Bir Ömrün, Bir Davanın ve Bir Hakikatin Hikâyesi
Raif Medetoğlu
Bugün Asrın Sessiz İnkılâbı olarak ifade edebileceğimiz ve Bir Ömrün, Bir Davanın, Bir Hakikatin Hikâyesini kısa ve öz bir usul ile idrakinize misafir olmak istiyorum.
Her yıl, bir takvim yaprağı daha sessizce düşer…
Fakat bazı isimler vardır ki, onların vefatı bir son değil; bir dirilişin başlangıcıdır.
İşte Bediüzzaman Said Nursî de böyle bir isimdir.
Onun hayatı, sadece bir âlimin biyografisi değil; aynı zamanda bir çağın sancılarına verilmiş derin ve sarsılmaz bir cevaptır.
Onun davası bir çöküşün İçinden doğan diriliştir.
Osmanlı’nın son demleri…
İnanç ile akıl arasına duvarların örülmeye çalışıldığı, medeniyet iddiasının sarsıldığı, ümmetin fikrî dağılma yaşadığı bir dönem…
İşte tam bu kırılma anında, Bediüzzaman Said Nursî sahneye çıktı.
O, kılıçla değil kalemle mücadele etti.
Siyasî sloganlarla değil, iman hakikatleriyle konuştu.
Çünkü onun davası; geçici iktidarların değil, ebedî hakikatlerin davasıydı.
Risale-i Nur Davasının Vücut Bulması Kolay olmadı.
Sürgünler, hapisler, tecritler…
Fakat hiçbir baskı, onun kalemini susturamadı.
Neticede ortaya çıkan eser:
Risale-i Nur Külliyatı
Bu eserler sadece bir tefsir değil;
İman ile aklı barıştıran,
Şüpheyi ilimle dağıtan,
Modern insanın zihnindeki karanlıkları aydınlatan bir irfan manifestosudur.
Risale-i Nur’un en büyük sırrı şudur:
Zorlamaz, ikna eder.
Korkutmaz, düşündürür.
Dayatmaz, kalbe hitap eder.
Peki Neden Tüm Dünyada Karşılık Buldu?
Bugün Afrika’dan Asya’ya, Avrupa’dan Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyada
Risale-i Nur Külliyatı okunuyorsa, bunun sebebi sadece dinî bir metin olması değildir.
Çünkü bu eserler:
Evrensel insan problemlerine cevap verir
İnanç krizine karşı aklî deliller sunar
Modern çağın bunalımlarına ruhî bir denge getirir
Ve en önemlisi…
İnsanı, kendisiyle ve Rabbiyle barıştırır.
O Sessiz Ama Sarsıcı Bir Devrimin Baş aktörüdür.
Bediüzzaman Said Nursî, ne bir ordu kurdu ne de bir siyasi hareket başlattı.
Ama bugün milyonlarca insanın kalbinde bir dirilişe vesile oldu.
Bu, tarihin en ilginç zaferlerinden biridir:
Görünmeyen ama etkisi her yerde hissedilen bir inkılâp…
Onun Davası Neyi Savunuyordu?
Onun davası:
İmanın akıl ile tahkik edilmesini
İslam’ın çağın diliyle anlatılmasını
Cehalet, fakirlik ve ihtilafla mücadeleyi savunuyordu
Kısacası o, bir medeniyetin yeniden inşasını hedefliyordu.
Bugün üzerimize düşen sorumluluk
Onun vefat yıl dönümünde kendimize evvela şu soruyu sormalıyız:
Biz, onun bıraktığı mirasın neresindeyiz?
Sadece ananlardan mı,
yoksa anlayanlardan mıyız?
Çünkü bu dava, sadece okunacak bir metin değil;
yaşanacak bir hakikattir.
Bir ömür düşünün…
Zincirlerle sınanmış, sürgünlerle yoğrulmuş ama asla eğilmemiş…
Ve bir dava düşünün…
Ölümle bitmeyen, aksine her geçen gün daha da büyüyen…
İşte Bediüzzaman Said Nursî’nin başarı hikâyesi budur.
Onun hayatı bize şunu haykırıyor:
“Hakikat, er ya da geç galip gelir.
Yeter ki ona adanmış bir ömür olsun.”
Rahmet ve minnetle...