Prof. Dr. Faruk Kaya

TRENİ KAÇIRMAMAK: YENİ SANAYİ HARİTASINDA AĞRI

Prof. Dr. Faruk Kaya

WhatsApp

AĞRI KARAKÖSE HABER WhatsApp Kanalını Takip Et

En güncel haberler için bizi WhatsApp kanalımızdan takip edin!

WhatsApp TAKİP ET

Sivas–Iğdır Sanayi Gelişim Koridoru ve Ağrı’nın Stratejik Konumu Üzerine Bir Değerlendirme


Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye, yalnızca yeni fabrikalar kurmayı değil, üretim coğrafyasını yeniden şekillendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir kalkınma sürecine girmiştir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Sanayi Alanları Master Planı, bu vizyonu somutlaştıran düzenlemelerin başında gelmektedir. Plana göre mevcut 155 bin hektarlık planlı sanayi alanı 350 bin hektara çıkarılacak, sanayinin Marmara’daki yoğunluğu Anadolu’ya dengeli biçimde yayılacak ve bu yeni üretim alanları güçlü ulaşım ile enerji altyapılarıyla desteklenecektir. Bu kapsamda Samsun–Mersin, Mersin–Şırnak, Trabzon–Şırnak ve Sivas–Iğdır olmak üzere dört yeni Sanayi Gelişim Koridoru oluşturulacağı açıklanmıştır.


Planın önemli bir özelliği, koridorların eşzamanlı değil, kademeli biçimde hayata geçirilecek olmasıdır. İlk faz Samsun–Mersin hattında başlamış; Sivas–Iğdır ekseni ise sonraki fazlara bırakılmıştır. Dolayısıyla Sivas–Iğdır Sanayi Gelişim Koridoru, henüz tasarım masasındadır; bu da koridorun hâlâ biçimlendirilebilir olduğu anlamına gelir. Bugün ortaya konacak bilimsel veriler ve teknik analizler, yarının yatırım kararlarını etkileyebilecek niteliktedir.

Sivas–Iğdır Koridoru’nu yalnızca güzergâh üzerindeki illeri ilgilendiren bir ulaşım projesi saymak, bu modelin doğasını yanlış okumak olur. Sanayi gelişim koridorları bugün; ana ekseni besleyen üretim merkezleri, lojistik üsler, organize sanayi bölgeleri, enerji kaynakları ve uluslararası ticaret kapılarıyla birlikte değer üreten bütünleşik kalkınma alanları olarak planlanmaktadır. Dolayısıyla bir koridorun başarısı, yalnızca ana eksendeki illerle değil, o ekseni ekonomik ve lojistik açıdan güçlendirecek stratejik merkezlerin doğru değerlendirilmesiyle ölçülür.

Asıl mesele de burada düğümlenmektedir. Türkiye yeni sanayi haritasını çizerken, İran’a açılan en önemli ticaret kapılarından Gürbulak’a ev sahipliği yapan, uluslararası E-80 karayolu üzerinde bulunan, güçlü tarım ve hayvancılık potansiyeline, jeotermal kaynaklara ve maden rezervlerine sahip Ağrı neden bu vizyonun daha görünür bir parçası olarak değerlendirilmesin? Kaldı ki Bakanlığın açıkladığı saha seçim ölçütleri — tarımsal üretim kapasitesi, geniş ve uygun arazi varlığı, enerji kaynaklarına ve ulaşım ağlarına yakınlık Ağrı’nın güçlü yönleriyle büyük ölçüde örtüşmektedir. 

Bu sorunun, planlama süreci sürerken ve bilimsel veriler ışığında tartışılması; yalnızca Ağrı’nın değil, ülkemizin uzun vadeli bölgesel kalkınma hedefleri açısından da değerli bir katkı olacaktır.


Ağrı, Türkiye’nin doğuya açılan en stratejik illerinden biridir. Gürbulak Sınır Kapısı yalnızca İran ticaretinin değil; Kafkasya, Orta Asya ve Uzak Doğu’ya uzanan uluslararası kara taşımacılığının da en önemli geçiş noktalarından biridir. Avrupa’yı İran’a bağlayan E-80 karayolu ilin merkezinden geçmektedir. Ahmed-i Hâni Havalimanı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, genç nüfusu ve geniş arazi varlığı, ilin lojistik ve üretim merkezi olma altyapısını güçlendiren unsurlardır.

Ancak Ağrı’nın değeri ulaştırma ve sınır ticaretiyle sınırlı değildir. Diyadin’deki jeotermal kaynaklar, Türkiye’nin en önemli yenilenebilir enerji potansiyellerinden birini oluşturmaktadır. 

Son yıllarda gündeme gelen altın rezervleri ilin madencilik açısından yeni fırsatlar sunmakta; büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı bakımından da Ağrı, Türkiye’nin önde gelen illeri arasında yer almaktadır. Buna rağmen bu potansiyeli katma değere dönüştürecek sanayi yatırımları son derece sınırlıdır. İlin başlıca sanayi kuruluşları hâlâ Ağrı Şeker Fabrikası ile Doğubayazıt’taki Arkoz Çimento Fabrikasıdır; hayvancılıktaki güçlü potansiyele rağmen et entegre tesisleri, süt işleme, deri ve yün sanayisi, yem fabrikaları ve tarımsal ürünleri değerlendirecek modern yatırımlar beklenen düzeye ulaşamamıştır.

Ağrı’nın yakın ekonomik tarihi bize önemli bir ders vermektedir. 2000’li yılların başında büyük umutlarla kurulan Eleşkirt Deri İşleme Tesisi, sürdürülebilir bir üretim modeli kurulamadığı için bugün atıl durumdadır. Bir dönem faaliyet gösteren süt fabrikasının kapanması da benzer bir tabloyu yansıtır. Aynı şekilde, dünyanın en kaliteli karbondioksit rezervlerinden birini değerlendirmek üzere Diyadin’de kurulan AG-KAR tesisinin yaşadığı süreç, tek başına yatırım yapmanın yeterli olmadığını göstermektedir. 

Bütün bu örnekler aynı gerçeğe işaret eder: Sürdürülebilir kalkınma, birbirinden bağımsız fabrikalarla değil; birbirini besleyen sanayi ekosistemleriyle mümkündür.


Sanayi Gelişim Koridorlarını önceki yatırım modellerinden ayıran nokta da budur. Bu model yeni tesisler kurmakla yetinmez; ulaştırmayı, enerjiyi, lojistiği, organize sanayi bölgelerini, üniversiteleri ve uluslararası ticaret ağlarını aynı plan içinde buluşturur. Ağrı’nın potansiyeli de hak ettiği karşılığı ancak böyle bir bütünlük içinde bulabilir.


Yakın geçmişte Zengezur Koridoru’yla bağlantılı demiryolu güzergâhı şekillenirken, Ağrı bu stratejik ağ içinde hak ettiği yeri maalesef alamamıştır. Geçmişin muhasebesini yapmak yerine, önümüzdeki fırsatı zamanında değerlendirmek çok daha anlamlıdır. 

Bu kez tren henüz istasyondadır: Sivas–Iğdır Koridoru hâlâ planlanmakta, dolayısıyla doğru hazırlıkla yönlendirilebilmektedir.


Ağrı’nın bu süreçte değerlendirilmesi, hem ilin ekonomik geleceği hem de Türkiye’nin doğuya açılan lojistik kapasitesi açısından stratejik bir kazanç olacaktır. Gürbulak üzerinden İran’a, Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya uzanan ticaret aksının üretim merkezleriyle desteklenmesi, ülkemizin ihracat gücüne doğrudan katkı sağlayacaktır. 

Bu vizyonun Ağrı’ya getireceği sonuçlar somuttur: tarım ve hayvancılık sanayiyle bütünleşecek, et ve süt entegre tesisleri gelişecek, deri sanayisi yeniden canlanabilecek; lojistik merkezler, soğuk hava depoları, gümrük antrepoları ve ihracata yönelik üretim tesisleri yatırım çekebilecek; jeotermal enerji, enerji yoğun sanayi yatırımlarına yeni kapılar aralayabilecektir. Bütün bunların en anlamlısı ise, yıllardır kanayan bir yara hâline gelen göç sorununun hafiflemesi olacaktır.

Çünkü Ağrı’nın en büyük zenginliği ne altını, ne jeotermali, ne de mera varlığıdır. Ağrı’nın en büyük zenginliği insanıdır. Ne yazık ki son yıllarda özellikle eğitimli ve nitelikli genç nüfus, iş ve gelecek umuduyla önce büyükşehirlere, ardından yurt dışına yönelmektedir. 

Bir ilin en ağır kaybı, yetişmiş insanını yitirmesidir. Nitekim TUİK verilerine göre 2011’de yaklaşık 555 bine ulaşan Ağrı nüfusu, 2025’te 490 bin düzeyine gerilemiş; il son on dört yılda göç yoluyla yaklaşık 65 bin insanını kaybetmiştir. Üretimin olmadığı yerde istihdam oluşmaz; istihdamın olmadığı yerde ise göç kaçınılmaz hâle gelir.
Bu nedenle bugün konuşmamız gereken, bir güzergâh meselesi değildir. 

Mesele, Türkiye’nin yeni sanayi vizyonunda Ağrı’nın stratejik avantajlarının hak ettiği biçimde değerlendirilmesidir. Bu süreçte ilimiz adına sorumluluk taşıyan tüm siyasi aktörlerin, kamu kurumlarının, üniversitenin, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, iş dünyasının ve basın mensuplarının ortak bir vizyon etrafında buluşması büyük önem taşımaktadır. Çünkü hiçbir il yalnızca coğrafi konumuyla kalkınmaz; illeri kalkındıran, doğru planlama, ortak irade ve zamanında harekete geçebilme becerisidir.


Türkiye yeni sanayi haritasını çiziyor. Temennimiz; Ağrı’nın bu haritada yalnızca sınırda yer alan bir il olarak değil; üreten, işleyen, ihraç eden, istihdam oluşturan ve Türkiye’nin doğuya açılan stratejik üretim ve lojistik merkezlerinden biri olarak yer almasıdır.

Ve tarih bize hep aynı gerçeği göstermiştir:


Geleceği değiştirenler, fırsatları zamanında görebilenlerdir.

Yazarın Diğer Yazıları