca, hatta yıllarca taşınıyor.

Altın takamadığı için düğüne gitmeyen insanlarımız varsa burada bir problem vardır.

Takacağı altını borç alıp sonra aylarca ödeyen insanımız varsa daha büyük bir problem vardır.

İnsanlarımız düğünde mahcup olmamak için evinde mahcup olmamalı.

Artık bazı şeyleri konuşmanın zamanı geldi

Belki de Ağrı'da, Doğubayazıt'ta, Patnos'ta, Diyadin'de, Tutak'ta, Taşlıçay'da, Eleşkirt'te ve Hamur'da kanaat önderlerinin, aile büyüklerinin ve aşiretlerin öncülük edeceği yeni bir anlayışa ihtiyacımız var.

Düğünlerde insanların ekonomik durumunu zorlamayacak uygulamalar konuşulabilir.

Altın bir mecburiyet olmaktan çıkarılabilir.

"Sen bana bunu taktın, ben de sana aynısını takacağım" anlayışı yumuşatılabilir.

Çünkü dayanışmanın özü hesap tutmak değil, zor günde birbirinin yanında durmaktır.

Altının gramını kuyumcu belirleyebilir.

Ama dostluğun, akrabalığın ve komşuluğun gramı olmaz.

Ve en önemlisi:

Bir insanın değeri düğünde taktığı altının ağırlığıyla ölçülmemeli.

Ağrı zaten ekonomik şartları ağır bir şehir.

Kışımız uzun.

Isınmamız pahalı.

İş imkânlarımız sınırlı.

Gelirimiz belli.

Bütün bunların üzerine bir de birbirimize yüklediğimiz sosyal masrafları eklediğimizde vatandaşın beli doğrulmuyor.

Yaz geliyor, düğün başlıyor.

Düğün bitiyor, okul açılıyor.

Okul masrafı bitmeden kömür geliyor.

Kömür bitmeden yeni düğün sezonu kapıya dayanıyor.

Sonra dönüp soruyoruz:

Bu vatandaş neden geçinemiyor?

Belki cevap yalnızca markette, kuyumcuda veya kömürcüde değil.

Biraz da kendi alışkanlıklarımızda saklı.

Geleneklerimizi yaşatalım.

Akrabalığımızı koruyalım.

Düğünlerimizi yapalım.

Halayımızı çekelim.

Ama birbirimizi ekonomik olarak tüketmeden...

Çünkü düğünde takılan altın geri gelir belki; ama borçla, stresle ve geçim sıkıntısıyla kaybettiğimiz huzurun geri dönüşü o kadar kolay değildir.

Yazarın Diğer Yazıları