BELKİ DE KARŞINDAKİ SENDEN DAHA HAYIRLIDIR
Raif Medetoğlu
Her Karşındakini Hızır Bil, Her Geceyi Kadir Bil
Her insanı küçümsemeden, her geceyi ve her karşılaşmayı bir imtihan bilerek yaşamak…
“Evladım, her karşına çıkana bir evliya imiş gibi hürmet et; her geceyi Kadir, her rastladığını Hızır bil.”
Bu söz, insana yalnızca güzel davranmayı öğütleyen sıradan bir nasihat değildir. Aslında bize bir hayat ahlakı, bir insan okuma biçimi ve bir gönül terbiyesi sunar.
Çünkü biz, karşımızdaki insanın iç dünyasını bilemeyiz. Kimin Allah katında bizden daha değerli olduğunu, kimin duasının kabul edildiğini, kimin sabrının ve samimiyetinin bizi aşan bir mertebede bulunduğunu bilemeyiz.
Belki sıradan gördüğümüz bir insan, Allah katında bizden çok daha kıymetlidir.
Belki küçümsediğimiz bir garibanın duası göklere yükseliyordur.
Belki selamını almadığımız, yüzüne bakmadığımız bir insan, bizim bilmediğimiz nice imtihanları sabırla taşıyordur.
İşte bu yüzden İslam'ın bize öğrettiği ahlak, insanı görüntüsüne, makamına, servetine, şöhretine veya sosyal statüsüne göre değerlendirmemeyi emreder.
Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır.”
(Hucurât, 49/11)
Bu ayet, insan ilişkilerimizin temel taşlarından biridir.
“Belki onlar sizden daha hayırlıdır…”
Ne kadar büyük bir ikaz!
Demek ki dışarıdan bakarak insanın değerini ölçemeyiz.
Bugün makam sahibi olan yarın makamını kaybedebilir. Bugün zengin olan yarın servetini kaybedebilir. Bugün güçlü görünen yarın yardıma muhtaç hale gelebilir.
Ama insanın onuru, makamından ve malından bağımsızdır.
İnsan, Allah'ın yarattığı bir emanettir
Peygamber Efendimiz (sav) insanların birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini sadece sözleriyle değil, hayatıyla da göstermiştir.
Bir gün Hz. Peygamber'in (sav)yanından bir cenaze geçti. Efendimiz(sav)ayağa kalktı. Kendisine cenazenin bir Yahudiye ait olduğu söylenince:
“O da bir insan değil mi?”
buyurdu.
(Buhârî, Cenâiz, 50; Müslim, Cenâiz, 78)
Bu hadis bize çok büyük bir insanlık dersi verir.
İnsan olmak, başlı başına bir hürmet sebebidir.
Elbette inançlarımız, değerlerimiz ve ölçülerimiz vardır. Ancak farklılıklarımız, karşımızdakinin insanlık onurunu çiğnememize hiçbir zaman gerekçe olamaz.
“Hızır olabilir” diye değil, insan olduğu için…
“Her rastladığını Hızır bil” sözü de burada anlam kazanıyor.
Buradaki asıl mesele, karşımıza çıkan kişinin gerçekten Hızır olup olmadığını bilmek değildir.
Asıl mesele şudur:
“Ben bu insanı küçümsemeyeyim. Belki benim bilmediğim bir değeri vardır.”
Belki bir tebessüm bekliyordur.
Belki bir güzel söze ihtiyacı vardır.
Belki hayatında ilk defa biri onu gerçekten dinleyecektir.
Belki de bizim küçük gördüğümüz bir insan, Allah katında bizim tahmin edemeyeceğimiz kadar değerlidir.
Peygamber Efendimiz (sav)
“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz ve onu küçük görmez.”
buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 32)
Dikkat edelim:
“Onu küçük görmez.”
Çünkü insanı küçümsemek, sadece karşımızdakine yapılan bir haksızlık değildir; aynı zamanda kendi ahlakımızın da eksikliğidir.
Her geceyi Kadir bilmek…
“Her geceyi Kadir bil” sözü de hayatımıza ayrı bir anlam kazandırıyor.
Kadir Gecesi'nin hangi gece olduğunu kesin olarak bilmediğimiz gibi, hayatımızdaki hangi anın bizim için büyük bir fırsata dönüşeceğini de bilemeyiz.
Belki sıradan sandığımız bir gece, hayatımızın dönüm noktasıdır.
Belki bugün yaptığımız küçük bir iyilik, yarın bizim için büyük bir kurtuluşa vesile olacaktır.
Belki yıllardır önemsemediğimiz bir insanın duası, hayatımıza bereket getirecektir.
Bu yüzden mümin, hiçbir zamanı küçümsemez, hiçbir iyiliği küçük görmez ve hiçbir insanı değersiz saymaz.
Peygamber Efendimiz (sav)şöyle buyurur:
“Hiçbir iyiliği küçük görme; kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa.”
(Müslim, Birr, 144)
Demek ki insanı yücelten şey her zaman büyük işler yapmak değildir.
Bazen bir selamdır.
Bazen bir tebessümdür.
Bazen yaşlı bir insanı dinlemektir.
Bazen ihtiyaç sahibinin elinden tutmaktır.
Bazen bir insanın onurunu korumaktır.
Bazen de “Ben senden üstün değilim.” diyebilmektir.
Sosyal hayatımızda kaybettiğimiz en önemli şey: Edebin dili
Bugün sosyal hayatımızda ciddi bir problem yaşıyoruz.
İnsanları makamlarına göre selamlıyor, ekonomik güçlerine göre değer veriyor, tanınırlıklarına göre yakınlık kuruyoruz.
Güçlü olana karşı daha dikkatli, güçsüz olana karşı daha sert davranabiliyoruz.
Makam sahibine gösterdiğimiz saygıyı sıradan gördüğümüz insana göstermeyebiliyoruz.
Oysa gerçek ahlak, güçlünün karşısında eğilmek değil; güçsüzün yanında insan kalabilmektir.
Peygamber Efendimiz (sav)
“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”
buyurmuştur.
(Müslim, Birr, 34)
O halde insanları dış görünüşleriyle, makamlarıyla, servetleriyle veya toplumdaki konumlarıyla ölçmek bize yakışmaz.
Çünkü Allah'ın ölçüsü başkadır.
İnsan onuru, bizim davranışlarımızla sınanır
Bir insanı aşağılamak kolaydır.
Bir insanı susturmak kolaydır.
Bir insanın kusurunu yüzüne vurmak kolaydır.
Bir insanın zayıf tarafını kullanmak kolaydır.
Ama asıl erdem, elimize fırsat geçtiğinde karşımızdakinin onurunu koruyabilmektir.
Kur'an bize insanlara güzel söz söylemeyi emreder:
“İnsanlara güzel söz söyleyin.”
(Bakara, 2/83)
Ne kadar açık bir ölçü…
Sadece dostumuza değil.
Sadece bize faydası dokunacak insana değil.
Sadece makam sahibine değil.
İnsana güzel söz söyleyin.
Çünkü güzel ahlak, insan seçmez.
Belki de mesele tam olarak budur
“Her karşına çıkana bir evliya imiş gibi hürmet et…”
Bu söz bize herkesi kutsallaştırmayı söylemiyor.
Bize haddimizi bilmeyi öğretiyor.
“Ben bu insanın Allah katındaki yerini bilmiyorum.”
“Belki benden daha hayırlıdır.”
“Belki benim küçümsediğim insan, Allah'ın sevdiği bir kuludur.”
“Belki bugün karşıma çıkması, benim için bir imtihandır.”
İşte bu düşünce insanı kibirden korur.
Her rastladığını Hızır bilmek, insanlara safça inanmak değil; insanlara karşı kibirli olmamaktır.
Her geceyi Kadir bilmek, her gecenin Kadir Gecesi olduğuna inanmak değil; hiçbir geceyi boş ve değersiz görmemektir.
Ve belki bu sözün bize bıraktığı en büyük ders şudur:
İnsanları küçültmeden yaşa.
Kimseyi hor görme.
Kimsenin onurunu incitme.
Bir selamı esirgeme.
Bir tebessümü çok görme.
Güçsüzün yanında güçlü ol.
Ve karşındaki insanın Allah katındaki değerini bilmediğini hiçbir zaman unutma.
Çünkü biz insanların dışını görürüz.
Allah ise kalplerini bilir.
Belki bugün önümüzden geçen sıradan bir insan, bizim hayatımıza bırakılmış büyük bir imtihandır.
Belki bir tebessümümüz onun gönlünü kurtaracaktır.
Belki bir güzel sözümüz onun duasına vesile olacaktır.
Belki de biz, farkında olmadan bir insanın onurunu koruyarak kendi onurumuzu kurtaracağız.
Öyleyse gelin; insanı insandan ayırmadan, makamı değil ahlakı ölçerek, serveti değil gönlü tartarak yaşayalım.
Çünkü gerçek medeniyet, büyük binalar yapmakla değil;
insana büyük değer vermekle başlar.
Ve gerçek Müslümanlık, yalnızca ibadetlerimizde değil;
insanlara nasıl davrandığımızda da görünür.