Raif Medetoğlu

İyilik evde başlar!

Raif Medetoğlu

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET


“Herkese İyi Olmak Yetmez: Ailene Nasıl Davranıyorsun?”

İnsanın Gerçek Ahlakı Ailesine Davranışıdır...

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bu sözü, insanın güzel ahlakını ölçmek için bize son derece önemli bir ölçü sunuyor.

Bu hadis-i şerif, Tirmizî, Menâkıb, 63 (Hadis No: 3895)’te rivayet edilmiştir.

Peki, “ailesine karşı hayırlı olmak” ne demektir?

Sadece ailesinin geçimini sağlamak mı?

Sadece evine ekmek götürmek mi?

Elbette hayır.

Ailesine karşı hayırlı olmak; eşine saygı göstermek, çocuklarına sevgi vermek, öfkesini kontrol etmek, kırmadan konuşmak, gerektiğinde özür dilemek, ailesinin emeğini takdir etmek ve evini huzurun adresi haline getirmek demektir.

Çünkü insanın gerçek ahlakı, çoğu zaman toplum içinde değil, evinin kapısını kapattıktan sonra ortaya çıkar.

Asıl imtihan evin içinde başlar

İnsan dışarıda herkese karşı nazik olabilir.

İş yerinde güler yüzlü, dostlarına karşı anlayışlı, çevresine karşı yardımsever olabilir.

Fakat insanın asıl imtihanı; yorulduğunda, öfkelendiğinde, sıkıntıya düştüğünde ve istediği bir şey gerçekleşmediğinde başlar.

Ve bunun en açık görüldüğü yer de ailedir.

Çünkü evde makam yoktur.

Alkış yoktur.

Gösteriş yoktur.

İnsanın gerçek hali vardır.

Bu nedenle insanın dışarıda nasıl göründüğünden önce, evinde nasıl bir insan olduğuna bakmak gerekir.

Dışarıda herkesin sevdiği bir insan olmak elbette güzeldir.

Ama aynı insanın eşi kendisini kırgın, çocukları kendisini korkutucu, ailesi ise kendisini huzursuzluk kaynağı olarak görüyorsa burada ciddi bir muhasebeye ihtiyaç vardır.

Çünkü insanın en gerçek aynası, onu en yakından tanıyanların gönlüdür.

Kur’an'ın aile anlayışının temeli: Sevgi, merhamet ve güzel muamele

Kur’an-ı Kerim, aile hayatını sadece bir sorumluluk ve hukuk ilişkisi olarak değil, sevgi ve merhamet üzerine kurulması gereken bir hayat ortaklığı olarak tarif eder.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için kendi türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun delillerindendir.”

(Rûm, 30/21)

Burada dikkat çekilen iki kavram çok önemlidir:

Sevgi ve merhamet.

Aile, insanın huzur bulacağı yer olmalıdır.

İnsan dışarıdaki dünyanın yorgunluğundan evine geldiğinde yeni bir mücadele alanıyla değil, huzurla karşılaşmalıdır.

Kur’an başka bir ayette ise eşlere yönelik çok açık bir ilke koyuyor:

“Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.”

(Nisâ, 4/19)

Bu ayet, aile hayatında her şeyin kusursuz olacağını söylemiyor.

Tam tersine, insanlar arasında zaman zaman anlaşmazlıkların ve hoşnutsuzlukların yaşanabileceğini kabul ediyor.

Fakat bütün bunlara rağmen güzel muameleyi, hakkaniyeti ve insan onurunu korumayı emrediyor.

İşte İslam'ın aile anlayışındaki incelik burada ortaya çıkıyor:

Sorun yaşamamak değil; sorun yaşarken birbirinin insanlığını koruyabilmek.

Yumuşak davranmak güçsüzlük değildir

Bugün “yumuşak davranmak” bazen yanlış anlaşılabiliyor.

Oysa yumuşaklık; hakkından vazgeçmek, yanlış karşısında susmak veya sorumluluk almamak değildir.

Yumuşaklık;

Kızdığında hakaret etmemektir.
Haklı olduğunu düşünürken karşı tarafın onurunu kırmamaktır.
Uyarırken aşağılamamaktır.
Öfkelendiğinde ölçüyü kaybetmemektir.
Gücünü ezmek için değil, korumak için kullanmaktır.

Bağırmak kolaydır.

Kırmak kolaydır.

Korkutmak kolaydır.

Zor olan, öfkenin tam ortasında bile merhameti koruyabilmektir.

İşte insanın gerçek gücü burada ortaya çıkar.

Asıl güçlü insan, başkasını susturabilen değil; kendi öfkesini susturabilen insandır.

Çocuklarımız söylediklerimizden çok yaşattıklarımızı öğrenir

Bir çocuğa güzel ahlakı anlatmak kolaydır.

“İnsanlara saygılı ol.”

“Kimseyi kırma.”

“Merhametli ol.”

“Büyüklerini sev.”

diyebiliriz.

Ama çocuklarımız bizim sözlerimizden önce davranışlarımızı izler.

Anne babasının birbirine nasıl davrandığını görür.

Tartışmanın nasıl yapıldığını görür.

Öfkenin nasıl yönetildiğini görür.

Özür dilenip dilenmediğini görür.

Affetmenin ne olduğunu görür.

Ve bunları kendi hayatına taşır.

Bu nedenle çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras sadece mal, mülk veya para değildir.

Onlara bıraktığımız aile kültürü ve ahlaktır.

Evinde saygı gören çocuk, saygıyı öğrenir.

Merhamet gören çocuk, merhameti öğrenir.

Sevgi gören çocuk, sevgiyi öğrenir.

Sürekli öfke ve hakaret gören çocuk ise bunun izlerini hayatı boyunca taşıyabilir.

Bu yüzden aileyi güzelleştirmek, aslında geleceği güzelleştirmektir.

İnsan dışarıda kazandığı itibarı evinde kaybetmemeli

Bir insan toplumda çok saygın olabilir.

İş hayatında başarılı olabilir.

İnsanlara yardım edebilir.

Çevresinde sevilen ve itibarlı biri olabilir.

Bütün bunlar elbette değerlidir.

Fakat bütün bu itibarın yanında kendi ailesinin gönlünü kırıyorsa, insanın dönüp kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Ben dışarıda nasıl görünüyorum?”dan önce “Evimin içinde nasıl bir insanım?”

Çünkü dışarıdaki insanların alkışı geçicidir.

Ama eşinizin gönlünde bıraktığınız iz, çocuğunuzun size duyduğu güven ve ailenizin sizin yanınızda hissettiği huzur çok daha değerlidir.

Peygamber Efendimiz'in:

“Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.”

buyurması da bu açıdan son derece anlamlıdır.

O, güzel ahlakı sadece anlatmamış; kendi hayatında göstermiştir.

Aile küçük bir toplumdur

Aileyi yalnızca aynı evde yaşayan insanlar olarak görmemek gerekir.

Aile, toplumun ilk okuludur.

Çocuk sevgiyi ilk orada öğrenir.

Saygıyı ilk orada öğrenir.

Merhameti ilk orada öğrenir.

Sorumluluğu ilk orada öğrenir.

İnsan ilişkilerini ilk orada görür.

Bu nedenle evlerimizde kurduğumuz her cümle, yaptığımız her davranış ve sergilediğimiz her tutum aslında toplumun geleceğine bırakılmış bir mirastır.

Huzurlu aileler, huzurlu toplumların temelidir.

Belki de hepimizin kendimize sorması gereken sorular

Eşim benim yanımda kendisini huzurlu hissediyor mu?

Çocuklarım benimle konuşurken kendilerini güvende hissediyor mu?

Öfkelendiğimde ölçümü koruyabiliyor muyum?

Ailemden beklediğim anlayışı ben onlara gösterebiliyor muyum?

Hata yaptığımda özür dilemeyi biliyor muyum?

Sevgimi ifade etmekten çekiniyor muyum?

Ailemin emeğini ve fedakârlığını takdir ediyor muyum?

Eve geldiğimde huzur mu getiriyorum, yoksa gerginlik mi?

Belki de en önemli soru şudur:

“Beni en yakından tanıyan insanlar, benim hakkımda ne söylüyor?”

Çünkü insanın gerçek karakteri, kendisini tanımayanların düşüncelerinden çok, kendisiyle aynı hayatı paylaşanların gönlünde bıraktığı izde saklıdır.

Son söz: İyilik önce kendi evimizin kapısından girmeli

Kur’an bize aile içinde sevgi, merhamet ve güzel muameleyi öğretiyor.

Peygamber Efendimiz ise:

“Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır.”

buyurarak bize güzel ahlakın en yakınlarımızdan başlaması gerektiğini hatırlatıyor.

Öyleyse güzel ahlakı yalnızca toplum içinde göstermeyelim.

Önce evimize taşıyalım.

Dışarıya gösterdiğimiz güler yüzü eşimizden esirgemeyelim.

Başkalarına gösterdiğimiz sabrı çocuklarımızdan esirgemeyelim.

Yabancılara gösterdiğimiz nezaketi ailemizden esirgemeyelim.

Çünkü insanın gerçek büyüklüğü, kendisine karşı güçlü olanlara nasıl davrandığında değil; kendisine emanet edilenlere nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Ve unutmayalım:

İyilik evde başlar.

Merhamet evde başlar.

Güzel ahlak evde başlar.

Bir evde sevgi varsa çocukların kalbine umut düşer.

Bir evde merhamet varsa aile güçlenir.

Bir evde güzel söz varsa kırgınlıklar azalır.

Bir evde huzur varsa o huzur topluma taşar.

Belki de bugün ihtiyacımız olan en büyük değişim, dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce kendi evimizin içindeki dili, tavrı ve davranışı değiştirmektir.

Çünkü aileye iyi davranmak sadece aileyi mutlu etmek değildir; iyi bir insan olmanın en temel göstergelerinden biridir.

Kaynaklar:

- Kur’an-ı Kerîm, Rûm Suresi, 30/21.
- Kur’an-ı Kerîm, Nisâ Suresi, 4/19.
- Tirmizî, Menâkıb, 63, Hadis No: 3895.

Yazarın Diğer Yazıları