Yıllardır aynı soruları soruyoruz:
Ağrı neden gelişmiyor?
Neden yeterince yatırım alamıyoruz?
Neden birçok alanda hâlâ son sıralardayız?
Belki de artık başka bir soruyu sormanın zamanı geldi:
Ağrı gerçekten ortak akılla mı yönetildi?
Ne yazık ki geçmişe baktığımızda bu soruya güçlü bir “evet” diyemiyoruz.
Bu şehirde yıllarca halka danışılmadan, meslek odalarının görüşleri alınmadan, üniversitenin bilimsel birikiminden yeterince yararlanılmadan, sivil toplum kuruluşları sürece dahil edilmeden kararlar verildi.
“Ben yaptım oldu” anlayışının bedelini ise şehir ödedi.
Bugün eğitimde, sağlıkta, ekonomide, sanayide, turizmde ve istihdamda istediğimiz noktada değilsek bunun tek sebebi coğrafya değildir.
Coğrafya kader olabilir ama yanlış planlama kader değildir.
Bugün de Ağrı için tartışmaya değer başka bir öneriyi gündeme getirmek istiyorum.
Yıllar önce Ağrı Ahmed-i Hani Havalimanı karşısında çıkan termal su büyük bir umut oluşturdu. Bu potansiyelin değerlendirilmesi amacıyla Fizik Tedavi Hastanesi yapıldı.
Ancak zaman içerisinde termal suyun teknik açıdan beklenen seviyede olmadığı görüldü.
Yatırımın temelini oluşturan düşünce zayıfladı ama geride önemli bir değer kaldı:
Modern, temiz ve kaliteli bir hastane. İyi de yönetiliyor.
Şimdi sorulması gereken soru şudur:
Bu yatırımı mevcut haliyle sınırlı tutmak yerine Ağrı’nın gerçek ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiremez miyiz?
Bence şekillendirebiliriz.
Geçtiğimiz günlerde Ağrı İl Sağlık Müdürü Sayın Mehmet Acu ile yaptığımız sohbette bu düşüncemi kendisiyle de paylaştım.
Ağrı’nın iklim şartları ortada.
Kış uzun, hava sert.
Tandır kültürü hâlâ birçok evde yaşamın bir parçası. Duman maruziyetinin yanı sıra sigara kullanımı ve çeşitli çevresel etkenler de solunum sistemi hastalıkları açısından önemli riskler oluşturuyor.
Astım, KOAH ve diğer kronik solunum yolu hastalıkları düşünüldüğünde önümüzde ciddi bir sağlık ihtiyacı bulunuyor.
O halde elimizdeki hastaneyi neden bu ihtiyaca göre büyütmeyelim?
Fizik Tedavi Hastanesinin mevcut fonksiyonu korunurken göğüs hastalıkları ve solunum rehabilitasyonu alanında güçlü bir merkez haline getirilsin.
Hastanenin çevresi ağaçlandırılsın. Hatta ormana çevirebiliriz. Şehrin yeşil alan potansiyeli malum
Murat Nehri boyunca yeşil koridorlar oluşturulsun.
Yürüyüş parkurları, nefes ve egzersiz alanları, açık hava rehabilitasyon noktaları ile dinlenme alanları yapılsın.
Bölgenin fiziki şartları bilimsel olarak değerlendirilerek gerekli zemin ve çevre düzenlemeleri gerçekleştirilsin.
Ve burası zaman içerisinde yalnızca Ağrı’ya değil, çevre illere de hizmet verebilecek Göğüs Hastalıkları ve Solunum Rehabilitasyon Merkezi kimliğine kavuşturulsun.
Bir düşünün…
Modern bir hastane…
Yeşille bütünleşmiş bir sağlık kampüsü…
Solunum rehabilitasyonu…
Fizik tedavi…
Ve çevre illerden Ağrı’ya gelen hastalar…
Bu sadece bir sağlık yatırımı olmaz.
Yeni sağlık personeli demektir.
Yeni istihdam demektir.
Şehre gelen hasta ve hasta yakınları demektir.
Konaklamadan ulaşıma, esnaftan hizmet sektörüne kadar yeni bir ekonomik hareketlilik demektir.
En önemlisi de Ağrı’nın sağlık alanında bölgesel bir merkez olma iddiası demektir.
Beni umutlandıran nokta ise İl Sağlık Müdürü Sayın Mehmet Acu’nun bu öneriye yaklaşımı oldu.
Henüz Ağrı’da yeni görev yapmasına rağmen fikri dikkatle dinledi ve konunun Bakanlık nezdinde değerlendirilebileceğini ifade etti.
Bir şehrin ihtiyacı tam da budur.
Dinleyen yöneticiler…
Fikre kapısını kapatmayan bürokratlar…
“Olmaz” demeden önce “Nasıl olabilir?” diye sorabilen insanlar…
Çünkü şehirler yalnızca para ile kalkınmaz.
Şehirleri asıl büyüten vizyondur.
Geçmişte yanlış kararlar verilmiş olabilir.
Yanlış yere yatırım yapılmış olabilir.
Beklenen sonuç alınamamış olabilir.
Ama dün yapılan bir yanlış, bugün doğru bir fikrin önünde engel olmamalıdır.
Kötü planlanmış bir yatırım bile doğru bir vizyonla şehrin en büyük fırsatına dönüşebilir.
Bizim görevimiz sürekli geçmişin hesabını sormak değil, geçmişten kalan değerleri geleceğin fırsatına çevirmektir.
Eleştirmek kolaydır.
Şikâyet etmek daha da kolaydır.
Asıl mesele çözüm üretmektir.
Ve artık şunu anlamamız gerekiyor:
Bu şehir yalnızca valinin, belediye başkanının, milletvekilinin ya da bürokratın değildir.
Ağrı hepimizindir.
Dolayısıyla Ağrı için düşünmek de konuşmak da proje üretmek de hepimizin sorumluluğudur.
Bir esnafın fikri de değerlidir.
Bir akademisyenin önerisi de…
Bir öğrencinin hayali de…
Bir gazetecinin ortaya attığı düşünce de…
Çünkü büyük yatırımlar bazen milyonlarca liralık dosyalarla değil, bir insanın sorduğu küçücük bir soruyla başlar:
“Neden olmasın?”
Bazıları fikirlerini söylemekten çekiniyor.
“Projemi çalarlar” diyor.
Varsın çalsınlar!
Eğer o fikir hayata geçecek, Ağrı’ya yatırım olacak, gençlere iş sağlayacak ve insanımıza hizmet edecekse kimin alkışlandığının ne önemi var?
Mesele isim değil.
Mesele makam değil.
Mesele kimin söylediği hiç değil.
Mesele Ağrı’nın kazanmasıdır.
Şehir sevgisi alkış beklemez.
Şehir sevgisi koltuk hesabı yapmaz.
Şehir sevgisi egoları değil, ortak aklı büyütür.
Artık birbirimizi suçlamak yerine aynı masanın etrafında oturalım.
Fikir üretelim.
Tartışalım.
Yanlışsa vazgeçelim, doğruysa arkasında duralım.
Çünkü Ağrı’nın geleceğini değiştirecek olanlar, yıllarca “Bu şehirden bir şey olmaz” diyenler değil;
“Bu şehir için ne yapabiliriz?” diye soranlar olacaktır.
Siz de düşünün.
Siz de konuşun.
Siz de üretin.
Çünkü Ağrı’nın en büyük eksiği para değil, belki de aynı hedefe bakabilmektir.
Ve unutmayın:
Bir şehrin kaderini değiştiren ilk şey yatırım değil, FİKİRDİR.