Raif Medetoğlu

Başkalarından Umut Bekleyerek Gelecek İnşa Edilmez

Raif Medetoğlu

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Müslümanlar olarak artık çok açık bir gerçeği görmek zorundayız:

Başkalarından umut bekleyerek, başkalarının vereceği kararlara güvenerek, başkalarının bizim adımıza kuracağı hesaplara bel bağlayarak kendi geleceğimizi inşa edemeyiz.

Kendi ayakları üzerinde duramayan, kendi iradesini ortaya koyamayan ve kendi içindeki gücü bir araya getiremeyen toplumların geleceğini başkaları belirler.

Oysa bizim inancımız da tarihimiz de bize bunun tam tersini söylüyor.

Bizden istenen; edilgen bir şekilde beklemek değil, gayret etmektir.

Tedbir almak, çalışmak, dayanışmak, hakkı ve hukuku korumak ve kendi geleceğimiz için sorumluluk almaktır.

Çünkü tevekkül, tedbirsizlik değildir.

Güç, Birlikte Hareket Edebilme İradesidir

Güçlü olmak yalnızca ekonomik veya askerî imkânlara sahip olmak değildir.

Asıl güç; kendi insanına güvenebilmek, ortak akıl oluşturabilmek, farklılıklarımızı düşmanlık sebebi haline getirmeden ortak değerler etrafında birleşebilmek ve gerektiğinde birlikte hareket edebilmektir.

Bir toplumun en büyük sermayesi belki de budur:

Güven.

Birbirine güvenmeyen insanlar büyük işler yapamaz.

Birbirinin hukukunu gözetmeyen toplumlar uzun süre ayakta kalamaz.

Sürekli birbirleriyle mücadele eden insanlar, sahip oldukları enerjiyi geleceği inşa etmek yerine birbirlerini tüketmek için harcarlar.

Bu yüzden bugün bizim en fazla ihtiyacımız olan şeylerden biri, birbirimize yeniden güvenmeyi öğrenmektir.

İttifakta Hayır Vardır

Ben “ittifakta hayır vardır” derken yalnızca siyasi bir ittifakı kastetmiyorum.

İttifak; aynı düşünmek değildir.

İttifak; farklı düşünen insanların ortak değerlerde ve ortak menfaatlerde buluşabilmesidir.

İttifak; ihtilaflarımızı yok etmek değil, ihtilaflarımızın bizi birbirimize düşman etmesine izin vermemektir.

Çünkü ortaklıklarımız, ayrılıklarımızdan çok daha büyüktür.

Aynı inancın, aynı kıblenin, aynı Peygamber sevgisinin ve aynı medeniyet mirasının mensupları olarak birbirimizi tüketmek yerine birbirimizi tamamlamamız gerekir.

Kur'an-ı Kerim'in,

“Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.”

buyruğu bugün de bizim için açık bir istikamettir.

Geçmişimiz Bize Övünmekten Önce Sorumluluk Yüklüyor

Bizim tarihimiz, sadece anlatılacak büyük zaferlerden ibaret değildir.

Asırlar boyunca ilim, adalet, vakıf, ticaret, ahilik, dayanışma ve kardeşlik üzerine büyük bir medeniyet inşa edildi.

Bu medeniyetin en önemli özelliği, insanı sadece kendisi için yaşamaya mahkûm etmemesiydi.

Komşusunu düşünen bir anlayış vardı.

Yetimi, yoksulu, yolcuyu gözeten bir anlayış vardı.

Bir başkasının hakkını kendi hakkı kadar önemseyen bir ahlak vardı.

Bugün geçmişimizi hatırlarken asıl sormamız gereken soru şudur:

“Biz geçmişte ne kadar büyüktük?” değil, “Geçmişimiz bize bugün ne yapma sorumluluğu yüklüyor?”

Çünkü tarih, sadece övünmek için değil; ders almak için vardır.

Geçmişimizle övünmek kolaydır.

Asıl mesele, o mirasın bize yüklediği sorumluluğu taşıyabilmektir.

Bir Duvarın Tuğlaları Gibi

Peygamber Efendimiz (sav) müminleri birbirine kenetlenmiş bir binaya benzetiyor.

Bu benzetme aslında bize çok önemli bir şey söylüyor:

Bir tuğla tek başına bir bina değildir.

Bir insan tek başına bir toplum değildir.

Bir toplum da tek başına bir medeniyet değildir.

Büyük yapılar, birbirine güvenen insanların omuz omuza vermesiyle ortaya çıkar.

Bu yüzden bizim birbirimize bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Birimizin başarısını diğerimizin kaybı olarak görmemeliyiz.

Birimizin yükselmesini kıskanmak yerine, onu hepimizin kazanımı olarak görebilmeliyiz.

Birimizin derdi olduğunda “bana ne?” dememeliyiz.

Çünkü bizim medeniyetimizin temelinde “ben” değil, “biz” vardır.

Önce Kendimizden Başlamalıyız

İslam dünyasının birlik ve bütünlüğünden söz ederken önce kendi evimizin önünü temizlemeliyiz.

Kendi ailemizde kardeşlik hukukunu yaşatamıyorsak, toplumda kardeşlikten söz etmek kolay değildir.

Kendi şehrimizde farklı düşünen insanlarla aynı masaya oturamıyorsak, daha büyük birlikteliklerden bahsetmek sadece temenni olarak kalır.

Önce kendi aramızdaki kırgınlıkları azaltacağız.

Önce birbirimizi dinlemeyi öğreneceğiz.

Önce ortak aklı geliştireceğiz.

Önce birbirimizin hukukuna riayet edeceğiz.

Sonra bunu şehrimize, bölgemize ve daha geniş bir coğrafyaya taşıyacağız.

Vahdet, büyük sözlerle değil; küçük ama samimi adımlarla başlar.

Bölgenin Huzuru da Bizim Sorumluluğumuzdur

İslam dünyasının bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de huzur ve güven iklimidir.

Bu huzur yalnızca dışarıdan getirilecek bir çözümle sağlanamaz.

Kendi aramızdaki güveni güçlendirmeden, ekonomik ve sosyal dayanışmayı artırmadan, ortak meselelerimizde birlikte hareket etmeyi öğrenmeden kalıcı bir istikrar kuramayız.

Bölgemizde barış ve güvenliği birlikte inşa etmek zorundayız.

Hak ve hukukumuzu birlikte savunmalıyız.

Ekonomik imkânlarımızı birbirimizin aleyhine değil, birbirimizin lehine kullanmalıyız.

Gençlerimize sadece geçmişi anlatmakla yetinmemeli, onlara ortak bir gelecek tasavvuru da sunmalıyız.

Çünkü gelecek, sadece bekleyenlerin değil; hazırlananların olacaktır.

“Ben Ne Kazanacağım?” Değil, “Biz Ne Kazanacağız?”

Belki de bugün en fazla ihtiyacımız olan zihniyet değişikliği budur.

Her meseleye:

“Ben bundan ne kazanacağım?”

diye bakmak yerine,

“Biz bundan ne kazanacağız?”

diye bakabilmek.

İşte gerçek kardeşlik burada başlar.

Gerçek diğerkâmlık burada başlar.

Gerçek medeniyet şuuru burada başlar.

Çünkü insan yalnızca kendisi için yaşadığında hayatını küçültür; başkalarının hayatına dokunduğunda ise kendi hayatını anlamlandırır.

Bizim yeniden kazanmak zorunda olduğumuz ruh da budur.

Elimizi Değil, Bütün Gövdemizi Taşın Altına Koymalıyız

Bugün bize düşen geçmişimizi anlatmakla yetinmek değildir.

Bize düşen geleceği inşa etmektir.

Bunun için gücümüz yettiğince çalışacağız.

Kimi zaman bir gönlü kazanacağız.

Kimi zaman bir kırgınlığı gidereceğiz.

Kimi zaman farklı düşünen insanları aynı masada buluşturacağız.

Kimi zaman bir şehrin ortak meselesi için yan yana geleceğiz.

Ve gerektiğinde sadece elimizi değil, bütün gövdemizi taşın altına koyacağız.

Çünkü bu mesele şahsi bir mesele değildir.

Bu, gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.

Biz çocuklarımıza daha huzurlu bir coğrafya bırakmak istiyoruz.

Daha güvenli şehirler, daha güçlü toplumlar, daha müreffeh bir gelecek istiyoruz.

Bunun yolu ise birbirimizi tüketmekten değil, birbirimizi tamamlamaktan geçiyor.

Son Söz: Geçmişten Geleceğe

Bizim derdimiz kimsenin karşısında üstünlük kurmak değildir.

Bizim derdimiz; kendi ayakları üzerinde duran, hakkını ve hukukunu koruyabilen, kendi kararlarını verebilen, güçlü ama adaletten ayrılmayan bir toplum inşa etmektir.

Kimseye düşmanlık ederek değil, kendi gücümüzü oluşturarak...

Kimseyi küçümseyerek değil, kendi insanımızı yücelterek...

Başkalarından medet umarak değil, kendi irademizi ve ortak gücümüzü ortaya koyarak...

İnşallah gücümüzün yettiği kadar vahdet için, uhuvvet için, ittifak için ve İslam dünyasının yeniden ortak bir irade geliştirebilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.

Çünkü inanıyoruz ki:

Birlik sadece yan yana durmak değildir.
Birlik, gerektiğinde birbirinin yükünü taşımaktır.

Ve artık şunu çok iyi bilmeliyiz:

Başkalarından umut bekleyenlerin değil, kendi geleceğini birlikte inşa edenlerin sözü geçer.

Bizim hedefimiz budur.

İstikametimiz vahdet, düsturumuz uhuvvet, yolumuz ittifak, hedefimiz huzur ve güven.

Geçmişimizden aldığımız güçle, geleceğimizi hep birlikte inşa etmek...

Yazarın Diğer Yazıları