Zulme sessiz kalanların vebali ve ümmet bilincinin sessiz çöküşü
Raif Medetoğlu
İslam tarihi boyunca Müslüman toplumları ayakta tutan en büyük güçlerden biri ümmet bilinci olmuştur. Irkların, sınırların, dillerin ve coğrafyaların ötesinde Müslümanları birbirine bağlayan bu güçlü bağ, Kur’an’ın emrettiği kardeşlik hukukunun en somut tezahürüdür. Ancak bugün İslam coğrafyasına baktığımızda, bu bilincin ciddi şekilde zedelendiğini ve hatta yer yer parçalandığını görmek acı bir gerçektir.
Bugün Gazze’den Doğu Türkistan’a, Arakan’dan Sudan’a kadar birçok bölgede Müslüman halklar ağır zulümlere maruz kalırken, yalnızca zalimlerin zulmü değil; zulme sessiz kalanların, hatta dolaylı biçimde bu zulme ortak olanların tutumu da ümmet bilincine büyük zarar vermektedir.
Zalimlerin zulmü elbette yeni değildir. Tarih boyunca hak ile batılın mücadelesi devam etmiştir. Ancak Müslüman toplumların asıl yarasını açan şey, bazen Müslüman olduğunu söyleyen devletlerin siyasi, ekonomik veya diplomatik hesaplarla bu zulümlere karşı sessiz kalması ya da dolaylı destek vermesidir.
Bu durum, yalnızca mazlumların yalnızlaşmasına yol açmaz; aynı zamanda Müslüman halkların zihinlerinde derin bir güven ve kardeşlik krizine sebep olur. Çünkü ümmet bilinci, yalnızca sözle değil; dayanışma, fedakârlık ve adaletle ayakta kalır.
Bir Müslüman toplum, kardeşinin acısını kendi acısı gibi hissetmediği zaman; sınırlar büyür, kalpler küçülür ve ümmet ruhu zayıflar. Zalimlerle aynı masada oturup onların çıkarlarını koruyan, mazlumların feryadını ise diplomatik cümlelerle geçiştiren yaklaşımlar, ümmetin kalbinde derin yaralar açmaktadır.
Oysa Kur’an-ı Kerim’de adaletin yanında durmak, yalnızca bir tavsiye değil, açık bir emirdir. Müslümanların görevi; güçlüden yana değil, haklıdan yana tavır almak olmalıdır. Çünkü zulme sessiz kalmak çoğu zaman zulmün devam etmesine zemin hazırlar.
Bugün İslam dünyasının karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri askeri veya ekonomik zayıflık değil; ahlaki ve vicdani birlik eksikliğidir. Eğer Müslüman toplumlar gerçekten ümmet bilincini yeniden diriltmek istiyorsa, öncelikle zulme karşı ortak bir vicdan geliştirmek zorundadır.
Ümmet olmak; aynı kıbleye dönmekten ibaret değildir. Ümmet olmak, aynı zamanda aynı acıyı hissetmek, aynı adalet duygusunu paylaşmak ve mazlumun yanında durma cesaretini göstermek demektir.
Bugün İslam coğrafyasının en büyük ihtiyacı, siyasi çıkarların ötesine geçen ahlaki bir diriliştir. Çünkü zulmün karşısında susanların çoğaldığı bir dünyada, sadece mazlumlar değil, ümmet bilinci de yavaş yavaş yok olmaya başlar.
Ve unutulmamalıdır ki tarih, yalnızca zalimleri değil; zulme sessiz kalanları da yargılar.