Raif Medetoğlu

Sloganların Değil, Şuurun Türkiye'si

Raif Medetoğlu

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Türkiye bugün yalnızca ekonomik, siyasi veya sosyal sorunlarla değil; aynı zamanda düşünme biçimimizle ilgili bir sorunla karşı karşıya.

Her kesimin kendi sloganı var.

Bir tarafın sloganı başka, diğer tarafın sloganı başka…

Bir ülkeyi sloganlar değil; düşüncenin asaleti , ortak akıl, güzel ahlak, hafıza, tarih şuuru  ve ortak gelecek duygusu maddi ve manevi yükselişe vesile olacaktır.

Türkiye’de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, belki de üzerine yeterince konuşmadığımız “şuur” meselesidir.

Çünkü giderek daha fazla bağırıyor, daha az konuşuyoruz.

Daha hızlı hüküm veriyor, daha az düşünüyoruz.

Bir insanın ne söylediğinden çok, hangi tarafta durduğuna bakıyoruz. Bir fikri anlamaya çalışmadan önce sahibinin kimliğini, siyasi görüşünü, mensubiyetini sorguluyoruz.

Sonra birkaç kelimelik sloganlarla birbirimizi tanımlıyor, sınıflandırıyor ve çoğu zaman da mahkûm ediyoruz.

Oysa slogan kolaydır.
Düşünmek zordur.

İdeolojiler haritadır, fakat pusula değildir

Ülkemizin yetiştirdiği önemli düşünür cemil meriç'in  çok çarpıcı bir tespiti var:

“Aklını ve muhakemesini kullanmayan insanı sloganlar yönlendirir.”

Hiç kuşkusuz mesele ideoloji sahibi olmak değil, ideolojinin insanın aklını, vicdanını ve muhakemesini yönetmesine izin vermemektir.


“İdeolojiler siyaset dünyasının haritalarıdır.”

Harita önemlidir.

İnsana bulunduğu yeri, gideceği yönü ve önündeki yolları gösterir.

Fakat tehlikeli bir yolculukta yalnızca haritaya güvenebilir misiniz?

Hayır.

Pusulaya da ihtiyacınız vardır.

İşte toplumlar için o pusulanın adı şuurdur.

Tarih şuuru…

Millet şuuru…

Medeniyet şuuru…

Ahlak şuuru…

Sorumluluk şuuru…

Ve en önemlisi, hakikat şuuru.

Çünkü insanın elinde harita olup pusulası yoksa, doğru yolda olduğunu zannederken yanlış istikamette ilerlemesi mümkündür.

Bugün Türkiye'nin meselesi biraz da budur.

Haritalarımız var.

İdeolojilerimiz var.

Partilerimiz var.

Kimliklerimiz var.

Sloganlarımız var.

Fakat bütün bunların üzerinde bizi ortak bir istikamette buluşturacak güçlü bir pusulaya ihtiyacımız var.


Slogan düşüncenin yerini almamalı

Slogan, bir düşüncenin özünü kısa ve etkili biçimde anlatabilir.

Bu yönüyle sloganın kendisi kötü değildir.

Sorun, slogan düşüncenin yerine geçtiğinde başlar.

Bir cümleyi tekrar etmek düşünmek değildir.

Bir grubun söylediğini aynen söylemek fikir sahibi olmak değildir.

Sosyal medyada binlerce kişinin aynı şeyi paylaşması, o şeyin doğru olduğunu göstermez.

Çünkü kalabalık her zaman hakikatin ölçüsü değildir.

Bugün sosyal medya, düşüncelerin değil çoğu zaman tepkilerin hızla yayıldığı bir alan hâline geldi.

Bir haber çıkıyor.

Henüz olayın tamamı bilinmeden taraflar belirleniyor.

Bir görüntü paylaşılıyor.

İnsanlar birkaç saniye içinde hüküm veriyor.

Bir etiket ortaya çıkıyor.

Binlerce kişi aynı cümleyi tekrarlıyor.

Ve sonunda tekrar, hakikatin yerine geçiyor.

İşte tam burada şuur devreye girmelidir.
Şuur insana durmayı öğretir.

Sormayı öğretir.

Dinlemeyi öğretir.

Şüphe etmeyi değil, sorgulamayı öğretir.

Kendi tarafının da hata yapabileceğini kabul ettirir.

Slogan bağırır, şuur konuşur

Belki de bugün Türkiye'nin en fazla ihtiyaç duyduğu cümlelerden biri şudur:

“Düşünce ile çığlık bağdaşmaz.”

Çünkü bağırmak, haklı olmanın delili değildir.

Sesin yüksekliği, fikrin doğruluğunu artırmaz.

Karşımızdakini susturmak, onu çürüttüğümüz anlamına gelmez.

Tam tersine, medeni toplumlarda güçlü fikir bağırarak değil, gerekçesiyle konuşur.

Şuurun sesi çığlık değildir.

Şuur konuşur.

Sorar.

Dinler.

Karşılaştırır.

Muhakeme eder.

Yanıldığında geri adım atabilecek kadar da ahlaklıdır.

Türkiye'nin yeni bir “biz” diline ihtiyacı var

Türkiye uzun zamandır “biz ve onlar” diliyle yoruluyor.

Siyasette…

Sosyal medyada…

Televizyon ekranlarında…

Kahvehanelerde…

Aile sohbetlerinde bile…

Birbirimizi anlamaktan çok birbirimize üstün gelmeye çalışıyoruz.

Oysa bir ülkenin geleceği, vatandaşlarının birbirini yenmesiyle değil, birlikte çözüm üretebilmesiyle inşa edilir.

Burada “ortak akıl” kavramı büyük önem taşıyor.

Ortak akıl, herkesin aynı düşünmesi değildir.

Ortak akıl, farklı düşünen insanların aynı masada oturabilmesidir.

Birbirini dinleyebilmesidir.
Farklı fikri tehdit olarak görmemesidir.

Eleştiriyi düşmanlık olarak kabul etmemesidir.

Kendi doğrularımızı savunurken başkasının haklı olabileceği ihtimalini de hesaba katabilmektir.

Asıl medeniyet burada başlar.

Peki bizim pusulamız ne olacak?

Partiler değişebilir.

İktidarlar değişebilir.

Siyasi gündemler değişebilir.

İdeolojiler zaman içinde dönüşebilir.

Sloganlar bugün başka, yarın başka olabilir.

Ama bir toplumun üzerinde yükseldiği temel değerler değişmemelidir.

Adalet.

Ahlak.

Liyakat.

Ehliyet.

Hak ve hukuk.

İnsan onuru.

Milli birlik.

Toplumsal dayanışma.

Ortak gelecek.

İşte bunlar bizim pusulamız olmalıdır.

Çünkü pusulasız bir gemi, elindeki en güzel haritayla bile kaybolabilir.

Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir slogan yarışından çok, ortak bir istikamet arayışıdır.


Artık birbirimize şu soruyu sormalıyız

“Sen hangi taraftasın?”
sorusundan önce,

“Bu ülke için neyin doğru olduğuna inanıyorsun?”

diye sormalıyız.

“Bizden misin?”

sorusundan önce,

“Hakikatin yanında mısın?”

diye sormalıyız.

“Kim kazandı?”

sorusundan önce,

“Türkiye ne kazandı?”

diye düşünmeliyiz.

Çünkü mesele artık kimin daha yüksek sesle bağırdığı değildir.

Mesele, kimin daha doğru düşündüğü ve daha doğru istikamet gösterdiğidir.

Türkiye'nin geleceğini sloganların gürültüsüne bırakamayız.

Çocuklarımızın geleceğini günlük siyasi hesapların içine hapsedemeyiz.

Bu ülkenin enerjisini birbirimizle kavga ederek tüketemeyiz.

Dünyanın hiç bir yerinde çekişme'den didişme'den bir başarı hikâye'si yazılmamıştır.

Bize yeni düşmanlar değil, yeni bir ortak gelecek fikri gerekiyor.

Bize daha fazla slogan değil, daha fazla şuur gerekiyor.

Bize birbirimizi susturacak kalabalıklar değil, birbirimizi dinleyecek akıllı ve ahlaklı insanlar gerekiyor.

Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken en önemli soru şu:

“Ben hangi sloganın peşinden gidiyorum?” değil;


“Ben hangi değerlerin üzerinde nasıl bir Türkiye inşa etmek istiyorum?”

Çünkü;

Slogan kalabalık oluşturur.
Şuur istikamet verir.

Slogan insanları aynı anda bağırmaya çağırır.
Şuur aynı hedefe doğru yürümeyi öğretir.

Ve Türkiye'nin bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacı olan şey şudur:

Daha az çığlık, daha çok düşünce.
Daha az kutuplaşma, daha çok ortak akıl.

Daha az slogan, daha çok şuur.

Çünkü güçlü Türkiye, yalnızca güçlü bir devletle değil; neyi, neden savunduğunu bilen şuurlu bir toplumla kurulur.

Vesselam...

Yazarın Diğer Yazıları